![]() |
| Ergenekon, sendikal özgürlük, Türk-Metal-Yüksel Akkaya | ![]() |
|||||||||
| 27 Ocak 2009 - Yüksel Akkaya | ||||||||||
|
“Matbuata” KESK ve Türk-İş’in açıklamaları birden, aynı gün düştü. Ergenekon değerlendirmesi üzerinden bakıldığında KESK’in açıklaması çok “önemli” görülebilir, ancak bu açıklama, sendikal özgürlükler açısından eksik olmanın ötesinde anlamlar da taşımaktadır. Bu nedenle, soruna, gözbebeğimiz gibi korumamız gereken sendikal özgürlükler üzerinden bakmakta yarar var. Buna en çok ihtiyacı olan da KESK ve bağlı sendikalardır. Kuşkusuz onları temsil eden yöneticileri de… (Kısa bir anılar üzerine tarihsel gezinti herkese çok şey anlatacaktır!)
Ergenekon “dalgaları” toplumla dalga geçen dalgalara dönüştükçe bu davanın toplumsal muhalefeti sindirme; Susurluk ve JİTEM türü yapıların suçlarını “aklama” yönünde gelişen tutumu da daha kaygı verici bir hal almaktadır. KESK’in açıklamasında dile getirilen olayları, olguları Ergenekon davasına dahil etmemek için direnen iktidar, sıra ilgisiz insanlara geldiğinde pervasız davranmakta hiçbir sakınca görmemektedir. Bunun bir tesadüfler zinciri olması mümkün değil: zira, “..ler” de, zincir de kendi içinde bunu mümkün kılmıyor… Nitekim, sabah erken saatlerinin kimi göz altıların mağdurları ya çıkılan ilk duruşmada serbest bırakılıyor, ya da bir sonraki duruşmada… Ama bu tür her gözaltı muhalefet ve toplum üzerinde etkisi küçümsenmeyecek korku ve kaygı da yaratmaktadır. Bu açıdan bakıldığında ATO Başkanı ile başlayan bu zincirin en son E. Göksal ile taçlanmış olması oldukça anlamlı (AKP’nin TESK’e yönelik operasyonu da hatırlanacak olursa TESK Başkanı Derviş Günay da bir dalga ile içeri alınmayı beklemelidir!)… Bu anlamlılık üzerinden DP iktidarının son yıllarındaki tutumu, kaygısı, yaptırımları ile AKP iktidarının yolun yarısındaki tutumu, kaygısı, yaptırımları karşılaştırılabilir. Hatta dönemin gazeteleri, muharrirleri, fıkra yazarları da böyle bir karşılaştırmaya tabi tutulabilir. Bu çok açıklayıcı ve anlamlı olur; ancak eksik olur. Bir de her iki dönemi sendikalar açısından, sendika yönetimlerinin tutumları açısından da değerlendirmek gerekir. Dün hep bugündür; mutlaka anımsamak ve bilmek gerekiyor. Bugünün sendikacıları için bir “uyarı” açısından düne bakmalarını önermekle yetinmiş olalım. Ancak, bugün üzerinden bir “tartışmaya” başlamakta yarar var. Sendika özgürlüğünü savunmak hem çok kolaydır, hem çok zordur. Örneğin, Limter-İş’in yöneticilerinin tutuklanması sendika özgürlüğünün ihlalidir. Ama, Mustafa Özbek’in de tutuklaması sendika özgürlüğünün ihlalidir. İkisi arasında dünya kadar fark da olsa, bu pozitif sendikal hakların özgürlüğü hukuku üzerinden böyledir… Basit pozitif sendikal özgürlük açısından bakmak, bu nedenle çok önemlidir. Mustafa Özbek ve Türk Metal, sendikal özgürlük açısından en geri hat, en geri mevzidir; hatta hiç önemli olmayan bir hat ve mevzii olarak da kabul edilebilir. Hatta düşman sendika ve sendikacı olarak da değerlendirilebilir, hain nitelemesi hafif kalır diye… Daha da ötesi, böyle bir mevzi olacağına olmasın, böyle bir hatta tutunacağımıza tutunmayalım da denilebilir. Hepsi, anlamlı ve anlaşılırdır… Ancak… Sendikal özgürlüğün büyük yıkımı ve ihlali de bu çatlaktan başlar… Çorap söküğü gibidir bu… Bugün sendikalar, Ergenekon operasyonu içinde sendikal özgürlüğe yönelik bu büyük saldırıyı göremezlerse, yarın bu bir içtihat olarak karşılarına çıkar… Özbek üzerinden kırılgan, ince hatta sendikal özgürlük savunulamazsa yarın, başka cenahlarca, başka hat üzerinden çok daha büyük operasyonların da hukuksal yolu açılmış olur. Bu nedenle, sendikacılar, sendikal özgürlüğü savunanlar, Ergenekon’un Türk Metal operasyonuna mutlaka, ama mutlaka bir de sendikal haklar ve özgürlükle üzerinden bakmak zorundadır. Ergenekon davasının Türk Metal operasyonu sendikal özgürlüklerin “kayayı delen incir” operasyonuna dönüşebilir… Ne sendikal kale kalır, ne de başka bir şey… Ergenekon davasının Türk Metal operasyonu sendikal özgürlüklerin mermeri çatlatan darbesi olabilir… Ne sendikal kale kalır, ne de başka bir şey… Mustafa Özbek’i savunmayalım noktasında kalmak, Türk Metal yönetiminden intikam almak duygusu ile hareket sendikal özgürlükler için çok ama çok büyük tehlikelerin kapısını açar. Bu yaklaşım bir bumerang gibi dönüp herkesi vurabilir… En çok da Ergenekon davasından medet uman sendikacıları… Zira, sendikal özgürlük bir içtihat olarak yok sayılmışsa sıra herkese gelir… ister Ankara’nın göbeğinde ister Diyarbakır’ın göbeğinde, fark etmez… Sınıf savaşlarında sınıfsal kavga verenler hep sınıfsal düşünmek zorunda, kalelerini büyük bir kıskançlıkla korumak zorunda… Sendikaların özgürlüğü, bir kalenin güvenliği açısından çok önemlidir… Dimyata pirince giderken, eve dönüp bulgursuz kalmamak için, sınıfsal düşünmek önemlidir. KESK, açıklamasında eksik olan sendikal özgürlük ile ilgili sorunu, mutlaka gidermelidir… Bu konuda, zaaflı, sorunlu Türk-İş’in gerisinde kalmamalıdır. Zira Türk-İş’ten çok KESK’in sendikal özgürlüğe ihtiyacı vardır. Kızan kızsın, anlamayan anlamasın, ama biz “teorik” olarak bir gerçeğe işaret etmiş olalım. Sık sık “teorisize” düşünmekle suçlansak da…
|
||||||||||
|
||||||||||