1980 Sonrası dönemde sendikalar ve kadınlar – Şemsa Özar (Bianet) Reviewed by mustafa on . Sendikalarda kadınlara yönelik politika önerileri çoğunlukla kâğıt üzerinde kalıyor. Siyaset ve emekçilerin hak mücadelesi alanında birbirleriyle uzlaşmaz tutum Sendikalarda kadınlara yönelik politika önerileri çoğunlukla kâğıt üzerinde kalıyor. Siyaset ve emekçilerin hak mücadelesi alanında birbirleriyle uzlaşmaz tutum Rating:

1980 Sonrası dönemde sendikalar ve kadınlar – Şemsa Özar (Bianet)

Sendikalarda kadınlara yönelik politika önerileri çoğunlukla kâğıt üzerinde kalıyor. Siyaset ve emekçilerin hak mücadelesi alanında birbirleriyle uzlaşmaz tutumlar sergileyebilen üç konfederasyonun konu kadınlara geldiğinde oldukça benzer bir tavır içine girmeleri dikkate değer bir durum


Sendikaların 1980 sonrası dönemde kadın emeği üzerine yürüttükleri faaliyetler incelendiğinde, kadın çalışanların hak arama mücadeleleri ve örgütlülüğü konusunda ne denli isteksiz davrandıklarını görmemek mümkün değil.

Büyük ölçüde bu isteksizliğin bir sonucu olarak, günümüzde kadın çalışanların gerek sendika üyeliği gerek sendikaların karar organlarında temsili hâlâ son derece düşük.

Siyasal yelpazenin farklı yerlerinde duran, ülkenin siyasi konuları ve emekçilerin hak mücadelesi alanında birbirleriyle uzlaşmaz tutumlar sergileyebilen üç konfederasyonun (DİSK, HAK-İŞ ve TÜRK-İŞ) ve bu konfederasyonlara üye sendikaların, konu kadınlara geldiğinde oldukça benzer bir tavır içine girmeleri dikkate değer bir durum.

Sendikal örgütlerin kadın-erkek eşitsizliği ve kadın hakları konularındaki faaliyetleri, genellikle 8 Mart’larda düzenlenen toplantılar ve konfederasyon/sendika başkanlarının yaptığı konuşmalar ile sınırlı kalıyor; kadın hakları, sendikaların esas meseleleri arasına alınmıyor.

Birçok ülkede uygulana gelen, kadınların sendika üyeliğini ve karar süreçlerine aktif olarak katılımını artırıcı olumlu eylem programları da Türkiye’deki sendikaların gündemine giremiyor.

Sendikaların üye oldukları uluslararası sendikal örgütlerin kadın-erkek eşitliği programlarına tam anlamıyla duyarsız kalınamadığı için olsa gerek, 1990’lı yıllarda bazı sendikalarda kadın komiteleri kuruluyor.
Ne var ki, bu girişimler süreklilik ve işlevsellik kazanamıyor. Az sayıdaki kadın sendikacı ve uzmanın gayretiyle oluşturulmuş kadın birimleri ve yayın organları[1] ise katı erkek egemen yapının oluşturduğu sendikal hareketin ana ekseninin dışında kalıyor.
Halen, kadın emeği ile ilgili konuların sendikaların esas mücadele alanının içine alınmaktan çok uzak olduğunu, bu konuların sendikaların genel kurul belgelerinde ele alınış biçimlerini sergileyerek ya da gösterişli açılış törenleri ile kamuoyuna tanıtılan kadın komitelerinin akıbetini sorgulayarak göstermeye çalışacağım.[2]
DİSK’in[3] 1994 yılında toplanan 9. Genel Kurulu’nda alınan kararlar arasında Kadın Sorunları ve Örgütlenme başlığı altında kadın üye sayısının artırılması ve “bunun sağlanması için varolan kadın dairesinin işlerliğe kavuşturulmasını sağlayacak ivedi önlemlerin alınması” yer alıyor.
Aynı zamanda, “sendikalarda yönetim kademelerinde kadın üyelerin sayıları oranında temsil edilmeleri için gerekli çalışmaların yapılmasına” karar veriliyor.

1994 yılında alınan bu kararlar ile ilgili gelişmelerin bir sonraki genel kurulda değerlendirileceğini bekliyoruz.

Ne var ki, 1997 yılında gerçekleştirilen 10. Genel Kurul, son üç yılda kadın üye sayısının artırılması konusunda yürütülen faaliyetleri değerlendireceği yerde, neredeyse bir önceki genel kurulda alınan kararın aynısını tekrarlamakla yetiniyor: “Konfederasyon ve sendikalarımızın kadın ve gençlerle ilgili birimleri aktif hale getirilmeli, sosyal etkinlikler gerçekleştirilmelidir.”
1997 Genel Kurul kararları arasında bir önceki kurul kararlarına göre yeni olan, Kadın Sorunu ve Kadın İşçilerin Hakları başlığı altındaki bölümün genişletilmiş olması: Çalışma yaşamına girişlerdeki sorunlardan başlayarak, işyerlerinde cinsel tacizden, kreş sorununa kadar kadın işçileri ilgilendiren bütün konularda somut sendikal politikalar üreterek bunların toplu sözleşme kazanımı haline getirilmesi için gerekli çalışmaların yapılması” ve “yasalardan cinsiyet temelinde ayrımcılık yapan maddelerin ayıklanması ve değiştirilmesi için kararlı bir mücadele yürütülmesini, kadınların çalışma yaşamında daha fazla katılımını sağlayıcı istihdam politikalarının oluşturulması için siyasi iktidar üzerinde baskı oluşturulması” karar altına alınıyor.

Üç yıl sonra 2000 yılında yapılan 11. Genel Kurul’da da, bir önceki genel kurula göre kadınların sendikalar içindeki konumları ile ilgili daha geniş saptamalar mevcut.

Kadınların, DİSK’e bağlı sendikalar içinde sahip oldukları sayısal çoğunluğa tekabül etmeyen bir temsiliyete sahip oldukları vurgulanıyor.

Buna karşılık, 1992 yılında tekrar faaliyete geçtikten sonra geçen süre içinde, bu durumu dönüştürmek için ne tür önlemler alındığı ve faaliyetler yürütüldüğünden ise hiç bahis yok.

DİSK ve üye 23 sendika içinde genel başkanı kadın olan sadece bir sendika bulunmaktadır.

Toplam 139 genel merkez yönetim kurulu üyesi içinde kadın yönetici sayısı dokuzdur.
Toplam 177 bölge, şube ve temsilcilikte görevli başkan ve temsilcilerin sadece 6’sını kadınlar oluşturuyor” saptamasını yaptıktan sonra DİSK 11. Genel Kurulu, “kadın işçilerin örgütlenmesine öncelik verilmesini, bunun için de sadece formel sektörlerde sigortalı olarak çalışan kadınların değil, enformel sektörlerde sigortasız olarak çalışan kadınların da örgütlenmesinin hedeflenmesini” karar altına alıyor.

Kadın işçilerin hakları konusu, DİSK Genel Kurul kararlarında, Konfederasyon’un yapması gereken faaliyetler arasında devamlı surette ve neredeyse aynı cümlelerle tekrarlanıyor.

Bir genel kuruldan diğerine, bu tekrarlanan saptamalar ve önerilen faaliyetler konusunda herhangi ciddi bir çaba gösterilmemesi ve kararların neredeyse kes-yapıştır yöntemiyle hazırlanma biçimi dikkati çekiyor.
15 Eylül 2007’de, DİSK kadın emeği üzerine çalışan akademisyen, feminist aktivist ve farklı sendikalardan uzmanların katıldığı Türkiye’de Kadın ve Sendikalar başlıklı bir toplantı düzenliyor.

Bu toplantının sonuç metninde ev içinde, işyerlerinde ve sendika yönetimlerinde erkek egemen yapı ve ilişkileri kırmak için bir dizi öneri oluşturuluyor. Önerilerin arasında, kadınların yaygın olarak enformel sektörde kayıtdışı olarak çalışmaları noktasından hareketle sendikaların kayıtdışı koşullarda çalışan kadın işçileri de örgütleyecek faaliyetlere yönelmesi ve kadınların durumunun sadece işyeri ve sendika bağlamının ötesinde evdeki sorumluluklarını dönüştürücü faaliyetlerle desteklenmesi gerekliliği vurgulanıyor.

Aynen 2000 yılında yapılan Genel Kurul kararlarında vurgulandığı gibi.

2008’de yapılan Genel Kurul’da da benzer ifadeler görülüyor. DİSK, “Her türlü ayrımcılığın karşısında olduğunu, yaşamın tüm alanında kadınlar ve erkekler arasında eşitliği savunacağını” ifade ettikten sonra, “kadın emekçilerin, çalışma ve yaşam koşulları gerçeğinin farkında olarak, kadınların sorunlarına duyarlı örgütlenme politikaları yürüteceğini, merkez ve temsilcilikler bünyesindeki kadın komisyonlarının etkinliklerinin artırılacağını ve kadınların sendikalarda daha yoğun temsil edilmeleri için daha fazla çaba harcayacağını” belirtiyor.

1994 ile 2008 yılları arasında geçen 14 yıl zarfında, Genel Kurul kararlarında izlediğimiz kadınlara ilişkin durum saptamaları ve politika önerileri büyük çoğunlukla kâğıt üzerinde kalıyor. DİSK, genel kurullarında aldığı kararları hayata geçirmek için ne tür bir yol izlediği ve bu yolu izlerken hangi konularda başarılı ve başarıs
ız olduğu ile ilgili bir değerlendirmede ise bulunmuyor.
DİSK’e bağlı Sosyal-İş Sendikası tarafından hazırlanan Türkiye’de ve dünyada kadınların durumunu saptamaya ve kadın emekçilerin sorunlarını sergilemeye yönelik 35 sayfalıkTürkiye’de ve Dünyada Kadın Emeği ve İstihdamı Raporu’nun sadece bir buçuk sayfasının sendikal örgütlenmeye ayrıldığını, bu bölümde de sadece istatistiki verilerin değerlendirildiğini görüyoruz.

Ayrıca, raporda, Sosyal-İş sendikasının kadın örgütlenmesi üzerine deneyimi ve faaliyetleri ile ilgili hiçbir bilgi bulunmamakta.

Raporun “Genel Değerlendirme” bölümünde kadınların konumuyla ilgili olumsuz tablonun değişmesi ve “…yaşamın her alanında toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için aktif ve süreklilik arz eden bir tutum takınması ve yalnızca kadın üyelerini değil erkek üyelerini de bu doğrultuda harekete geçirmesi acil bir ihtiyaç ve sorumluluktur” denmekte, ancak sendikanın raporun yayınlandığı tarih olan 2010 yılına kadar bu doğrultuda ne tür faaliyetlerde bulunduğu ne aktarılmakta, ne de değerlendirilmekte.

Rapor, Dünya Emekçi Kadınlar günü kutlanarak sonlandırılmaktadır.
TÜRK-İŞ’e gelince, Konfederasyon, 2005 yılı 8 Mart’ında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Bİrleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) işbirliği ile Kadın Emeği Platformu’nu kuruyor.
Platform’un kuruluşunun kamuoyu ile paylaşıldığı tanıtım toplantısında, bu amaçla oluşturulan komisyonların raporları bir broşür halinde katılımcılara dağıtılıyor. Bu çalışmalara katılan akademisyen ve uzmanlarla yaptığım görüşmelere göre, komisyon toplantılarına sendikalardan aktif kadınlar, konuyla ilgili kamu kurum temsilcileri, TİSK temsilcisi ve kadın örgütü temsilcileri ile bir kaç akademisyen katılıyor.

Broşür hazırlanması dışında, çalışma gruplarında geliştirilen somut politika önerileri arasında konuyla ilgili üst düzey kamu yöneticileri ile hükümet temsilcilerinin ziyaret edilmesi ve taleplerin bu yetkililere iletilmesi düşünülüyor. Hatta kreş talebini dile getirmek için o zamanki büyük şehir belediye başkanına gitmek de söz konusu oluyor.

Bu ziyaretin, başta TÜRK-İŞ olmak üzere üye sendikaların üst düzey yöneticileri ile birlikte yapılması planlanıyor. Ancak, broşür hazırlanıp basıldıktan sonra TÜRK-İŞ yöneticileri konunun takipçisi olmuyor.
Emeklerinin boşa gittiğini düşünen ve bu durumu protesto etmek isteyen kadınlar, 2006 yılı 8 Mart toplantısına katılmak üzere TÜRK-İŞ tarafından davet edildiklerinde, gitmemeyi tercih ediyorlar. Gösterişli bir toplantıyla kamuoyuna duyurulan Kadın Emeği Platformu’ndan bir daha ses çıkmıyor.
Kadın konularının sendikaların esas meseleleri arasında yer almayışına iyi bir örnek olarak kadın işçilerle ilgili dokümanların TÜRK-İŞ’in web sitesindeki yerini de gösterebiliriz. Bu dokümanlar, Eğitim konulu bölümde yer alıyor. Oysa, web sitesinde, örneğin, Örgütlenmekonulu bir bölüm mevcut, ama bu başlık altında kadınlardan eser yok.

TÜRK-İŞ’e bağlı TES-İŞ sendikasının çıkardığı derginin Mart 2005 sayısında 8 Mart’a ilişkin bir yazıda kadın-erkek eşitliği üzerine şu sözleri okuyoruz:

“Kadın ve erkeğin eşitliği, çağdaş dünyanın dayanağıdır. …Oysa kadınların yaratıcı gücünü ve yeteneğini hayatın her alanında hissetmeyen toplumların gelişemediği ve kalkınamadığı artık görülmelidir. Çünkü bir toplumun yönünü bulabilmesi için kadın sezgisi ve sağduyusu şarttır. Çünkü kadınlar yaratıcı ve yetenekli oldukları kadar anaçtır, şefkatlidir, sevgi doludur. Sevgi, şefkat ve merhamet dolu kadın yüreği, acımasız olamaz. Çünkü ne olursa olsun bir kadın, yüreğini ‘bir kenara’ bırakamaz.”

Bir sendika, iş yerlerinde kadınların karşı karşıya kaldığı somut ayrımcılık pratikleri yerine, “kadınların yüreği” konusunda değerlendirmeler yapmayı tercih ediyor.

Bu bölümü, küçük bir köyde öğretmenlik yapmaya başladığı 1977 yılında aynı zamanda TÖB-DER (Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği) üyesi de olarak örgütlü mücadeleye katılan Nursen Öztürk’le yapılan bir söyleşiden alıntılarla bitireceğim.
Yıllarca Eğitim-Sen Antalya Şubesi’nde sendikal mücadele verdikten sonra emekli olan Nursen Öztürk, 8 Mart nedeniyle kendisiyle yapılan ve Eğitim-Sen Kadın Dergisi Mart 2011 sayısında yayınlanan söyleşide, sendikalar içinde kadınlar açısından kat edilen yol konusunda “bir parça karamsar” olduğunu belirtiyor.

Söyleşinin, Nursen Öztürk’ün kadın komisyonları ve sendika yönetimleri arasındaki ilişkiyi değerlendirdiği bölüm, aslında genel olarak sendikaların kadın emekçilere ve kadın haklarına bakışını açık bir biçimde anlatıyor:

“Yine de yapmak istediklerimin tamamını gerçekleştiremedim, az sayıda kadınla komisyonlarda sınırlı işler yapabildik. Her ne kadar çalıştığım yönetimlerde bir engelle karşılaşmadıysam da destek de görmedim. Kadın sekreterlerini ve komisyonlarını kendi hallerine bırakma eğilimi var çoğu yönetimde. Kendi çalışmalarımda kadın komisyonundaki arkadaşlar dışındakilerden destek görmedim. Kimi zaman işyeri temsilcileri bile, sekreterliğimizin çalışmalarını üyelerimize duyurma konusunda isteksiz davranmışlardır.”

Nursen Öztürk söyleşiyi şu cümlelerle noktalıyor: “Tabii Eğitim Sen’in kadınlar ya da kadın üyeler için yaptıkları, kurultaylar, tüzük değişiklikleri, kota uygulamaları, 8 Mart ve 25 Kasım günlerinde gerçekleştirilen etkinlikler asla küçümsenemez. Bu çalışmalar yalnız sendika içinde bir dönüşüm yaratmak için değil aynı zamanda ülke içindeki kadın hareketinin güçlenmesi açısından çok önemli. Ancak, bu kadar çaba ve verilen emeğin ardından erkek egemen zihniyetin daha fazla dönüşmesini umuyor insan ister istemez. Her şeye rağmen tamamen umutsuz değilim, başka kadınların geleceğine ve bu mücadeleyi devam ettireceklerine inanıyorum. Bu arada benimle böyle bir söyleşinin gerçekleştirilmesi bile çok olumlu bir gelişme. Biliyorsun genellikle başkanlarla yapılır bu tip söyleşiler. Bu nedenle çok teşekkür ederim”. (ŞA/ÇT)
* Bu yazı, yazarın Geçmişten Günümüze Türkiye’de Kadın Emeği, (derleyenler: Ahmet Makal ve Gülay Toksöz, Ankara Üniversitesi Yayınları 2012) kitabı içinde yayınlanacak “Türkiye’de 1980 Sonrası Dönemde Kadın Emeği ve İstihdamı Politikaları: Kadın Hareketi, Sendikalar, Devlet ve İşveren Kuruluşları” yazısının sendikalarla ilgili bölümünden alınmıştır.
________________________________________
[1] Örneğin, Ocak 2003 tarihinden beri düzenli çıkan Petrol-İş Kadın dergisi
[2] Bu amaç için dokümanlarına başvurduğum sendikaları seçerken belirli bir yöntem kullanmadım. Daha çok, tüzük ve genel kurul kararları gibi belgelerini internet ortamında kamuya açan sendikaların metinlerini inceledim. Bu durum, sendika belgelerini kamuoyu ile internet ortamında paylaşan sendikaların diğerlerine göre eşitsiz bir biçimde eleştirel yaklaşımıma maruz kalmasına neden olmuş olabilir.
[3] 12 Eylül 1980 darbesini takiben faaliyetleri durdurulan DİSK ve DİSK’e bağlı sendikalar, ancak 1991 yılında Askeri Yargıtay’ın kararı ile beraat ettikten sonra, 1992 yılında tekrar faaliyete geçiyor.

© CopyLEFT Sendika.Org'un tüm yazılı ve görsel içeriği kaynak göstermek koşuluyla özgürce kullanılabilir.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann
Scroll to top