KESK: Memur-Sen’in Yaptığı “Kılık-Kıyafet Serbestliği” Tartışması Özgürlük Talebi Değildir! Reviewed by umar on . Memur Sen, Türkiye‘de emekten, barıştan ve demokrasiden yana olan toplumsal güçleri yanıltmamış, kendi "günün şartlarına uygun sendikacılık" anlayışını bir kez Memur Sen, Türkiye‘de emekten, barıştan ve demokrasiden yana olan toplumsal güçleri yanıltmamış, kendi "günün şartlarına uygun sendikacılık" anlayışını bir kez Rating: 0

KESK: Memur-Sen’in Yaptığı “Kılık-Kıyafet Serbestliği” Tartışması Özgürlük Talebi Değildir!

Memur Sen, Türkiye‘de emekten, barıştan ve demokrasiden yana olan toplumsal güçleri yanıltmamış, kendi “günün şartlarına uygun sendikacılık” anlayışını bir kez daha tescil etmiştir.

Tüm eşitlik ve özgürlük alanlarını daraltan AKP, “kendine özgürlük” anlayışını kılık-kıyafet serbestliği tartışmalarıyla sürdürerek özgürlük yanılsaması yaratmaya devam ediyor. Gericiliğin meşrulaştırıldığı, üzerinin “özgürlük” adıyla örtüldüğü bu süreç, AKP’nin gölgesinde sendikacılık yapanlar aracılığıyla kamusal alanda inşa edilmeye çalışılıyor.

AKP ülkemizde neoliberal programı uygulayarak sosyal, siyasal, kültürel ve toplumsal alanı neoliberal ilişkilerin piyasacı mantığına göre yeniden düzenlemektedir. Tüm emekçiler, toplumun tüm ezilenleri için bu yıkım politikalarının yarattığı tahribat ise, dinsel ideolojilerle görünmez kılınmaya çalışılmakta, sınıf mücadelesini ve toplumsal muhalefeti etkisizleştirmek için dini-muhafazakarlık örtüsü ile tüm toplum kuşatılmaktadır.

Diğer bir yandan bugün “serbestlik ve özgürlük” tartışmalarıyla süslenmiş bir gericilik, kadın bedeni üzerinden inşa edilmektedir. Dini muhafazakar yapıyla perçinlenen neoliberal dönüşümler, kadınların kamusal alandaki haklarını ve geçmiş kazanımlarını ellerinden almakta, özgürlüklerini ve geleceklerini yok etmektedir. İktidarı boyunca kadın emeğini ev içine çekmek için pek çok düzenleme yapan AKP, “3 çocuk 5 çocuk”  fetvalarıyla kadınlar üzerindeki eşitsizliği körüklerken, kadına yönelen şiddetin tüm biçimlerini toplumsallaştırıp meşrulaştırmaktadır. Kadını yalnızca aile içinde tanımlayan, emeği, bedeni ve kimliği üzerinde tahakküm kuran tüm bu süreçlerde ise yine “özgürlük” kelimelerini havada uçuşturanlara; eşitsizliğin, ayrımcılığın üzerine yükselen bu zeminde hangi “özgürlük”ten bahsettiklerini bir kez daha sormak isteriz. 

Bu zemin kamu kurumlarında kadrolaşmayı içeren yöntemlerle de beslenmektedir. Kamu emekçilerinin mücadelesini etkisizleştirmede AKP’nin gölgesinde büyüyen sendikalara da önemli iş düşmektedir. Bugün kamu emekçileri mücadelesi üzerinde Memur-Sen’le devam eden bu kuşatma artarak sürdürülmekte, umut ve beklentileri istismar edilen milyonlarca kamu emekçisi resmen kandırılmaya devam edilmektedir.

12 Eylül’le birlikte sürdürülen Türk-İslam sentezi, Yeşil Kuşak Projeleri gibi toplumun dini-muhafazakarlıkla kuşatılması politikalarının ürünü olan ve bugün 12 Eylül’ü de aşan baskıcı ve otoriter sömürü ekseninde oluşan iktidarın yeniden üretilmesine araç olanların özgürlükten bahsetmeye hakkı yoktur.

Gerçek bir özgürlüğün tanımı sınıflar mücadelesinden ve iktidar ilişkilerinden bağımsız tartışılamaz. Özgürlük mücadelesi, ezilenlerin, mağdur olanların hakları için sürdürdükleri mücadelenin ayrılmaz parçasıdır. Tarihin hiçbir dönemi, muktedirlerin özgürlüğü için mücadele eden ezilenleri yazmamıştır! 

Muktedirin mağduriyet yalanı gibi gerçek de tek ve kaçınılmazdır; onların özgürlük dedikleri, emekçilerin esaretinin ta kendisidir!

Bugün gerçek bir özgürlük mücadelesinin asli unsurları muktedirler değil, muktedirlerin inşa ettiği düzende mağdur olan, hak ve özgürlük alanları giderek yok edilen sınıf mücadelesi verenlerdir.

Bugün mazlum kıyafetini üzerine giyerek, “özgürlük” kelimesinin arkasına sığınanlar, tarihte emekçilerin hak gasplarına imza atanlardan, sendikacılık hakları ellerinden alınırken alkış tutanlardan başkaları değillerdir!

Kadınların kaç çocuk doğuracağına, “kürtaj yaptıramayacağına” karar vermek isteyen zihniyetin Dünya tarihinde sarı sendikalarda dahi görülmemiş “emekçilerin birlik,  mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta işveren temsilcileriyle, Çalışma Bakanı’yla kürsüye çıkanlar gerçek bir özgürlükten bahsedemezler.  Olsa olsa kanatları altında büyüdükleri iktidarın oyuncağı olurlar.

Kamu emekçilerinin haklarını gasp etmeye ve yoksulluğu katmerleştirmeyi hedefleyen, adına “toplu sözleşme yasası” dedikleri 4688 sayılı yasanın tadilatı sürecinde Çalışma Bakanlığı’nda yapılan görüşmelerde “Konfederasyon ve Sendika MYK üyelerine en üst devlet memuru derecesinden emekli” olmak için yasal düzenleme yaptırmak isteyenleri tarih unutmayacak, mücadelenin asli unsuru olan emekçiler affetmeyecektir!

Toplu sözleşme döneminde antidemokratik ve oldu-bittiyle dayatılan yeni yasayla, hiçbir sendikal faaliyet yapmadan üye sayısını arttıranlar, milyonlarca kamu emekçisinin, emeklinin beklentilerini boşa çıkaran Kurul’un koltuk değnekliğini yapanlar;

Emekçilerin alın teriyle kazanılmış haklarına saldırıların daha da katmerleşeceği önümüzdeki süreçte de hükümetle kolkola girenler, emeği değil-iktidarı ve gücü seçenler ;

Uluslararası sendikalar, ITUC ve ETUC tarafından dahi üyelik başvuruları ret edilen, siyasal iktidarın hegemonyasını arttırmak için uğraşmayı “sendikacılık” diye yutturmaya kalkanlar, hangi “özgürlüğü”  savunabilir ki?

Bugün hukukun, insan haklarının ve sendikal hakların ayaklar altına alındığı, AKP’nin kendisi gibi düşünmeyen herkesin özgürlük hakkını, darbe dönemlerini aratmayan yöntemlerle saldırarak ellerinden aldığı baskıcı, zorbacı bu düzene ses çıkarmayanların,

Gerçek bir özgürlük hesaplaşmasından bahsedebilmeleri için, önce tarihleriyle hesaplaşması gerekmektedir. 

KESK olarak, tüm kamu emekçilerini haklarına, taleplerine ve geleceklerine sahip çıkmaya çağırıyor ve bir kez daha hatırlatıyoruz,

Kamu kurumlarında yaratılmaya çalışılan “tek tip, biat eden” emekçi tipine karşı mücadele etmek; insanların kültürel, dinsel kimliklerini öne çıkartarak bir arada eşit ve kardeşçe yaşamın önüne koyulan engellerle de mücadele etmek olacaktır. KESK, kamu hizmeti veren emekçilerin herhangi bir dinsel simge (türban, sarık, takke, haç vb) kullanarak kamu kurumlarında çalışmasına karşı durmaya devam edecektir

Ezilenlerin ve emekçilerin birlikteliklerini dinsel simgeler üzerinden parçalamaya çalışanlara karşı eşitlikçi ve özgürlükçü bir zeminde gerçek bir laikliği savunmak, aynı zamanda toplumda gelişen muhafazakârlık ve gericiliğe karşı mücadelenin ilerici adımları olacaktır.

© CopyLEFT Sendika.Org'un tüm yazılı ve görsel içeriği kaynak göstermek koşuluyla özgürce kullanılabilir.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann
Scroll to top