Güven sorunu – Adil Bayram (Özgür Gündem) Reviewed by caglar on . Kürtler 15 Şubat uluslararası komplosunu ilk defa bu kadar kitlesel ve öfkeli bir biçimde protesto ettiler. Protestolara katılım düzeyi ve yaygınlığı neredeyse Kürtler 15 Şubat uluslararası komplosunu ilk defa bu kadar kitlesel ve öfkeli bir biçimde protesto ettiler. Protestolara katılım düzeyi ve yaygınlığı neredeyse Rating: 0

Güven sorunu – Adil Bayram (Özgür Gündem)

Kürtler 15 Şubat uluslararası komplosunu ilk defa bu kadar kitlesel ve öfkeli bir biçimde protesto ettiler. Protestolara katılım düzeyi ve yaygınlığı neredeyse Newroz kutlamalarına ulaştı. Her yerde gerçekleştirilen protesto eylemlerinin  tek bir sloganı vardı: Öcalan’a Özgürlük!

15 Şubat Komplosu 15. yılına girerken geliştirdikleri protesto eylemlerinde Kürtler iki temel mesaj veriyorlardı. Birincisi, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ı ulusal düzeyde sahiplenmek. PKK Lideri’nin özgürlüğünü kendi özgürlükleri olarak görmek. Artık İmralı sistemi ile birlikte yaşamak istememek. Yani İmralı sisteminin ortadan kaldırılmasını istemek.

Bu konuda AKP hükümetinin son söylemlerinden, PKK Lideri’ni muhatap alan tutumundan ve İmralı’ya heyetlerin gitmesinden memnun görünüyorlardı. Buna dayanarak barış ve çözüm umutlarını netçe ortaya koyuyorlardı.

Kürtlerin verdiği ikinci mesaj ise, AKP hükümetinin izlediği siyasete duydukları güvensizlik oluyordu. Bu durumun yarattığı öfke, protesto eylemlerine açıkça yansıyordu.

15 Şubat Komplosu’nu protesto eylemleri açıkça gösterdi ki, Kürtler AKP’nin barış ve çözüm söylemlerine tam inanmıyorlar. İzlediği siyasetin barışı ve çözümü yaratacağına dair umutları az. AKP’nin mevcut tutumuna güvenmiyorlar. Ortada ciddi bir güven sorunu var.

Elbette Kürtler bu duruş ve yaklaşımlarında haklılar. Çünkü yüzyıldır varlıkları inkar ediliyor. Bölünüp parçalanmışlar. Her türlü baskı ve hakarete maruz kalmışlar. Kendi dillerini konuşamaz, kimliklerini sahiplenemez, kültürlerini yaşayamaz hale getirilmişler.

Yani sütten ağızları yandığı için yoğurdu üfleyerek yiyorlar. Doğal olarak her şeye kuşku ile yaklaşıyorlar. Yeniden hata yapmak ve eski duruma düşmek istemiyorlar. Kürtlerle anlaşmak ve Kürt sorununu çözmek isteyen herkes bu durumu bilmek ve öncelikle mevcut güvensizliği gidermek zorunda.

Oysa AKP hükümetinin mevcut yaklaşımları böyle değil. Söz ve davranışlarıyla mevcut güvensizliği giderici olmadıkları gibi, tam bir egemen tutumunu yansıtmaktan da geri durmuyorlar. “Her şeyi ben yaparım ve bilirim” tutumunu Kürtlere karşı ısrarla sürdürüyorlar.

Bu söz ve tutum Kürtlere nasıl güven verecek? Onları nasıl ikna edecek? Dolayısıyla Kürtlere güven vermiyor ve ikna etmiyor. Kürtler AKP’nin söz ve davranışlarını samimi ve güven verici bulmuyorlar. Mevcut tutumunu çözümleyici görmüyorlar.

Nitekim bu durum 15 Şubat protestolarına açıkça yansıdı. Meydanlarda toplanan onbinlerce insan bu gerçeği sloganlarla haykırdı. KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, açıkça “AKP’nin tutumunu samimi bulmadıklarını” söyledi.

Görülüyor ki, AKP’nin söz ve davranışlarıyla ciddi güven verme sorunu var. Barış ve çözüm için birinci görev, böyle bir güven ortamını yaratmaktır. Bu da kuşkusuz iktidar koltuğuna oturan AKP’nin işidir. Devlet ve egemenlik adına AKP hükümeti bu güven ortamını yaratmak zorundadır.

Fakat görünen o ki, AKP böyle yaklaşmamaktadır. Tersine, AKP’ye göre Kürtler güven vermelidir! Devletin ve hükümetin güvene ihtiyacı vardır! Bunun için, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP sözcüleri her fırsatta Kürtleri suçlamaya devam etmektedir. BDP ve PKK için söylenen her sözü Kürtler kendilerine söylenmiş olarak algılamaktadır.

Kuşkusuz AKP’nin tutumu yanlıştır. Bu tutumu ile AKP, bir yanılgı ve sapma içindedir. Bu tutum Kürtleri suçlu görme yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Sanki Kürtler üzerinde egemenlik kuran ve soykırım uygulayan bu devlet değil de, devlet üzerinde Kürtler egemenlik kurmuş gibi yaklaşmaktadır.

AKP’nin tutarlı olabilmesi, barış ve çözüm sürecini geliştirebilmesi ve Kürtlere güven verebilmesi için, öncelikle bu yaklaşımını değiştirmesi gerekir. Bu da zihniyet ve politika değişimi demektir. Öncelikle Kürt halk gerçeğini görüp kabul etmeli, ardından da Kürtler üzerinde inkar ve imha uygulandığını ortaya koyup özür dilemelidir.

AKP’nin şimdi sürdürdüğü zihniyet ve politika duruşu, özgürlükçü ve demokratik bir zihniyeti içermediği gibi, kendi tarihsel geçmişinin de çok gerisindedir. Oysa biz biliyoruz ki, Tayyip Erdoğan İstanbul belediye başkanı iken Kürt sorununu çok daha doğru görüyor ve kabul ediyordu. Kürt sorununu bir ezilen millet sorunu, Kürdistan’ın parçalanmış ve egemenlik altına alınmış olmasından kaynaklı bir sorun olarak görüyordu.

Yine 12 Ağustos 2005’te Diyarbakır’da konuşan Tayyip Erdoğan, bugünküne göre çok daha ileri bir konumdaydı. Kürt sorununu doğru tanımladığı gibi devletin yaptıklarından dolayı Kürtlerden özür dilemişti. Kürt sorununun kendi sorunu olduğunu ve mutlaka çözeceğini söylemişti.

Oysa aradan sekiz sene geçmiş olmasına rağmen, AKP sorunu çözmedi. Verdiği sözlerin gereğini yapmadı. Dahası “Düşünmezseniz Kürt sorunu olmaz”, “Bana göre Kürt sorunu bitmiştir” diyerek yeni ve daha örtülü bir Kürt inkarcılığına yöneldi. İnkar ve imha sistemini yeniden tesis etme çabası içine girdi.

Şimdi AKP’ye karşı Kürtler ihtiyatlı ve güvensiz yaklaşıyorsa bu nedenledir. Verdiği sözlerinin gereğini pratikte yapmadığı içindir. Kürtler AKP tarafından aldatıldıklarını hissediyorlar. Dolayısıyla İstanbul Belediye Başkanı iken hazırlanan raporların ve Diyarbakır meydanında söylenen sözlerin gereğinin yerine getirilmesini istiyorlar.

Öncelikle AKP’nin böyle bir zihniyet ve politika değişimi yaşaması şart. Ardından bu durumu söz ve davranışlarına yansıtması lazım. Üslup ve içerik olarak sözlerini düzeltmesi, gerçekten sorunu çözmeyi ifade eden bir samimiyet ve güven verici noktaya kendini getirmesi gerekli. BDP ve PKK şahsında Kürtlere hakaret etmekten uzak durması gerekli.

Devletin yüzyıllık inkar ve baskı ile yaşattığı derin güvensizlik ancak böyle aşılabilir. Mevcut tartışmalar ve “İmralı süreci” bir çözüm gerçeğine ancak böyle evrilebilir. Bunların gerçekleşmesi AKP’nin kendini ciddi biçimde değiştirmesine bağlıdır.

Oysa AKP’nin mevcut söz ve davranışları bunun tersini ifade etmektedir. Mevcut ceberut baba ve egemenlik yaklaşımı sürdükçe Kürt sorununun çözüm sürecinin gerçekleşmesi zordur!..

© CopyLEFT Sendika.Org'un tüm yazılı ve görsel içeriği kaynak göstermek koşuluyla özgürce kullanılabilir.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann
Scroll to top