Kuzey Kıbrıs'ta cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu yarın. Hali hazırdaki Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, bağımsız aday olarak yeniden seçime katılırken ana muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) adayı ise Genel Başkanı Tufan Erhürman oldu. Kıbrıs sorununa getirilen iki devletli çözüm ve federatif çözümün temel gerilimin iki ucu olduğu seçimde Saray iktidarı iki devletli çözümden yana olan Ersin Tatar için adeta seferber oldu. Sosyalistler ise Tatar'ın karşısında olduklarını ifade ederken Erhürman'ı federatif çözümü açıktan savunmamakla eleştiriyor ve doğrudan destek çağrısı yapmıyor

Kuzey Kıbrıs'ta cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu yarın (19 Ekim). Hali hazırdaki Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Ulusal Birlik Partisi (UBP), Demokrat Parti (DP) ve Yeniden Doğuş Partisi'nden (YDP) oluşan koalisyon hükümetinin desteğiyle bağımsız aday olarak yeniden seçime katılırken ana muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) adayı ise Genel Başkanı Tufan Erhürman oldu. Seçimin bu iki aday arasında geçeceği tahmin edilse de pusulada bağımsız adaylar Hüseyin Gürlek, Mehmet Hasgüler, Arif Salih Kırdağ, Ahmet Boran ve İbrahim Yazıcı'nın yanı sıra Kıbrıs Sosyalist Partisi'nin adayı Osman Zorba da yer alıyor. Seçimin ilk turunda herhangi bir adayın yüzde 50+1 oy alamaması durumunda seçim ikinci tura kalacak.
Daha önceki seçimde de Mustafa Akıncı'ya karşı Ersin Tatar'ı açıkça destekleyen Saray iktidarı, bu seçimde de Tatar için adeta seferber.
Son haftalarda çok sayıda AKP ve MHP’li adaya giderek Tatar’a destek ziyaretleri gerçekleştirdi. Geçtiğimiz hafta sonu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve eski Başbakan Binali Yıldırım, Tatar ile bir araya geldi. Bu ziyaretlerin yanı sıra eski bakanlar Süleyman Soylu ve Hulusi Akar ile birlikte bazı AKP ve MHP milletvekilleri de Lefkoşa’da temaslarda bulundu.
Destek ziyaretleri bununla da sınırlı kalmadı. Bu yıl AKP Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyeliğine getirilen eski futbolcu Mesut Özil, Lefkoşa’daki Yunus Emre Enstitüsü tarafından çocuk ve gençlere yönelik düzenlenen bir etkinliğe katıldı. Etkinlik sırasında Özil, Tayyip Erdoğan’ı telefonla arayarak salondaki katılımcılara Cumhurbaşkanı’nın mesajını dinletti. Erdoğan’ın telefondaki konuşmasında, gençlere hitaben “yüklerinin ağır olduğunu” söyleyerek “İnşallah Kıbrıs seçimlerini kazanmak için de ellerinden geleni yapmalılar” dedi

MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya, MHP milletvekilleri Ahmet Erbaş, Abdurrahman Başkan ve Lütfi Kaşıkçı da Tatar'a destek ziyaretinde bulundu. MHP çizgisinde yayın yapan Türkgün gazetesi ziyareti birinci sayfadan "Kıbrıs Türk'tür, federasyon kabul edilemez" başlığıyla verdi. MHP de resmi sosyal medya hesabından gazetenin bu bölümünü paylaştı.
Kuzey Kıbrıs'taki seçimde ana belirleyen gerilim Kıbrıs sorununa getirilen çözüm önerileri arasında şekilleniyor. Tatar, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi onaylı federasyon temelindeki çözüm modelinin artık tükendiğini iddia ediyor. Federasyon görüşmelerinin Rum tarafının “uzlaşmaz tutumu” nedeniyle sonuçsuz kaldığını iddia eden Tatar, Ada’da egemen eşitliğe dayalı iki devletli bir çözümün tek gerçekçi yol olduğunu öne sürüyor. Bu yaklaşım, Saray rejiminin de politikasıyla örtüşüyor. Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz ay BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununa dair şunları söylemişti:
Kıbrıs meselesinin çözümü daha önce defalarca denenmiş ancak Rum tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle tüketilmiş federasyon modeli üzerine bina edilemez. Kıbrıs Adası’nda iki ayrı devlet ve iki ayrı halk vardır.
Tatar’ın karşısındaki en güçlü aday olan Erhürman ise, iki devletli çözümün gerçekçi bir seçenek olmadığını düşünüyor. Erhürman’a göre bu model, Kuzey Kıbrıslıların uluslararası alanda yaşadığı izolasyon ve mağduriyetleri derinleştiriyor. CTP lideri, Kıbrıs’ın geleceği için müzakere sürecine dönüş çağrısı yapıyor.
Saray iktidarı Erhürman'ı "federasyonu desteklemekle" suçlasa da Kuzey Kıbrıslı sosyalist parti Bağımsızlık Yolu, Erhürman'ı bu konuda "çekimser" kalmakla eleştiriyor. Bağımsızlık Yolu Omorfo Bölge Sorumlusu Celal Özkızan, katıldığı Emeğin Gündemi programında “Erhan Arıklı (YDP Genel Başkanı), Ersin Tatar, Recep Tayyip Erdoğan federasyon bitmiştir diyor, Tufan Erhürman ise bunu savunmuyor. Sürekli 'ben müzakere masasına geri döneceğim' diyor ancak federasyonun tartışmasını yürütmüyor” dedi. Özkızan, bu durumun ardında oy kaygısı olduğunu düşündüklerini ifade etti.
Bugün federasyonun savunulmasının, Kıbrıslı Türklerin uluslararası toplumda bir meşruiyet kazanması için tek yol olduğunu belirten Özkızan, mevcut politikaların toplumu uluslararası alanda yalnızlaştırdığını söyledi. “UBP seçmenine de YDP seçmenine de sorsanız, herkes Kıbrıslı Türklerin tanınmamışlığından yakınıyor” diyen Özkızan, federasyonun bununla ilgili bir çözüm önerisi olduğunu vurguladı.

Bağımsızlık Yolu bu seçimde aday çıkarmadı. Bağımsızlık Yolu, 2025 seçimlerinde aday göstermeyeceğini açıklarken, tutumlarını “Ersin Tatar’ın sembolize ettiği irade gasbına karşı durmak, ancak aynı zamanda Erhürman’ın da ensesinde olmak” şeklinde özetledi. Parti, seçimleri toplumsal mücadelenin yalnızca bir cephesi olarak gördüklerini, esas değişimin halkın örgütlü gücüyle gerçekleşeceğini vurguladı.
Bağımsızlık Yolu Parti Meclisi’nin almış olduğu kararı açıklayan Bağımsızlık Yolu Genel Sekreteri Umut Ersoy, halkın büyük bölümünün bu seçimi “2020 seçimlerinin üçüncü turu” olarak gördüğü, temel beklentinin ise Cumhurbaşkanlığı makamını işgal ettiği ifade edilen Ersin Tatar’ın görevden uzaklaştırılması olduğu belirtildi.
Basın açıklamasında, Tatar’a karşı duyulan öfkenin; 2020 seçim sürecinde yaşanan müdahaleler ve irade gasbı, iki devletçi politikaların Kıbrıslı Türkleri siyasal açıdan hiç olmadığı kadar izole etmesi ve hükümetin ekonomik, sosyal ve yapısal krizleri derinleştirmesi şeklinde üç başlıkta toplandığı kaydedildi.
Bağımsızlık Yolu Parti Meclisi’nin aldığı kararda, Tatar karşısında en güçlü aday konumundaki Tufan Erhürman’a da eleştiriler yöneltildi.
Erhürman’ın federal çözüm başta olmak üzere, anayasa değişiklikleri ve Kıbrıs sorunundaki pozisyonu gibi kritik konularda net bir duruş sergilemekten kaçındığı belirtilerek, “Erhürman’ın muğlak tavrı, kendisine eleştirel destek vermemizi dahi mümkün kılmamaktadır” ifadesine yer verildi.
Açıklamanın sonunda Bağımsızlık Yolu, “meselemiz şahıslar değil, siyasal programlardır” diyerek, seçimlerden sonra da federal çözüm mücadelesini sürdüreceklerini ve külliyeye oturacak her ismin üzerinde baskı kuracaklarını belirtti.
Bağımsızlık Yolu, esas zaferin sandıkta değil, hayatın her alanında verilen uzun soluklu, programa dayalı, örgütlü mücadele ile kazanılacağını ifade ederek basın açıklamasını sonlandırdı.
Bağımsızlık Yolu Parti Meclisi’nin almış olduğu kararın tam metni şöyle:
Tatar’ın karşısında, Erhürman’ın ensesindeyiz!
Emekçinin Partisi Bağımsızlık Yolu olarak, 2025 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yürüttüğümüz değerlendirme ve tartışmalarda, seçime dair alınacak en doğru tutumun ne olduğuna dair uzun ve zorlu bir sürecin içinden geçtik. Tutumuzu belirlerken, parti organlarımızda yürütülen çok yönlü değerlendirmeleri, halkın nabzını tutma çabalarımızı, üyelerimizin yaklaşımlarını ve beklentilerini, teorik-pratik tartışmaları, sokaktan yansıyan somut tespitleri, tarihsel koşulları, toplumsal dinamikleri ve mücadelenin seyrine dair öngörüleri dikkate aldık. Hem seçim tavrımızı hem de seçim sonrasında devam edecek olan toplumsal mücadelemiz için kılavuz olacak değerlendirmelerimizi bu metinle ortaya koymaya çalıştık.
Sürece dair en net tespitimiz odur ki; halkımız, oldukça haklı sebeplerle, 2025 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Ersin Tatar’dan ve temsil ettiği irade gaspından kurtulma süreci olarak görmektedir. Seçimle ilgili sokaktan yansıyan en temel beklenti; Tatar’ın işgal ettiği Cumhurbaşkanlığı makamından sökülüp atılmasıdır. Toplumdan Tatar’a yönelen öfkenin kökleri üç ana ayakta yoğunlaşmaktadır: 1- 2020 seçim sürecine ilişkin müdahaleler ve irade gaspıyla temellenen meşruiyet sorunu, 2- Tatar’ın sürdürdüğü iki devletçi çizginin Kıbrıslı Türkleri siyasal açıdan hiç olmadığı kadar izole etmesi, 3- Tatar’ın ve iki devlet politikasının destekçisi UBP-DP-YDP hükümetinin toplumu ekonomik, sosyal ve yapısal çöküşe sürüklemesi.
Kıbrıslı Türklerin ciddi bir kesimi bu seçimi 2020 yılında yaşanan müdahale, hile ve skandallara verilecek bir yanıt olarak algılamakta, bu seçime adeta “2020 seçimlerinin üçüncü turu” olarak bakmaktadır. 2020 yılında halkın iradesini gasp edenlerin bir maşa olarak kullandığı Tatar, 5 yıl boyunca adeta atanmış bir memur olarak talimatları eksiksiz yerine getirmiş, emir alıp uygulamaktan başka bir vasfı olmadığını herkese kanıtlamıştır. Ersin Tatar ve onu koltuğa taşıyan AKP-MHP iktidarı, yıllardır ‘federasyon zaman kaybıdır, iki devletli çözüm ve kktc’nin tanınması için çalışacağız’ iddiasını tekrarlamaktadır. Ancak ortada bir gerçek vardır: Tatar, görev süresi boyunca, ne kktc’nin tanıtılması yönünde somut bir diplomasi hamlesi yapmış, ne de bunun için bir yol haritası ortaya koymuştur. Aksine, sırtını Türkiye egemenlerine yaslayıp, koltuğunu milliyetçi nutuklarla idare eden, görev süresini kişisel emeklilik tatiline çevirmiş bir cumhurbaşkanına dönüşmüştür. Bugün Kıbrıslı Türk toplumu, Tatar döneminde, 2000’li yıllardan bu yana en izole, en tanınmamış, en saygınlıktan yoksun dönemini yaşamaktadır. Tatar’ın cumhurbaşkanlığı makamını işgal ettiği her saniye, takiyeci iki devlet politikasının sürdürüldüğü her aşama; Kıbrıslı Türklerin varlığını görünmez kılan bir vakit kaybıdır. Tatar dönemi bir kez daha göstermiştir ki; Kıbrıslı Türklerin kendi doğrularıyla, kendi yanlışlarıyla, kendi kimliğiyle dünyaca tanınan bir statüye sahip olmasının yolu, siyasal anlamda eşit öznesi olduğu birleşik federal Kıbrıs’tan geçmektedir. Tatar’a yönelen öfkenin bir başka ayağı ise, iki devlet politikasının hükümetteki temsilcilerinin yaptıklarının ve yapmadıklarının sorumluluğunu paylaşıyor olmasıdır. UBP-DP-YDP hükümeti halkın gündelik sorunlarına çare üretmek bir yana dursun, talancı sermaye sınıfının temsilciliğini en iyi şekilde yapmakta ve Kıbrıs’ın kuzeyindeki toplumsal yaşamı içinden çıkılmaz bir cehenneme çevirmektedir. Yolsuzluklar başta olmak üzere, kamusal hizmetlerdeki tahribat, yoksullaşma, enflasyon, ultra zenginler ve halk kesimleri arasında giderek artan eşitsizlik, eğitim ve sağlık başta olmak üzere halkın hak ettiği kamusal hizmetleri alamaması, plansız nüfus politikaları, asgari ücret, enerji kesintileri, altyapı sorunları, dinsel gericiliğe açılan alan, ardı arkası kesilmeyen skandallar, saymakla bitmeyecek kadar yapısal sorun ve her yerinden çürüyen mevcut rejim, halkta derin bir gelecek kaygısı ve mevcut siyasal hattın temsilcilerine karşı öfke yaratmış durumdadır. Bağımsızlık Yolu olarak, halkta Tatar’a karşı yönelen meşru öfkeyi ve değişim istencini paylaşıyor, Tatar’ın ve temsil ettiği siyasal hattın karşısında olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz.
Emekçinin partisi Bağımsızlık Yolu olarak, siyasal eşitliğe dayalı, Kıbrıslı Türklerin dünyaca tanınmış bir statüye kavuştuğu ve adanın birleştiği federal bir çözümün savunucusuyuz. Anti-emperyalist bir çizgide, İngiliz üsleri başta olmak üzere adadaki tüm yabancı güçlere karşı halkların söz, yetki, karar ve iktidar hakkını savunan, sınıf mücadelesini programının merkezine koyan, “Bağımsız Kıbrıs”ı şiar edinmiş devrimci bir partiyiz. Özellikle iki turlu seçimlerde, sol siyasetlerin mutlaka kendi adayları aracılığıyla sözlerini duyurmasının gerekliliğine inanıyoruz. Böylesi çok adaylı bir propaganda sürecinin, emek eksenli fikirlerin kitlelere ulaşmasına vesile olmasının yanı sıra, dâhil olan tüm siyasetler üzerinde sola çeken bir çapa etkisi yaratarak -seçilememesi ya da ikinci tura kalamaması hâlinde dahi- siyasetin yönünü etkilediğine kaniyiz. Fakat geldiğimiz noktada süreç; toplumdaki güçlü değişim isteği bizi bambaşka bir tabloya taşıdı. Beklenen iki turlu geniş bir yarış değil, ağırlıklı olarak iki adayla sınırlı ve muhtemelen tek turda bitecek bir seçim atmosferi oluştu. Toplumun çok geniş bir kesimi, Ersin Tatar’ın temsil ettiği irade gaspına duyulan tepkiyle, değişim arzusunu bir arada göstermek istediğini ortaya koydu. Ne var ki, ortaya çıkan alternatif aday, federasyoncu bir programla kesin bir çizgi sunmaktan, kararlı ve net bir liderlik sergilemekten kaçınmaktadır. Tutumumuzu belirlerken, bugün kitlelerde hâkim olan “2020’nin üçüncü turu” algısını, federal çözümü savunan çevrelerde oluşan “oylar bölünmesin” hassasiyetini dikkate alıyoruz. Siyasi iklim ve güncel ihtiyaçlar böylesi muğlak bir adayın etrafında toplumun birleşmesini getirse de, yerine konacak siyasetin niteliğini tartışmadan kabul etmenin, yeni hayal kırıklıklarına sebep olabileceği uyarısını bugünden yapma sorumluluğunu taşıyoruz.
Tüm bu değerlendirmelerin ışığında, emekçinin partisi Bağımsızlık Yolu 2025 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde aday göstermeyerek, “Ersin Tatar’ın sembolize ettiği irade gaspını alaşağı etmekten yana” tavır almaktadır. Ancak partimiz kendisini Ersin Tatar’ın karşısında konumlarken, Erhürman’ın da ensesinde olduğunu vurgulama gereği duymaktadır. Çünkü Erhürman’ın federal çözüm gibi temel bir mücadele alanında dahi ortaya net bir duruş koymaktan kaçınan tavrı, son seçimlerde Mustafa Akıncı için açıkladığımız eleştirel desteği bile kendisine vermemizi mümkün kılmamaktadır. Toplumun değişim istencini paylaşan ve federal çözüm mücadelesinin saflarında konumlanmış olan partimiz; doğallığında iki devletçi adayın karşısında, muğlak adayın ise ensesinde olacağını bir kez daha vurgular.
Federasyon mücadelesini, sahipsiz kalmasını göze alamayacak kadar önemsemekte olan partimiz, seçim sonucunda külliyeye yerleşen kim olursa olsun, ilk günden itibaren külliyenin üzerinde federal çözüm baskısını kurmakta kararlıdır. Bağımsızlık Yolu için mesele şahıslar değil, siyasal programlardır. Seçimler mücadelenin bir cephesi, durağıdır; ama esas zafer, halkın örgütlü gücüyle, hayatın her alanında verilen, programa dayalı, uzun soluklu mücadele ile kazanılacaktır.
Sendika.Org