Buraya nasıl geldik? – Nilgün Cerrahoğlu (Cumhuriyet) Reviewed by ali on . “Dinin emrettiği yasayı neden reddediyorsunuz?” sözleri başlı başına öyle açık ve net, öylesine güçlü ki üzerinde yoruma dahi gerek yok… Nedense aklıma 2002, 3 “Dinin emrettiği yasayı neden reddediyorsunuz?” sözleri başlı başına öyle açık ve net, öylesine güçlü ki üzerinde yoruma dahi gerek yok… Nedense aklıma 2002, 3 Rating: 0

Buraya nasıl geldik? – Nilgün Cerrahoğlu (Cumhuriyet)

Dinin emrettiği yasayı neden reddediyorsunuz?” sözleri başlı başına öyle açık ve net, öylesine güçlü ki üzerinde yoruma dahi gerek yok…

Nedense aklıma 2002, 3 Kasım seçimlerinin hemen ertesinde Ertuğrul Özkök’ün yazdığı bir yazı geliyor:
Bu temel üzerinde İslamcı inşaat olmaz” başlığını taşıyan yazı; AKP’yi “dinci” tehdit içermeyen bir geniş Türkiye partisi olarak takdim ediyordu.
Özkök; sarsılmaz özgüveniyle öne sürdüğü bu savı, “Le Monde”da çıkan bir Plantu karikatürüne yaptığı göndermeyle destekliyordu:
Dekorda bir cami… Yan tarafa doğru fırlamış bir füze…” satırlarıyla betimlenen Plantu karikatürü şöyle anlatılıyordu:
Biri (cami) dini ve Doğululuğu, öteki (füze) Batı’yı ve gelişmeyi simgeliyor… Ve insanlar… Bir başörtülü kadın, biri kara sakallı, öteki kravatlı iki erkek. Onların yanında başı açık, göğüs dekolteli bir kız… Önde kara çarşaflı bir kadın. Ve bir oy sandığı… Herkes memnun, herkes zafer işareti yapıyor. Herkesin yüzünde mutluluk ve memnuniyet ifadesi…
AKP’nin iktidara çıkışının istisnasız herkes tarafından sevinçten göbek atarak karşılandığı bir bayram tasviriydi bu…
AKP bu doludizgin bayram tasvirinde, başörtülü ve mini eteklisiyle; her türlü yaşam tarzının barış içinde bir arada, memnun, mesut yaşadığı bir düzenin destekçisi ve mimarı olarak sunuluyordu.
Erdoğan da haliyle… Bu mükemmel barış ikliminin teminatını veren lider kimliği ile öne çıkarılıyordu…
Amiral gazetenin o dönemde genel yayın müdürü olan Özkök, kesin ifadelerle şu kefaleti de veriyordu:
“Seçim öncesi yazdığım yazılardan dolayı bana çok kızan oldu. Bazıları ‘AKP’nin iktidara gelmesinden korkmuyor musun’ diye soruyordu. Hepsine verdiğim cevap aynıydı. Erdoğan’la İstanbul Belediye Başkanlığı’ndan beri görüşüyorum. Dünya görüşünü biliyorum. Bu temel üzerine İslamcı inşaat olmaz!
Alkol yasaklarını protesto etmek adına bugün “İnadına içeceğim!”diyerek ekranlara çıkan ve yaşadığı derin düş kırıklığını anlatan Özkök, geçmişte bol keseden yazdığı bu “açık çek” yazıları hatırlıyor mu acaba? Hatırlamıyorsa eğer ben hatırlatayım…

Ve inşaat yükseliyor!

İçim iki tür cız ediyor sevgili okurlar.
Bir… Erdoğan’ın her konuşmasında tokada dönüşen sözleri nedeniyle…
İki… Kimliğini gerçekte hiçbir zaman gizlememiş olan “usta”nın, buraya geliş/getiriliş sürecini düşünerek…
Bu iki unsuru birbirinden ayıramıyorum.
Örneğin “iki ayyaşın yaptığı yasa, sizin için muteber oluyor da…” söylemini duyduğumda, önce ifadelerin ağırlığı şamar gibi yüzüme çarpıyor; hemen ardından Başbakan’ın bu cesareti nereden ve nasıl bulmuş olduğunu düşünüyorum. İster istemez o zaman, yol boyu verilen “gaz” ve “Bu temele İslamcı inşaat olmaz!”kefaletlerini hatırlıyorum….
İnşaat”, gözümüzün önünde ara vermeksizin yükseliyor işte!
Bir okurum, geçen bahar Afyon’da “valilik kararıyla” içki yasağı getirilmesi üzerine yazdığım “Ilımlı İslamdan Radikal İslama” başlıklı yazımı hatırlatmak amacıyla bana göndermiş…
Ilımlı İslam demokrasimiz, adım adım İran’ın ‘radikal İslam cumhuriyetine’ yaklaşıyor. Devlet yönetimindeki normlar, ‘laik kriterlerden’ uzaklaşarak, ‘referansımız İslam’ kriterlerine yakınlaşıyor” diyordum o yazıda ve ekliyordum:
Eksen bir kez böyle ‘laik’ değerlerden, dini değerlere kaymaya görsün; yasağın sonu gelmez… 
Afyon’nun alkol yasakları, yarın başka kentlere sıçrayıverir. 
Alkolle başlayan liste, bir başka gün kadın erkek ilişkileri başta olmak üzere‘muhafazakâr sanattan’ ‘eğitime’ dek yaşamın tüm diğer alanlarına el atan‘din referanslarına’ eli mahkûm dönüş yapar… 
Önüne geçilemeyen bir yarış fitillenir. Kontrol edilemeyen bir iklim, hava yaratılır. 
Şerif Mardin 2007’de verdiği bir söyleşide ‘mahalle baskısı’ dediği böyle bir havadan bahsetmişti: 
‘Mahalle baskısı bilinmeyen ve sosyal bilimce ifade edilmesi çok zor olan bir havadır… Mahalle havası dediğimiz şeyin İslami alt çevrelerle yeni bir şekil almış olduğuna inanıyorum… Bu hava İran devriminde de çok etkili olmuştur… Böyle bir hava gelişirse AKP ona biat etmek zorunda kalabilir’demişti. 
Türkiye, Şerif Mardin’in işte sözünü ettiği o ‘ağır basınçlı havanın’ tam ortasında…

Basınç ‘dış sorun’a eklemlenince

Basınç geçen her yıl, bir öncekine göre katlanarak artıyor.
İran’da; “ağır basınçlı havayı” karşı konulmaz kılan, ABD ile yaşanan rehine kriziyle İran-Irak savaşı olmuştu…
Dış tehlike”, içte “İslami rejimin” konsolidasyonunda kilit rol oynamıştı.
Bizde de Suriye krizi, “ağır basınçlı havayı” katmerlemekte benzer bir işlev üstlenmişe benziyor.
Reyhanlı patlaması, baksanıza, muhalefetin üzerine yıkılıyor…
İktidar uygulamalarını eleştiren yazarlar, ortadan “hainlikle” suçlanan “CHP’nin uzantısı” olarak tanımlanıyor ve üstüne “Yazın bakalım nereye kadar?” kontenjanından gözdağına tabi tutuluyorlar…
Tıpkı açılış sahnesindeki Plantu karikatürü gibi, değil mi dostlar?

© CopyLEFT Sendika.Org'un tüm yazılı ve görsel içeriği kaynak göstermek koşuluyla özgürce kullanılabilir.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann
Scroll to top