1970’lerin emek-sermaye çatışmasını bir köşkün mutfağından anlatan Zengin Mutfağı 40 yıl sonra yine ‘bekçi’lerini beslese de ‘bekçi’lerle çatışanlar da var… Özen Taçyıldız, Aslı Öngören’le Vasıf Öngören’in “Zengin Mutfağı” adlı oyununu ve şehir tiyatrolarına iktidar müdahalesini konuştu Yönetmen-yazar Vasıf Öngören’in Zengin Mutfağı isimli oyunu, 35 yıl aradan sonra İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahneleniyor. Üstelik bu defa yönetmen […]

1970’lerin emek-sermaye çatışmasını bir köşkün mutfağından anlatan Zengin Mutfağı 40 yıl sonra yine ‘bekçi’lerini beslese de ‘bekçi’lerle çatışanlar da var… Özen Taçyıldız, Aslı Öngören’le Vasıf Öngören’in “Zengin Mutfağı” adlı oyununu ve şehir tiyatrolarına iktidar müdahalesini konuştu
Yönetmen-yazar Vasıf Öngören’in Zengin Mutfağı isimli oyunu, 35 yıl aradan sonra İstanbul Şehir Tiyatroları’nda sahneleniyor. Üstelik bu defa yönetmen koltuğunda kızı Aslı Öngören var. Oyun, ikinci gecesinde üç kadın izleyicinin kurt işaretli ve “Tanrı Türk’ü korusun” sloganlı müdahalesine maruz kaldı ve bu saldırıyla gündeme geldi. Oysa başlı başına gündem edilmesi gereken oyunun kendisi ve yazarı; Brecht’in geliştirdiği epik tiyatro yöntemiyle yazdığı, sergilediği oyunlarla tiyatro dünyasına damgasını vurmuş Vasıf Öngören. Oyunun yönetmeni Aslı Öngören’le Vasıf Öngören’i, “Zengin Mutfağı”nı ve şehir tiyatrolarına iktidar müdahalesini konuştuk.

Mutfakta sınıf savaşı
15-16 Haziran 1970 eylemleriyle başlayan Zengin Mutfağı, dönemin emek-sermaye ilişkilerini zengin işadamı Kerim Bey’in köşkünde aşçılık yapan Lütfü Usta’nın gözünden anlatır. Oyun, 70’li yılların Türkiye’sini anlatırken köşkün çalışanlarının o yıllardaki kavga içinde taraf olup olmama konusunda yaşadıkları çelişkileri, geçirdikleri değişimleri, dönüşümleri de verir. Oyunun en önemli figürü Selim, parasız bir gençken Kerim Bey’in himayesinde bir faşiste, fabrikasında DİSK örgütlenmesi yapan işçilere karşı vurucu bir silaha dönüşür. Bütün hikayenin sadece mutfakta geçtiği oyunda “dışarısı” çeşitli simgelerle de taşınır sahneye. Oyunun Lütfü Usta rolünde Şener Şen’in oynadığı 1988 yapımı filmi de mevcut.
Zengin Mutfağı oyunu 35 yıl sonra tekrar şehir tiyatrolarında sahneleniyor. Oyunun sonundaki şarkıda da, “40 yıllık bir oyun bu, eski değil yeni de değil” deniyor. İsterseniz önce oyunla ve oyunun yazarı babanız Vasıf Öngören’le başlayalım.
Vasıf Öngören bu oyunda 70’ler Türkiye’sinin fotoğrafını çekiyor. Toplumcu bir yazar olarak sözünü net söyleyen, görünenin ardındaki gerçeği yazan biri. Zengin Mutfağı da bu yolla ürettiği yapıtlar içinde belki de en sağlam olanı. 15-16 Haziran işçi direnişi ve 12 Mart sürecinde, dışarıdaki kamplaşma-kutuplaşmanın bir zengin mutfağındaki kişiler üzerinde yarattığı etkileri, değişimleri, dönüşümleri anlatıyor. Sıcak insan ilişkileri anlatılıyor, alelade, tanıdığımız insanların dünyasına bir bakış bu. Dolayısıyla, Zengin Mutfağı, 40 yıl önce kaleme alındı ama dünya görüşü ve ele alınış yöntemi olan epik yöntem öylesine bir bakış açısıyla yaklaşıyor ki hayata, Zengin Mutfağı hep güncel kalacak galiba.
Özdeki emek-sermaye çatışması meselesi hala geçerli. Çok basit bir cümle var oyunun temelinde; “İnsan kime hizmet ettiğini düşünmeli!” Bugün de metnin özünde olan bu akil sözü, seyirciye duyurabilmek amacımız. Sözünün çağlar ötesi bir karşılığı var. Seyirciye diyalektiği keşfetmenin hazzını yaşayıp ayrılma şansı veriyor Zengin Mutfağı. Her şeyin değiştirilebilir olduğunu kavrama imkanı veren bir metin. Bu yüzden özel ve önemli. Direnen, isyan eden kitlelerin çabalarının nafile olmadığını gösteriyor. Daha güzel bir dünya için adım atılabileceği umudu aşılayan oyunlar bunlar. Brecht oyunları gibi… Vasıf Öngören de Türk tiyatrosunda bu yanıyla çok özeldir.
Bahsettiğiniz değişim-dönüşümün vurgusu karakterlerde çarpıcı bir biçimde hayat buluyor. Köşkün hizmetçisini oyunun başında en büyük hayali evlilik olan, nişanlısı için de her şeyi yapabilecek genç bir kadın olarak görüyoruz. Ama sonra Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin kapatılması için çalıştığı fabrika önünde yaptığı grevde nişanlısıyla gırtlak gırtlağa çatışan birine dönüşüyor. Bütün oyun boyunca kendisini toplumsal olayların dışında konumlayan Lütfü Usta da gazetede bu fotoğrafı görünce ayıyor…
Evet oyunda çok iyi örneklerden biri bu çünkü herkes değişimi ve dönüşümü yaşıyor. Zaten epik tiyatronun vazgeçilmez unsurudur bu süreci ve değişimi göstermek. Rejide de oyunculuk yaklaşımında da bunu görünür kılmaya gayret ettik. İnsanlar belli koşullar ve durumlar içinde davranırlar. Bunlar değiştiği zaman farklı davranabilirler. Sınıf bilinci meselesi de var oyunda. Sınıf atlama ve bireysel kurtuluş hayallerinin toplumu bir hayli oyaladığı bir çağda yaşıyoruz. Kendi sınıfının, ait olduğu, aidiyet duyacağı sınıfsal varoluşunun gereğini yapar insanlar. Sınıflı bir toplum var olduğu sürece de bu çatışmalar söz konusu olacaktır.
Oyunda güncel göndermeler de var. “Beyaz bere” ve “küçük bir çocuksun önce/anne koynunda masum” şarkısıyla Hrant Dink cinayetine mesela. Bu güncellemeleri yaparken neleri gözettiniz?
Metnin aslında böyle birebir bir gönderme yapmaya hiç de ihtiyacı yok, çok temel bir mesele anlatıyor. Ama biz duyarlı olduğumuz bir konu olduğu için kendimizi durduramadık, bu eki yaptık. Bundan çok daha önemli bir sözü var metnin; bu gençlerin isimleri, varoluş biçimleri, dünyaya bakış biçimleri değişebilir ama kimler tarafından nasıl kullanıldığı gerçeği değişmiyor. Birçok inanç, iyi niyet, adanmışlığa emek-sermaye meselesi üzerinden baktığınızda bir iç hesaplaşma, tartışma getirmeli. Benim dileğim bunu sağlaması oyunun.
Oyuna üç izleyiciden gelen saldırıdan bahsedelim biraz da.
Sözünü net söyleyen bir oyun bu, rahatsız olanlar olabilir, bu beklenir bir şey. Bu rahatsızlığı dile getiriş biçimi önemli. Bizim gibi düşünmeyenlerle tartışabiliriz ama susturmaya, geriye itmeye, üstünü örtmeye kimsenin gayret etmemesi gerekir. Buna kolay kolay da pek kimsenin gücünün yeteceğini sanmıyorum. Bunlar bu ülkenin, bu sistemin gerçekleri ve tartışılması gereken meseleler. Sonuna kadar arkasında olduğumuz sözler. Bunun tartışma yaratmasını dileyebilirim en fazla. Münferit bir olay olarak kalacağını düşünmek isterim.
Peki saldırıya daha geniş bir açıdan bakalım. Geçtiğimiz sezon sonunda şehir tiyatrolarında çok hızlı bir biçimde yönetmelik değişikliği yapıldı ve bürokratlara yetki verildi. Sanatta muhafazakarlaşma tartışmalarıyla birlikte bu değişiklik hayli ses getirdi. Şimdi de oyununuzla ilgili olarak sosyal paylaşım sitelerinde yapılan yorumlarda “oyun devam eder mi, kaldırılmadan gidip görsek” gibi endişeler var.
Ben ihtimal vermiyorum böyle bir şeye. Olursa çok yazık olur. Ciddi bir akıl, emek ve alın teri var. Yeni yönetmelikte itiraz ettiğimiz noktalar, şehir tiyatrolarının siyasi rüzgarlara açık hale gelmesi ile ilgili kaygılardı. Sanatın özerk, özgür bir alan olarak kalabilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Eğer dediğiniz şeyler gündeme gelirse bu rüzgarların sanatı birebir etkiler hale geldiği alenen görünmüş olur herhalde. Bunun için illa “Zengin Mutfağı”na bir şey yapılması ne kadar şart emin değilim. Birçok başka örnek görüyoruz, yaşıyoruz. Umarım hızla bunlardan vazgeçildiği bir sürece geçilebilir. Şöyle örnek vereyim, bazı insanlar oyundan rahatsız olurken bir büyük kitle var ki büyük keyif alıyor, o insanlar izleyebilir bu oyunu. Hoşlanmayanlar da gelmeyebilirler, bu kadar basit.
Ama tabi şöyle bir çarpıtma da oluyor. Yönetmelik değişmeden önce bazı muhafazakar köşe yazarları şehir tiyatrolarının oyunlarının boş salonlara oynandığını söylediler. Oysa şehir tiyatrolarında bilet bulmanın zor olduğunu herkes bilir. Buna rağmen, göz göre göre bunu söylediler. Ardından da yönetmelik değişikliği geldi.
Büyük bir manipülasyon yapılıyor. Şehir tiyatrolarının taşları, dengeleri oynatılmış durumda şu anda yerinden. Büyük bir tedirginlik var hem idari anlamda hem oyuncular arasında. Ama büyük de bir çelişkimiz var bizim. Seyirciye hizmet eden bir varoluş içindeyiz. Yüz yıldır bu kurum böyle var olmuş, bütün çark perdenin açılması ve seyirciye en iyiyi sunmak üzere kurgulu. Dolayısıyla ne kadar zorluk yaşanırsa yaşansın, içgüdüsel olarak bu kurum zorlukları bertaraf etme ve seyirciye iyi bir şeyler sunma gayreti içinde. Şu an büyük güçlükle sürdürülen de budur. Sorunlar yönetmelikten sonra birdenbire ortaya çıkmadı elbette ama yönetmelik bu sorunların giderilmesi yolunu tıkamış, çok daha bürokratik hale getirmiştir şehir tiyatrosunu. Genel sanat yönetmenlerinin gücünü ve etkinlik alanını daraltmakla da elini bağlamıştır kurumun. “Bu bir yanlıştır” diyoruz hala, bundan dönülmesi için de elimizden gelen gayreti, direnişi göstereceğiz ama bu seyircimize haksızlık etmeyeceğimiz bir yerde olmak zorunda. Dolayısıyla yeni bir yönetmelik çalışması yürütüyoruz ama bir yandan da perde de kapanmaz. Umarım hiç kapatılmaz.