Ankara’da 25-26 Mayıs’ta Türkiye’nin demokratikleşmesini tartışacak bir konferans düzenlenecek. Gerillanın sınır dışına çıkarak demokratikleşmeye fırsat vermesi sürecin en önemli adımı olacak. Çünkü Türkiye’nin tüm sorunlarının nedeni demokratik bir ülke olamamaktır. Gerçek anlamda demokratikleşme demek tüm sorunların önemli düzeyde çözümü demektir. Özellikle farklı etnik ve dinsel toplulukların sorunlarının çözümü demektir. Kürt Halk Önderi’nin demokratikleşme ve Kürt […]

Ankara’da 25-26 Mayıs’ta Türkiye’nin demokratikleşmesini tartışacak bir konferans düzenlenecek. Gerillanın sınır dışına çıkarak demokratikleşmeye fırsat vermesi sürecin en önemli adımı olacak. Çünkü Türkiye’nin tüm sorunlarının nedeni demokratik bir ülke olamamaktır. Gerçek anlamda demokratikleşme demek tüm sorunların önemli düzeyde çözümü demektir. Özellikle farklı etnik ve dinsel toplulukların sorunlarının çözümü demektir.
Kürt Halk Önderi’nin demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü hamlesi demokratikleşmeyi Türkiye’nin gündemine koymuştur. Bu önemli bir kazanım ve tarihi bir fırsattır. Bazı çevreler farklı gündemlerle bu ortamı muğlaklaştırmak isteseler de Türkiye toplumu ve Kürt halkı bu demokratikleşme sürecine sahip çıkmaktadır. Kürt Halk Önderi’nin belirttiği gibi eğer doğru yaklaşılırsa yeni bir Türkiye yaratılacağının herkes farkındadır. Demokratikleşmeyle Türkiye’nin kaderi değişecektir. İşte o zaman Türkiye’ye özgür ve gerçek anlamda bağımsız olma imkanı doğacaktır.
Demokratikleşme demek toplumun güçlenmesi demektir. Ancak toplum güçlenirse ülkeler dış güçler karşısında bağımsız politika izleyebilirler. Dış güçler karşısında kişilikli politika izlemenin diyalektiği ve kanunu toplumun güçlenmesidir. Toplum ne kadar zayıfsa o kadar bağımlılık, toplum ne kadar güçlüyse o kadar kişilikli politika! Yoksa ne antikapitalist ve ne de antiemperyalist olunur. Demokratikleşmeye karşı çıkmak ya da demokratikleşme sürecine katılmamak aslında Türkiye’nin dış güçler karşısında iradesiz kalmasını savunma durumuna düşmektir.
Toplum demokratikleşmeyle güçlenir. sosyalizm de ancak güçlü toplumla savunulur ve pratikleştirilir. Bu açıdan demokratikleşmeyle sosyalizm iç içe konulardır. Önceleri de sosyalizmden önce demokratik devrim, dolayısıyla da demokratikleşmeden söz edilirdi. Ancak sosyalizm ile demokrasi bağı yine de yeterli kurulmazdı. Demokratikleşmenin bir yönüyle de sosyalizme yol alma olduğu görülmezdi. Ya da sözde söylense de pratikte böyle olmazdı. Dolayısıyla demokratikleşmeyi ciddiye almayan gerçek bir sosyalist olamaz. Demokrasi özürlü sosyalizm de sosyalist de olamaz.
Tabii ki demokrasi anlayışları da farklıdır. Kuşkusuz temsili demokrasi denilen parlamenter sistem, sivil toplumla güçlendirilmiş parlamenter sistem de bazı yönleriyle topluma nefes aldıran özelliklere sahiptir. Ancak bizim esas olarak demokrasiden anladığımız toplumun örgütlü gücüne dayanan tabandan örgütlenmenin esas alındığı toplumun tabandan başlayarak kendi kendini yönettiği doğrudan demokrasidir. Yani demokratik topluma dayalı demokrasidir. Bu, bir yönüyle sosyalizmin ön aşamasıdır. Bunu görmemek tarihsel toplumu ve sosyalizmi anlamamaktır. Tarihsel toplum esas olarak komünal demokratiktir. Bunun anlamı komünal olan demokratiktir, demokratik olan da komünaldir. Bu iki boyut birbirini tamamlayan, biri olmazsa diğerinin olamayacağı etkendirler.
Bu gerçeklikler Ankara’da toplanacak demokratikleşme ve kardeşleşme konferansını en fazla da sosyalistlerin ve radikal demokratların sahiplenmesi gerektiğini gösterir. Şu anda Türkiye’nin gündemi haline gelen bu demokratikleşme sürecini sağlatan devrimci demokrasi güçleri ve Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Eğer Türkiye bugün gerçek anlamda bir demokratikleşmeyi ve Kürt sorununu çözmeyi tartışıyorsa bunda Mustafa Suphi’lerden, Mahir, Deniz ve İbrahim’lere kadar temsilini bulan devrimci hareketlerin rolü çok önemlidir. Türkiyeli devrimcilerin ağır bedeller vererek yürüttükleri mücadele bugünkü gündemin ortaya çıkmasında önemli bir paya sahiptir. Bu nedenle sosyalistler dâhil tüm devrimciler ve demokratlar bu sürece kayıtsız kalamaz. Bu sürece kayıtsız kalmak, bu büyük mücadelenin yarattığı değerlere ve yaratacağı somut sonuçlara sahip çıkmamak olur.
Kuşkusuz Türkiye’nin demokratikleşme mücadelesinde Kürt Özgürlük Hareketi’nin payı da büyüktür. 12 Eylül’den bu yana bu mücadelenin esas yükünü Kürt Özgürlük Hareketi yüklenmiştir. Bundan da onur ve mutluluk duymaktadır. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesinin gelişmesinde Türkiyeli büyük devrimciler olan Haki Karer ve Kemal Pir’in rolü çok önemlidir. Bu açıdan Kürt Özgürlük Hareketi başından beri Türkiye’nin demokratikleşmesi ve sosyalist güçlerin gelişmesinden kendini sorumlu görmüştür. Ankara’da yapılacak bu konferans da bu sorumluk gereği gündemleştirilmiştir.
Ankara’daki konferansa Türkiye’deki tüm özgürlükçü demokratik güçlerin temsilcilerinin katılacağına inanıyoruz. Emekçiler, tüm etnik ve dinsel topluluklar bu konferansta temsilini bulacak ve kendi demokratikleşme öngörülerini ve istemlerini ortaya koyacaklardır. Demokratikleşme bir bütün olsa da, tüm farklılıkların kendi özlem ve taleplerini ortaya koymaları gerekmektedir.
Demokratikleşme bir bütündür. Kürt sorununu çözüyorsa, Alevi sorununu da, Hıristiyanların sorununu da çözecektir. Demokratikleşme olacak, bir sorun çözülecek, diğer sorunlar çözülmeyecek diye bir şey olamaz. O zaman demokratikleşme gerçekleşmemiş olur. Bu nedenle demokratikleşmeyi bir kesimin sorunu çözülecek, diğer kesimlerin sorunlarının çözümü kalacak gibi bir kaygıya ve kuşkuya düşmemek gerekir. Çünkü diğer sorunları kapsamayan bir demokratikleşme ya da proje Kürt sorununu da çözemez. Bu nedenle demokratik haklar sorunu olan tüm kesimlerin kaderinin bir olduğunu söylüyoruz. Bu konferansta bir araya gelmeleri, güçlü bir konferansla taleplerini ortaya koymaları çözümün olmazsa olmazı olarak görülmelidir.
Bu konferans hem genel olarak demokratikleşmenin temel parametrelerini ortaya koyacak, hem de başta Kürt sorunu ve Alevilerin sorunları olmak üzere tüm toplumsal kesimlerin sorunlarının çözümünün nasıl olacağını gösterecektir.
Demokrasi ve özgürlük talebi olan tüm kesimlerin bu konferansa güç vererek, Türkiye toplumunun iradesini ortaya koyarak, demokratikleşmede önemli rol oynayacaklarına inanıyoruz. Bu temelde konferansa başarılar diliyoruz.
Sendika.Org, yayın hayatına başladığından bu yana işçi sınıfı hareketinin, solun ve genel olarak toplumsal muhalefetin gündemine ilişkin, farklı politik perspektiflerden düşünsel katkılara açık bir tartışma platformu olagelmiştir. Sitemizde yayımlanan yazılar yayın kurulunun politik perspektifiyle uyumluluk göstermeyebilir. Amacımız, mücadelenin gereksinim duyduğu bilimsel ve politik bilginin üretimini zenginleştirecek tüm katkılara, yayın ilkelerimiz çerçevesinde, olabildiğince yer verebilmektir.