Çalışan anneye kreş müjdesi: “Ortada yasa var, yandan geç” – Denizcan Kutlu Reviewed by umar on . Bu yazı1, kadına ve kadın istihdamına dönük bir sosyal politika önlemi çerçevesinde, bir uyarıda bulunmayı amaç ediniyor. Önce bir kaç not: Son gelişmeleri izle Bu yazı1, kadına ve kadın istihdamına dönük bir sosyal politika önlemi çerçevesinde, bir uyarıda bulunmayı amaç ediniyor. Önce bir kaç not: Son gelişmeleri izle Rating: 0

Çalışan anneye kreş müjdesi: “Ortada yasa var, yandan geç” – Denizcan Kutlu

Bu yazı1, kadına ve kadın istihdamına dönük bir sosyal politika önlemi çerçevesinde, bir uyarıda bulunmayı amaç ediniyor. Önce bir kaç not:

Son gelişmeleri izleyenler, kadının güncel sosyal politika tartışmaları içerisindeki yerini koruyan açıklamalar yapıldığını görmüşlerdir. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, 3 çocuk çağrısının ileride aileler açısından “sosyal politika”ya dönüşeceğini ocak ayında açıkladılar2: Verilecek teşvikler ile ailelerin yapacağı çocuk sayısı artırılmak isteniyor. Bunlar arasında, doğum sonrası 6 aylık izin, 0-3 yaş bebeklere mama ve bez katkısı, anneye güvenceli esnek çalışma sistemi, Organize Sanayi Bölgeleri’nde ücretsiz kreş, çocuk parasında aylık nakit artış bulunmakta. Olumlu gelişmeler gibi gözükmekle birlikte, bunların, en az 3 çocuk hedefinin yerine getirilmesi doğrultusunda gündeme geldiklerinin altını çizmek gerekir. Dolayısıyla, bu gelişmelerin yapısında, sosyal hakların oluşumu bakımından bir uyumsuzluk var.

Yine kadının fazla çocuk yapmasını teşvik etmeye dönük bir diğer gelişme ise, emeklilik ile ilgili. Kadının emeklilik yaşının, sahip olduğu çocuk sayısına göre, kademeli olarak indirilmesi planlanıyor3.

Oysaki gerçekten kadının aile içindeki, çalışma yaşamındaki ve genel olarak toplumdaki konumunu güçlendirici adımlar atılmak isteniyorsa, doğum sonrası haklara ilişkin işçi ve memur arasındaki yasaya dayalı haksızlıkların ve ayrımcılıkların4 da ortadan kaldırılması gerekiyor.

“Çalışan anneye kreş müjdesi”

Yazının ana konusuna dönmek gerekirse, Takvim Gazetesi’nde 29 Kasım 2012 tarihinde yayımlanan “Çalışan Anneye Kreş Müjdesi” başlıklı haberde5, çalışma yaşamı için önemli sayılması gereken bir gelişmeden söz ediliyor. Habere göre, 200’ün üzerinde işçi çalıştıran işveren, kreş açmak zorunda olacak.

4857 sayılı İş Yasası’nın “Gebe ve çocuk emziren kadınlar için yönetmelik” başlıklı 88’inci maddesine dayanılarak 2004 yılında çıkartılan “Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik”in “Oda ve Yurt Açma Yükümlülüğü” başlıklı 15’inci maddesine göre, bir işverenin kreş açma yükümlülüğü şu şekilde düzenlenmiştir:

Yaşları ve medeni halleri ne olursa olsun, 150’den çok kadın işçi çalıştırılan işyerlerinde, 0-6 yaşındaki çocukların bırakılması ve bakılması, emziren işçilerin çocuklarını emzirmeleri için işveren tarafından, çalışma yerlerinden ayrı ve işyerine yakın bir yurdun kurulması zorunludur. Yurt açma yükümlülüğünde olan işverenler yurt içinde anaokulu da açmak zorundadırlar. Yurt, işyerine 250 metreden daha uzaksa işveren taşıt sağlamakla yükümlüdür.

İşverenler, ortaklaşa oda ve yurt kurabilecekleri gibi, oda ve yurt açma yükümlülüğünü, bu Yönetmelikte öngörülen nitelikleri taşıyan yurtlarla yapacakları anlaşmalarla da yerine getirebilirler.”

Kadının yeri…

kressic-2009-06-26.jpgTürkiye’de toplumsal cinsiyet temelli işbölümü ve kadının hane içi yükümlülüklerden söz edildiğinde, kreş, bakım hizmetleri gibi alanlarda kamusal desteğin yetersizliği bilinmektedir (Toksöz, 2009: 211). Yapılan çalışmalar, bu hizmet alanlarında görülen eksikliklerin, kadının hane içerisindeki, dolayısıyla toplumdaki rol ve sorumluluklarını yeniden ürettiğini göstermektedir. Bu hizmetleri özel sektörden karşılamakta zorlanan ya da alması olanaksız olan emekçi haneler, kamusal desteğin olmadığı koşullarda, çocuklarının bakımını ev içi değersizleştirilmiş ve görünmeyen kadın emeği üzerinden sağlamaya çalışmaktadır. Bu ise, kadının işgücüne katılımının önündeki bir engel ve aynı zamanda istihdamdan çekilmesinin de bir nedeni olmaktadır.

Kadın, çalışması halen daha erkeğin denetiminde olduğu bir hane yapısı içinde; güçlü bir eğilim olarak bir geçim stratejisinin parçası olarak işgücüne dahil olabiliyor. O da evde, aile işletmelerinde, geleneksel olarak kadın istihdamının yoğun olduğu işlerde ya da hemcinsleri ile birlikte üretime katılabileceği işyerlerinde; elbette ucuz, uyumlu, sebatkar bir emek gücü olarak (Ecevit, 1998b, Toksöz, 2009: 214, 216, 218, 225; Yaman Öztürk ve Dedeoğlu, (tarihsiz): 9; Dedeoğlu, (tarihsiz): 250-252).

Böyle bir yapı içerisinde, istihdam edilen kadın sayısının bir işyeri çatısı altında 150’yi bulması hayli zor. Bu sadece kadınların yoğun olarak istihdam edildikleri kimi iş alanları ya da çok büyük firmalar açısından geçerli olabilir. Bu hali ile 200 çalışan koşulu, Türkiye toplumu ve işgücü piyasasının yapısının gerçekleri ile daha fazla bağdaşır bir düzenleme olacaktır.

Dolayısıyla, getirilmesi planlandığı haberi verilen düzenleme, mevcuda göre elbette daha ileri bir adım. Bu anlamda desteklenmelidir. Ancak buradan hükümete dönük olumlu bir sonuç çıkartmak pek mümkün değil; çünkü her düzenleme olduğu gibi bu da verili toplumsal ve yapısal ilişkiler seti içerisinde yaşam bulacak.

Öncelikle, her türlü maliyet unsurundan feragat etmeye çalıştığı bir dönemde, bu tür bir düzenleme uygulamaya geçebilir mi?

İki örnek: “İş güvencesi” ve “sendikal tazminat”

İki örnek üzerinden gidelim: Bilindiği üzere, Türk iş hukukuna “iş güvencesi” hükümlerini sokan 4773 sayılı yasa6 9 Ağustos 2002 tarihinde yasalaşmış olmakla birlikte, yürürlük tarihi 15 Mart 2003’e ertelenmiştir. Yasaya göre, 10’dan fazla işçi çalıştıran işyerlerindeki işçiler, diğer koşulları da sağlamak koşulu ile iş güvencesi hükümleri kapsamı içerisinde yer almışlardır. Ancak zaman içerisinde yasada değişikliğe gidilmiş ve 4857 sayılı İş Yasasının 10 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra, işçi sayısındaki baraj 30’a çekilmiştir. Böylelikle, Türkiye’deki firma büyüklükleri de göz önünde bulundurulduğunda, işletmelerin yüzde 90’ından fazlası ve yarıdan fazla işçi iş güvencesi hükümlerinin kapsamı dışında bırakılmıştır.

Buna karşın, 30’dan fazla işçi çalıştıran işverenlerin, iş güvencesi hükümlerine tabi olmamak amacıyla, işyerlerini böldükleri ve böylelikle çalışan işçi sayısını düşük gösterdikleri bilinmektedir. Böylelikle, fesih hakkı ile ilgili işçiyi kısmen de olsa koruyucu hükümlerden sıyrılabilmektedirler.

İkinci örnek, yine çalışan sayısı ile ilgili. Bilindiği üzere, 6356 sayılı yeni Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasası ile 30’dan az işçi çalıştıran işyerlerinde sendikal tazminat kaldırıldı. Ardından ise beklenen oldu ve Radikal’den Hacer Boyacıoğlu’nun (2013) haberine göre, işverenler, işyerinde sendika istemeyen işverenler işletmelerini 30’dan az çalışanın bulunduğu işyerlerine çevirmeye başladı.Habere göre, 30’dan fazla işçi çalıştıran bir işveren, düşük maliyetle ayrı ayrı A.Ş.’ler kurup işçilerini 29’arlı gruplar halinde, tüm hakları ile kurulan şirketlere geçirerek, işten çıkarma durumunda sendikal tazminatı ödemekten kurtuluyor.”

Böylelikle, bir yandan sendikal güvence tırpanlanırken, diğer yandan yukarıdaki düzenleme ile birleştirildiğinde görüleceği üzere, bu işyerlerinde çalışan işçiler iş güvencesi hükümlerinin de dışında tutulmuş oluyor. Bu, ayrı bir yazının konusu olarak ele alınmalı.

Konumuza dönersek…

İşte aynı durum, bu sefer, kreşler açısından geçerli olabilir. Kriz karşıtı politikaların, önemli oranda işveren lehine belirlendiği, işverenlerin maliyetleri düşürmeye çalıştığı ve esnek çalışma uygulamalarının yaygınlaştırıldığı bir ortamda, kreş gibi işverenler üzerinde ek maliyet yaratacak olan bir uygulamaya dönük düzenlemenin etrafından dolanmak için, 200 ve daha fazla olan çalışan sayısının daha düşük gösterilmesinin yolları işverenler tarafından aranabilir.

Bu çerçevede, çalışan sayısının düşük gösterilmesi için, çalışanların aynı işverene bağlı farklı şirketler üzerinden sigortalanması uygulamaları görülebilir. Ancak burada, aynı yönetmeliğin 15’inci maddesinin muhtemelen yeni düzenlemeye göre güncelleştirilmesi gereken son fıkrası devreye girecektir:

Oda ve yurt açma yükümlülüğünün belirlenmesinde, işverenin belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan tüm işyerlerindeki kadın işçilerin toplam sayısı dikkate alınır.”

Yönetmeliğin bu hükmü önemli; çünkü işverenlerin sorumluluğunun yasal sınırlarını belirliyor. Peki, mücavir alan nedir?

3194 sayılı İmar Yasasının 5’inci maddesine göre, mücavir alan, “imar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlar” olarak tanımlanmaktadır. Aynı yasanın 45’inci maddesine göre de, mücavir alanın ilgili belediye sınırına bitişik olmasının gerekmediği, köyleri de ihtiva edebileceği kaydedilmiştir.

Dolayısıyla, işveren, kreş yükümlülüğünden kurtulmak için mücavir alan sınırı içerisinde yer almayacak şekilde firmasını bölebilecek, böylelikle kreş açma yükümlülüğünden kurtulabilecektir. Bunun yanında elbette, 200’den az işçi çalıştırma ve muvazaalı alt-işveren ilişkileri gibi yöntemler aracılığı ile de kreş açma yükümlülüğünden kurtulmak isteyebilir. Bu uygulama aynı zamanda, alt-işverenlik kurumunun, yani taşeronlaşmanın yaygınlaşması sonucunu doğurabilir.

İşçiler, bu tür bir düzenlemenin yasalaşması durumunda, işverenlerin fiili durumlar yaratarak, yasanın etrafından dolanmasına karşı uyanık olmalı ve bir işveren yükümlüğü olan kreş hakkının yerine getirilmesi ve esas olarak da kamusal kreş hakkı için mücadele etmelidir.

Son not: 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü kutlu olsun.

 

Kaynaklar

“3 çocuğa özel teşvikler geliyor”, http://ekonomi.bugun.com.tr/3-cocuga-ozel-tesvikler-geliyor-haberi/220045/ (5.2.2013)

Boyacıoğlu, H. (2013) “İşverenin ‘30’luk oyunu”, http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1124110&CategoryID=80 (7.3.2013)

“Çalışan anneye kreş müjdesi”, http://www.takvim.com.tr/Ekonomi/2012/11/29/calisan-anneye-kres (14.12.2012)

Dedeoğlu, S. (Tarihsiz) “Endüstriyel Üretimde Kadın ve Göçmen Emeği: Ataerkillik ve Enformel Emek”, Kapitalizm, Ataerkillik ve Kadın Emeği Türkiye Örneği, (Der. Saniye Dedeoğlu – Melda Yaman Öztürk), İstanbul: SAV Sosyal Araştırmalar Vakfı.

Ecevit, Y. (1998) “Türkiye’de Ücretli Kadın Emeğinin Toplumsal Cinsiyet Temelinde Analizi”, 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler, (Kollektif), İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

“Erken emeklilik biletini çocuk kesecek”, http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/22612080.asp (5.2.2013)

Kılıç, C. (2013) “Doğum-süt izninde yanlışlıklar var”, http://www.aksam.com.tr/yazarlar/dogumsut-izninde-yanlislik-var/haber-170612 (5.2.2013)

Toksöz, G. (2009) “Neo-liberal Piyasa ve Muhafazakâr Aile Kıskacında Türkiye’de Kadın Emeği”, Küreselleşme, Kriz ve Türkiye’de Neoliberal Dönüşüm, (Der. Nergis Mütevellioğlu – Sinan Sönmez), İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

Yaman Öztürk, M.; Dedeoğlu, S. (Tarihsiz) “Kapitalizm ve Ataerki İlişkisi Çerçevesinde Kadın Emeği”, Kapitalizm, Ataerkillik ve Kadın Emeği Türkiye Örneği, (Der. Saniye Dedeoğlu – Melda Yaman Öztürk), İstanbul: SAV Sosyal Araştırmalar Vakfı.



1 Yazının hazırlanmasındaki katkılarından ötürü Yrd. Doç. Dr. Gaye Burcu Yıldız ve Yrd. Doç. Dr. Sonay Bayramoğlu Özuğurlu hocalarıma teşekkür ederim.

2 http://ekonomi.bugun.com.tr/3-cocuga-ozel-tesvikler-geliyor-haberi/220045/

3 http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/22612080.asp

4 Ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.aksam.com.tr/yazarlar/dogumsut-izninde-yanlislik-var/haber-170612

5 http://www.takvim.com.tr/Ekonomi/2012/11/29/calisan-anneye-kres

6 “İş Kanunu, Sendikalar Kanunu ile Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunuda Değişiklik yapılması Hakkında Kanun”

© CopyLEFT Sendika.Org'un tüm yazılı ve görsel içeriği kaynak göstermek koşuluyla özgürce kullanılabilir.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann
Scroll to top