Koç Üniversitesi’nde geçen yıl nisan ayında işçilerin işten çıkarılmasıyla başlayan ve yedi günde kazanıma ulaşan direnişin öznelerinden Şenay Kabapçı'yla sohbet etme fırsatı buldum

Koç Üniversitesi’nde geçen yıl nisan ayında işçilerin işten çıkarılmasıyla başlayan ve yedi günde kazanıma ulaşan direnişin öznelerinden Şenay Kabapçı'yla sohbet etme fırsatı buldum. Koç işçilerinin dayanışma yemeğinde gerçekleştirdiğimiz kısa sohbette Şenay, direnişten önceki ve sonraki halinden bahsetti. Genç yaşta evlenen, 7 yıl sonra ayrılan Şenay, iki çocuğuna tek başına bakıyor. O bu durumdan şikayetçi değil çünkü direniş onu epey güçlendirmiş.
Geçen sene bir direniş yaşadınız. Birçok kişi senle birlikte işten atıldı ve direnerek işe geri alındınız. O süreçte neler yaşadın, direnişe geçmeye nasıl karar verdin?
Aslında bizim aklımızda 'direnmek' gibi bir şey yoktu. 2 Nisan'da servislerden indirildik ve tüm personelle birlikte Koç Üniversitesi'ne yürüdük kapıya geldiğimizde ise doğallığında direnmeye başladık. Direnme fikri orada aklımıza geldi. Bundan sonraki süreç çok iyiydi. Çok katılım oldu. Hiç bilmediğimiz iş haklarımızı direnişte öğrendik. Birlikte hareket etmeyi öğrendik. Tabi pes edenler de oldu. Her direnişte olduğu gibi. Pes etmeyenlerle birlikte yolumuzda yürümeye devam ettik ve sonunda içeriye girdik. En önemli şey de direnişe içeride devam etmek oldu. Mücadelemiz hiç bitmedi. Şimdi daha çok baskılar olmasına rağmen biz arkadaşlarla bıkmadan usanmadan, üstüne üstüne giderek devam ediyoruz. Çok şeyler öğretti tabii ki.
Kadın olarak direnişe geçmeden önce ne gibi sıkıntılar yaşıyordun, direnişten sonra bu sıkıntılar devam etti mi? Bir kadın olarak kendini direnişten önce ve sonra nasıl görüyorsun?
Şimdi kendimi daha iyi görüyorum. Daha iyi ayaklarının üstüne basan, her şeyi öğrenmeye çalışan, korkmadan kurcalayan. Her şeyi korkmadan söyleyebiliyorum. Bu çok güzel bir duygu.
Direnişe geçmeden önce erkek çalışanları söz üstünlüğü var mıydı ya da kadınlara yönelik bir ayrımcılık?
Şimdi kadınlar daha çok dinleniyor. Erkek arkadaşlar gözlerimizin içine bakıyorlar. Ağzımızdan çıkan sözlere, 'Tamam artık bu doğru cümle' diyorlar. Tabii ki direnişin bize sağladığı güçle bu farkı yarattık.
Peki günlük yaşamından biraz bahsedebilir misin? Üzerinde ne gibi sorumluluklar var?
İki tane çocuğum var. İşten eve gittiğimde çok daha fazla sorumluluk beni bekliyor. İki tane çocuğun dersleriydi, öğretmenlerle ilgilenmesiydi ki zaten gün içinde sürekli öğretmenlerle konuşuyorum. Çocukları tek başıma büyütüyorum. Babalarıyla ayrı olduğumuz için öğretmenleri de çocuklara daha çok özen gösteriyorlar. 13 yaşında bir oğlum, 10 yaşına girecek olan bir kızım var.
Evlendiğinde kaç yaşındaydın?
17 yaşımdaydım. 24 yaşımda boşandım. O günden beri çocuklara tek başıma bakıyorum.
Sen çalışırken çocuklarla kim ilgileniyor?
İşe gitmeden çocukları uyandırıyorum. Kahvaltılarını, beslenmelerini hazırlıyorum. Gitmeden onları uyandırıyorum. Tabi biraz zor oluyor uyandırmak. Bir şekilde uyandırıyorum, kendileri giyiniyorlar. Zaten yaşları çok küçük değil. Küçük yaşlarında bile okula giderken kendileri hazırlanıyorlardı. Üstlerinde büyük bir sorumluluk var. Anlıyorum ama söylemek istemiyorum. Şımarmasınlar diye. Okul çıkışlarında babam ilgileniyor.
Tayyip Erdoğan'ın 'kadın erkek eşitliğine inanmıyorum', 'Her kürtaj bir Uludere'dir' gibi sözlerine karşı neler düşünüyorsun?
Yani ben o insanı sevmediğim için söylemlerine pek kulak asmıyorum. Kadın erkek eşittir, ben hem çalışıyorum hem çocuklarıma bakıyorum. Erkek de çalışıyor ama ev işi yapmıyor, çocuklara bakmıyor. Kadınlar erkeklerin yaptığı işin daha fazlasını yapıyor.
8 Mart'tan beklentilerin neler?
Kadına şiddet olmasın istiyorum. Televizyonlarda görünce çok üzülüyorum. Ne diyeyim bilemiyorum ki. Direnişlerde, eylemlerde de kadına yönelik şiddeti görüyoruz. Kadına yönelik şiddet istemiyorum. Ama biz kadınları daha zayıf gördükleri için daha çok şiddet uygulamaya çalışıyorlar ki en başta Başbakan yapıyor bunu. Başı o çekiyor zaten.
Özge isminde İstanbul Üniversitesi'nden bir öğrenci eski sevgilisi tarafından öldürüldü. Bu şiddeti her an yaşayabiliyoruz. 8 Mart'a iki gün kala bir kadın arkadaşımızı kaybettik.
Daha önce hiç 8 Mart'a katılmadım. Bu 8 Mart'ta ben de sokakta olacağım.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.