Direniş sürüyor! Direnişin medyası da sürüyor! – Funda Başaran Reviewed by ali on . 6 Haziran 2013 Perşembe günü saat 16:00'da yani, Gezi Parkı direnişinin 10. gününde başlayan ÇapulTv yayını 7. gününü tamamladı. 7 gün boyunca bir yandan Gezi P 6 Haziran 2013 Perşembe günü saat 16:00'da yani, Gezi Parkı direnişinin 10. gününde başlayan ÇapulTv yayını 7. gününü tamamladı. 7 gün boyunca bir yandan Gezi P Rating: 0

Direniş sürüyor! Direnişin medyası da sürüyor! – Funda Başaran

6 Haziran 2013 Perşembe günü saat 16:00′da yani, Gezi Parkı direnişinin 10. gününde başlayan ÇapulTv yayını 7. gününü tamamladı.

7 gün boyunca bir yandan Gezi Parkı’nın içinden Gezi Parkı direnişinin bilgisini hem Türkiye’de hem de dünyada binlerce insanla paylaşan ÇapulTv Gezi Parkı’nda kurulan yaşama, bu yaşamı kurmaya çalışanların ve oraya ziyaret ve destek için gelenlerin duygularına ve düşüncelerine, Cumartesi ve Pazar günü 1 milyonu bulan katılımlarla gerçekleşen mitinglere ve 11 Haziran sabahından 12 Haziran’ın ilk saatlerine dek süren polis saldırısına ve en önemlisi de haklılığını bilen, gücünü haklı olmaktan alan, kararlı bir direnişe tanıklık etti.

capultvden7 günde toplam yaklaşık 750.000 kişinin izlediği ÇapulTv’nin mail adresine, twitter hesabına ve facebook sayfasına ihmal edilebilecek küçük bir kısmı dışında hepsi tebriklerini, desteklerini, dayanışma duygularını ifade eden binlerce mesaj ulaştı.

ÇapulTv başlangıçta her gün 16:00′dan itibaren canlı yayını başlatmayı ve gece 02:00′a kadar sürdürmeyi planlamıştı. Aradaki saatlerde de Gezi Parkı direnişinin yaratıcı üretimlerini, videolarını, müziklerini, kliplerini paylaşacaktı. Bu plan kısmen gerçekleşti. Çünkü ÇapulTv yayınına başladığı günden bu yana her an yeni gelişmeler, sürprizler ve elbette ki saldırılar yaşandı. Direnişin bir parçası olan ÇapulTv’nin de bütün bu gelişmeleri görmezden gelip başlangıçta yaptığı plana sadık kalmayı tercih etmesi beklenemezdi. Nitekim özellikle de bir izleyicinin en uzun gece diye nitelediği 11 Haziran günü ÇapulTv sadece iki saatlik bir kesinti dışında 24 saat canlı yayında kaldı. O iki saatlik kesinti ise ÇapulTv’nin Gezi Parkı içerisindeki Gezi Kafe’de kurduğu ‘mini sahra’ stüdyonun atılan gaz bombaları nedeniyle durulamaz ve yayın sürdürülemez hale gelmesi nedeniyle yaşandı. Bir süreliğine saldırıya uğrayan bölgenin dışına taşınan ve canlı yayınını oradan sürdüren ÇapulTv ardından tekrar Gezi Parkı’nın içine Gezi Kafe’ye döndü.

ÇapulTv, bu süre içerisinde ayrıca diğer yayın kuruluşları ile ortak yayınlar da gerçekleştirdi. 11 Haziran günü bir TV10 emekçisi stüdyoya gelerek yayına katıldı ve ÇapulTv ile uydudan yayın yapan Tv10 televizyonu yayınını bir süre ortaklaşa sürdürdü. İMC Televizyonu, HayatTV ve HalkTV de zaman zaman ortak yayına geçerek kendi platformlarından ÇapulTv yayınını verdiler. Nor Radyo yine 11 Haziran akşamı uzunca bir süre ÇapulTv ile ortak yayın sürdürdü. Ayrıca ÇapulTv’yi kendi web sayfalarına yerleştirmek isteyen web sitesi sahipleri ile html kodlar paylaşıldı. Yaratıcı paylaşım ve dağıtım örneklerinden birisi ise Eskişehir’de yaşandı. Eskişehir’li Gezi Parkı direnişçileri ÇapulTv yayınını perdeye yansıtarak hep birlikte eylem alanında izlediler.

ÇapulTv canlı yayını Gezi Parkı’nda direnenlerin yeni bir yaşam kurdukları ve artık kendi medyalarının bile bulunduğu haberlerine konu oldu. Ama Gezi Parkı direnişinin tek iletişim aracı elbette ki ÇapulTv değildi. FM 101.9 frekansından ve internetten yayın yapan Gezi Radyo, Direnişin görsel belleğini oluşturmaya çalışan ve bir belgesel çalışması içinde olan Videoccupy, parkta çektikleri videoları montajlamadan günde iki kez internete yükleyen Gezi Parkı TV, Parkın ilk günlük gazetesi olan Gezi Postası ve görüntü paylaşımına dayalı Revoltistanbul parkta kurulan yaşamın, parkın gündelik hayatının ve direnişin bilgisini ilk elden iletmek amacıyla dayanışma içerisinde bir arada yaşıyorlar ama asıl olarak direniyorlar. Onlar dışında İstanbul, Ankara ve başka kentlerden direnişçiler bazı canlı yayın platformlarını kullanarak doğrudan eylem alanlarından kendi amatör yayınlarını yapmaya başladılar.

Gezi parkında kurulan yaşamın, gündelik hayatın ve tüm ülkede süren direnişin bilgisinin ilk elden paylaşılması her koşulda son derece önemli bir amaç olsa da, Türkiye’de toplumsal iletişimin en önemli kısmını oluşturan, pek çok insanın olan biteni anlamak ve anlamlandırmak için ihtiyaç duyduğu enformasyonu sağladığı ana akım medyanın durumu bu amaçla girişilen tüm çabaları daha da anlamlı kıldı.

Türkiye’de egemen medya olarak adlandırabileceğimiz iletişim ortamını oluşturan medya kuruluşları medya kuruluşları uzun zamandır kapitalist sermaye birikiminin tam merkezinde yer alıyor. Doğrudan stratejik bir sermaye birikim alanı olarak örgütlenmiş olan egemen medyanın ürettiği ve ilettiği enformasyon uzun zamandan beri piyasa kurallarına tabi, emek karşıtı, toplumsal faydadan ve toplumun farklı kesimlerinin hayatına dair bilgiyi ve sorunları aktarmaktan uzak bir özellik gösteriyor. Ancak son yıllarda bu durum daha da ağırlaştı. Bu ağırlaşan durumun başlıca sorumlusu elindeki kamu kaynaklarını, medyaya karşı bir tehdit ve şantaj aracı olarak kullanan, diğer yandan da hızla kendisine bağlı bir yandaş medya yaratarak onları büyüten AKP iktidarı.

AKP iktidarı döneminde medya sık sık sessizliğe gömüldü. Gezi direnişi öncesinde, medyanın sessizliğe büründüğü olaylardan birisi Tekel Direnişi oldu. Tekel Direnişi’nde Tekel işçileri kendilerini buz gibi havada sokak havuzlarına atana dek süren bu görmeme hali, medya içeriğinin yapısal yanlılığı, emeği görmemesi diye yorumlandı.

Meselenin sadece yapısal yanlılık tespitleri ve egemen medyanın içeriğinin egemenlerden yana olması ile açıklanamayacağı Hopa’da Tayyip Erdoğan aleyhine yapılan gösteriler ve gösteriler sırasında katledilen Metin Lokumcu’nun ana akım medya tarafından saatlerce kamuoyundan saklanmaya çalışılması ile açığa çıktı. Sosyal medya aracılığı ile herkesin isyan ettiği bu olay giderek daha sık tekrarlanmaya başladı.

Roboski katliamı günün ilk saatlerinde gerçekleşmesine ve sosyal medya aracılığı ile hızla yayılmasına rağmen ana akım medyanın bu haberi görmesi için aradan 12 saatten fazla geçmesi ve İçişleri Bakanlığı’nın resmi açıklama yapması gerekti.

Gezi direnişinde ise bu görmemezlik hali inanılmaz bir boyuta ulaştı. 28 Mayıs’ta başlayıp 31 Mayıs günü onbinlerce insanın sokaklara dökülmesi ile tüm Türkiye’ye mal olan bir direniş ilk beş günü boyunca ana akım medya tarafından görmezden gelindi.

Gezi Parkı direnişi olarak tarihe geçecek olan bu direniş sürerken Türkiye’nin en büyük haber kanallarından birisinin penguenleri konu alan bir belgesel göstermesi ise, iletişim çalışmaları literatürüne önümüzdeki yıllarda ‘penguen’ sözcüğünün benzer örnek olayları adlandıran bir kavram olarak girmesine neden olacak.

2002 yılında Venezuela’da yapılan darbe sonrasında, bütün bir halkın sokağa dökülmesi ve Chavez’i tekrar devlet başkanlığına getirmesi sırasında darbeden yana olan Venezuela ticari medyasının 48 saat boyunca Tom ve Jery isimli çizgi filmi göstermesi, Türkiye’de ana akım medyanın 5 gün boyunca Gezi Direnişi’ni haber yapmaması ile karşılaştırılabilecek uluslararası örneklerden birisi. Venezuela’da darbe koşullarında yaşanan bu durum, Türkiye’de demokrasinin var olduğunun iddia edildiği koşullarda gerçekleşti.

Medya patronlarının hem başka sektörlerdeki işleri hem de medya endüstrisindeki yatırımları aracılığıyla sermayenin en stratejik aktörlerinden birisi haline gelmiş olması, ülkenin egemen kesimleri ve siyasi iktidarla geliştirdikleri karmaşık ilişkiler ve AKP hükümetinin bu karmaşık ilişkileri kendi lehine kullanmak doğrultusunda başından beri ortaya koyduğu “ustalık”, sonunda ana akım medyayı, içeriğini egemenlerin biçimlendirdiği gerçeği ve içeriğin yapısal ya da siyasal yanlılığı tartışmaları bir yana, en temel işlevini yerine getiremez hale getirdi. Bu durum Türkiye’de ana akım medyanın hızla meşruiyetini kaybetmesine neden oluyor. Bu meşruiyet kaybı, toplumsal talepleri olan her etkinliğin kendi bilgisini ilk elden üretip, paylaşmaya çalışmasını beraberinde getiriyor. Bu noktada yeni iletişim teknolojileri ve bu teknolojilerin oluşturduğu ağlar son derece önem taşıyor.

Elbette ki, yeni iletişim teknolojilerinin belli bir kullanma becerisi gerektiriyor olması, bu teknolojilere erişim şansı olmayan, bu teknolojileri kullanma bilgisine sahip olmayan milyonlarca insanın ana akım medyaya mahkum olmasına neden oluyor. Milyonları bu mahkumiyetten kurtarmak konusunda ise ana akım medya ile aynı platformlarda yayınını sürdüren muhalif yayın kuruluşları, muhalif gazeteler ve aslında ulusal ölçekteki haberler açısından uzunca süredir ana akım medyaya bağımlı olan yerel medya devreye giriyor. Farklı platformlarda üretilen ilk elden enformasyon ile hem muhalif medyaya hem de yerel medyaya yeni haber kaynaklarına ulaşma olanağı yaratılıyor. İşte tüm bunlar ise ÇapulTv’nin kuruluş gerekçelerini oluşturuyor.

ÇapulTv, Tekel Direnişi boyunca yaklaşık 10 gün sürdürülen benzer bir canlı yayın deneyiminin üzerinde yükseldi. İnsanların tanıklıklarını anlatması ve Gezi Parkı’na da onlar aracılığı ile canlı yayında izleyenlerin tanık olması temel amaç olarak belirlendi. İlk günden itibaren gerek Gezi Parkı’nda yaşamını sürdüren, gerekse de destek amacıyla Gezi Parkı’na gelen pek çok insan yaşananlara tanıklık etti. Ünlü ünsüz pek çok insan tüm duygularını ve düşüncelerini dilleri döndüğünce anlatmaya çalıştılar.

ÇapulTv’nin yayına başladığı günlerde, ana akım medya da yanlı ve AKP iktidarı ağzıyla Gezi Parkı’nı, Gezi Parkı’ndaki direnişi haber yapmaya başladı. Ancak editoryal süreçlerden geçmeden, sansür ve otosansüre uğramadan önce, medya emekçilerinin Park’ta yaptıkları kişisel gözlemleri ve tüm kentlere yayılmış direniş ile ilgili düşünceleri de ÇapulTv’de konuk olduklarında açığa çıktı. Ahmet Hakan, Mehmet Yılmaz, İsmail Saymaz gibi pek çok tanıdık isim, pek çok muhabir ÇapulTv’nin canlı yayınına konuk oldu. Hepsinin ortak düşüncesi Gezi Parkı’nda insanların her türlü ayrımı aşıp bir araya gelmiş olmasının gelecek açısından umut veren bir şey olmasıydı.

Milletvekilleri Süleyman Çelebi, Musa Çam, İlhan Cihaner farklı günlerde canlı yayına konuk oldular. Sendika yöneticileri, sendika aktivistleri, sendika üyeleri Gezi Parkı’ndan örgütlü emeğin sesini canlı yayına taşıdı. Modacı Barbaros Şansal, Karikatürist Erdil Yaşaroğlu, Müzisyen Halil Sezai, Yönetmen Metin Yeğin canlı yayında neden çapulcu olduklarını anlattılar.

Demokratik kitle örgütlerinin, odaların temsilcileri, doktorlar, mühendisler, avukatlar canlı yayında kendi tanıklıklarını anlatıp, mesleklerinin bilgisini paylaştılar. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite öğrencisi pek çok genç çapulcu canlı yayına konuk oldu.

Uluslararası konuklar vardı. Dünya çapında süren Occupy hareketlerinin temsilcileri, uluslar arası medyadan muhabirler ve İstanbul’da yaşayan yabancılar canlı yayına katıldılar. 7′den 70′e değil, 5′den 85′e kadın, erkek, çocuk, genç Gezi Parkı sakini, destekçisi, ziyaretçisi yüzlerce insan, olayların, Gezi Parkı’ndaki yaşamın, direnişin tanığı ve öznesi olarak konuştu, neden orada olduğunu 7 gün boyunca anlattı, dinledik, paylaştık.

Onlar anlattıkça, ÇapulTv paylaştıkça ve insanlar izledikçe tanıklıklar çoğaldı, çoğaldık!

Canlı yayının sürdüğü saatlerde okunmak üzere gelen binlerce tweet, facebook mesajı ve mail ne kadar çok olduğumuzun bir kanıtı gibiydi.

Direniş sürüyor! Direnişin medyası da sürüyor!

© CopyLEFT Sendika.Org'un tüm yazılı ve görsel içeriği kaynak göstermek koşuluyla özgürce kullanılabilir.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann
Scroll to top