Orhan Gazi Ertekin: Yargıda yeni kavga AKP’nin iç gerilimlerinden türeyecek Reviewed by mustafa on . 12 Eylül referandumu sürecinde "evet" tavrını benimseyerek, AKP'nin anayasa değişiklik planına yargı cephesinden destek sunan Demokrat Yargı Derneği'nin eşbaşka 12 Eylül referandumu sürecinde "evet" tavrını benimseyerek, AKP'nin anayasa değişiklik planına yargı cephesinden destek sunan Demokrat Yargı Derneği'nin eşbaşka Rating:

Orhan Gazi Ertekin: Yargıda yeni kavga AKP’nin iç gerilimlerinden türeyecek

12 Eylül referandumu sürecinde “evet” tavrını benimseyerek, AKP’nin anayasa değişiklik planına yargı cephesinden destek sunan Demokrat Yargı Derneği’nin eşbaşkanı Orhan Gazi Ertekin, referandumun ardından eleştirel tavrı ile öne çıktı. Ertekin, Epos Yayınları’ndan çıkan “Yargı Meselesi Hallolundu” adlı kitabında AKP’nin yargıyı yeniden şekillendirme operasyonunu anlatıyor.

12 Eylül gününe denk getirilen ve önemli bir farkla Evet’çilerin galibiyetiyle sonuçlanan Anayasa referandumunun sonuçlarından biri de HSYK’nın yeniden düzenlenmesiydi. Gerçekten de anayasa referandumunun ardından HSYK yeniden düzenlendi. Ama bu düzenleme Ertekin’in deyimiyle “failin değişmesi” şeklinde oldu ve yargı yeni iktidar yapısının şekillenmesinde polisle birlikte en etkin araç olarak öne çıktı. Ertekin’le yargıdaki dönüşüm üzerine konuştuk.

Referandum sonrasında, on ay içinde yargıda yeni bir iktidar yapısı kurulduğunu söyleyen Ertekin, bundan sonra yargı içi gerilimlerin son bulmayacağını ancak bu kez AKP içi iktidar bileşenleri arasındaki gerilimin yansıması olarak yaşanacağını söylüyor. Ertekin’e göre siyasal analize AKP içi iktidar ilişkilerini eklemek gerek

* * *

DEMOKRAT YARGI DERNEĞİ

Sendika.Org: Demokrat Yargı Derneği’nin öyküsünü anlatır mısınız? Bu derneği hangi düşünceyle, hangi ihtiyaçlarla kurdunuz?
Orhan Gazi Ertekin: Demokrat Yargı, esas olarak “Demokrat Yargıçlar Hareketi”nin resmi bir tezahürü olarak ortaya çıkmıştır. Demokrat Yargıçlar Hareketi ise bir grup hakim ve savcının 2005 yılından itibaren çok çeşitli alanlarda ve çok çeşitli araç ve usullerle yürüttükleri entelektüel ve “politik” çabaların bütününden doğmuştur. İlk sıralarda Kemal Şahin, Faruk Özsu, Osman Can ve benim de dahil olduğum bir çevreyle başlayan kişisel girişimler ve gündem oluşturma çabaları ile zuhur etmiş ve giderek bütün bu çabaları ortak bir kamusal söze dönüştürme süreci yaşanmış ve bu sürecin sonuçlarından birisi olarak da Demokrat Yargı Derneği doğmuştur.

Bu anlamda Demokrat Yargı, Türkiye’de 2005 yılından itibaren başlayan Demokrat Yargıçlar Hareketinin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu hareket, birbirinden farklı geçmişlerden gelen hakim ve savcıların yargı içindeki tüm demokrat eğilimleri bir araya getirme ve yeni ve daha önce tecrübe edilmemiş bir kamusal tecrübe üretme çabası içine girmiştir. Derneğin dayandığı hareketin yargı içi sorgulamalardan başlayarak giderek yargı-siyaset ve yargı-toplum ilişkilerine dair kendine özgü ve diğer yaklaşımlardan önemli bir farkı bulunmaktadır. Bu çerçevede, en temel vurgusu yargı da dahil bütün devlet kurum ve aygıtlarının toplumsal ve siyasal bir sorgulamanın merkezine yerleştirilmesi ve dahası kurumların toplumsal ve siyasal temsile uygun yeniden inşalarını başlatmaktır.

Adı neden Demokrat Yargı oldu?
Tarih boyunca, yargı birbirinden farklı sıfatlar ile anıla gelmiştir. Eski Roma ve Yunan’da bir “erdem” olarak Müslüman coğrafyalarda “âkil”, “müstakim”, “fehim”, “hakim” “metin” ve “mekin” gibi sıfatlar öne geçmiştir. Demokrat Yargıçlar Hareketi ise, geldiğimiz bu tarihi aşamada yargının ve yargıçlığın sıfatları arasında tarihsel bir eksiklik tespit etmiş ve bu dönemden itibaren yargıçların aynı zamanda diğer sıfatlarıyla beraber demokratlıkla da sorgulanmaları gerektiği kanaatine erişerek Türk yargı tarihinde ilk defa “demokrat”lığı da yargının sıfatları arasına yerleştirmiştir. Demokrat Yargı adının tercih edilmesinin sebebi budur.

Size göre yargıda demokrasinin önündeki engeller nelerdi ki siz bu isimde bir dernek altında bir araya gelme yoluna gittiniz?
Türkiye’de yargı, bugüne kadar milliyetçi ve laikçi bir ideolojik dil üzerinden üretile gelmiş ve bu dilin dışındaki siyasal ve toplumsal grupların varlık ve meşruiyetini tanıma çabasından uzak kalmıştır. Bu sorunu, hem yargının kendi yargısal pratiklerinden hem de yargı teşkilatının inşası, yargı içi ilişkiler ve yargı kültürü üzerinden gözlemlemek mümkündür. Bu noktada, Türkiye’de yargı, iktidar düzleminde inşa edilmiş bir siyasal hiyerarşiyi yargı özgülünde koruma ve garanti altına alma çabaları ile belirginleşmiştir. Cumhuriyetin resmi kamusunun dışında tutulan dindarlar, farklı etnik-kültürel iddia sahipleri ve sınıf hareketlerinin bastırılmasında yargının bir araç olarak kullanılmasının temelleri buradadır. Bu sorunlar halen de devam etmektedir ve dolayısıyla Demokrat Yargı ve daha genel olarak Demokrat Yargıçlar Hareketinin endişe ve iddiaları da aynısıyla devam etmektedir. Bizim amacımız, yargının bugüne kadar dışladığı tüm kesimlerle bütünleşmesi ve yargı bağımsızlığının gerçek tarihsel karşılığı olduğu üzere etnik-kültürel, dinsel, dilsel ve sınıfsal farklılıklar arasındaki güç ilişkilerini hukuksal bir eşitliğe taşıması gerekliliğidir.

Demokrat Yargı, isminden üyelerine, bazı süreçlerdeki tavrından açıklamalarına kadar ne gibi eleştiriler aldı? Hangi kesim hangi gerekçelerle sizi eleştirdi? Kimler bu derneğin içinde hangi kaygılar, hedeflerle yer aldı?
Demokrat Yargı, yakın dönem Türk tarihinin en keskin politik çatışmasının tam ortasına doğdu ve bu durum onun birçok kesim tarafından sadece bir “işlevsellik” sorgulamasına tabi tutulmasına yol açtı. Bir kesim, AKP’nin iktidar dönüşümüne yargıda söz yetiştirmek üzere işlevsellik kazandığını savunurken, bir başka kesim de yine buna benzer biçimde bu işlevselliği AKP lehine güçlendirme çabası içerisine girdi. Bununla beraber, geldiğimiz bu noktada her iki tarafında Demokrat Yargıçlar Hareketinin sözünü kendi sofralarına servis etme çabası içine girmelerinin mümkün olmadığı ve Demokrat Yargının “farklı bir yol daha var!” iddiasını içerdiği açıklıkla anlaşılmaya başlandı. Bu anlamda, hem YARSAV cephesinden ve hem de diğer cepheden gelen eleştirileri ciddiye alınabilir bulmuyoruz. Çünkü, bu iki kesim sadece birbirleri ile kurdukları bir politik karşıtlık üzerinden var olabiliyorlar ve kendilerine ait hiçbir özgün söz ve iddiaları da bulunmuyor. Buna karşılık, her iki taraf da hem genel iktidarı ve hem de yargı iktidarını kendilerine yakıştırmaktan başka bir şey yapmamış oluyorlar.

Demokrat Yargı’yı bir platform olarak nitelendiriyorsunuz. Dernek kurulurken bu düşünceyle mi kuruldu yoksa zaman içinde mi platform niteliğine büründü?
Demokrat Yargı’yı bir platform olarak tanımlamak mümkündür. Fakat bir “demokratik koalisyon” olarak tanımlamak çok daha doğru bir ifade olacaktır. Zaten derneğin kuruluşuna amil olan hedeflerden birisi de buydu ve birbirinden farklı mahfillerde doğal demokrat dinamiklerin ortak bir tecrübeye kavuşturulması heyecanı esas alınmıştı.

Bu bakımdan HSYK seçim sürecinde yaşanan ayrılıklarla birlikte platform niteliği kaybedildi denilebilir mi?
Demokrat Yargı’nın HSYK seçim sürecinden sonra yaşadığı, bir “ayrılık” değildir. Ayrılanlar açısından bunu bir “ayrılık” olarak açıklayacak herhangi bir söz dahi sarf edilmemiştir. Bu kişiler, sadece o dönemin sıcak gündemleri içinde ayakta duramadıkları ve bu tür gündemler karşısında son derece dayanıksız oldukları için kendilerini imha etme yoluna gitmişlerdir. Demokrat Yargı halen bir demokratik koalisyon olma özelliğini korumaktadır.

Yargı faaliyeti yürütenlerin örg

© CopyLEFT Sendika.Org'un tüm yazılı ve görsel içeriği kaynak göstermek koşuluyla özgürce kullanılabilir.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann