Enerji sektörü ve sendikal mücadelenin olanakları -Enerji Sen Yönetim Kurulu Reviewed by mustafa on . Sınıf hareketinin genelinde kısmi düzeyde de olsa bir hareketlilik yaşanmakta. Enerji sektöründe ise son yılların en büyük özelleştirme harekâtı gerçekleşmekte. Sınıf hareketinin genelinde kısmi düzeyde de olsa bir hareketlilik yaşanmakta. Enerji sektöründe ise son yılların en büyük özelleştirme harekâtı gerçekleşmekte. Rating: 0

Enerji sektörü ve sendikal mücadelenin olanakları -Enerji Sen Yönetim Kurulu

Sınıf hareketinin genelinde kısmi düzeyde de olsa bir hareketlilik yaşanmakta. Enerji sektöründe ise son yılların en büyük özelleştirme harekâtı gerçekleşmekte. 2011 seçimlerinden önce enerji sektörünün toplamı nerdeyse özelleştirilmiş olacak. Tam da bu noktada enerji işçileri sessiz ve kaygıyla süreci izlerken onun sendikal örgütü olduğunu iddia eden Tes-İş sendikası bu süreçte bu özelleştirme harekâtına katkı sunmaya devam ediyor.

Enerji Sen ise yaşananlardan hareketle kendini yeniden toparlamaya ve yeniden enerji çalışanlarının gerçek sınıf örgütü olma iddiası ile 2. Olağan Genel Kurulu’na hazırlanıyor. Bu amaçla Enerji Sen Yönetim Kurulu olarak enerji alanına ilişkin geniş bir değerlendirmeyi işçi sınıfı ve dostlarının bilgisine sunuyoruz.

Bir yerden başlamalı!

Enerji sektörü elektrik, su, doğalgaz ve baraj işçilerini kapsayan, ekonomik, siyasi ve yaşamsal bir öneme sahip faaliyet alanıdır. Neo-liberal sömürgecilik politikalarıyla birlikte ülkemizin yeraltı–yerüstü enerji kaynakları piyasalaştırılmaya başlanmış, çokuluslu ve işbirlikçi tekelci sermayenin talanına açılmıştır. Bu noktada kamu şirketleri parçalanmış, uluslararası anlaşmalar imzalanmış ve 2001 yılından itibaren enerji piyasası yasaları çıkarılmıştır.[1]

Ülkemiz dünyanın en çok enerji kaynaklarına sahip bölgeleri olan Ortadoğu, Kafkasya ve Rusya’ya; ayrıca AB gibi artan enerji ihtiyacı olan bir emperyalist birliğe komşudur. Bu yüzden enerji sektöründeki bölgesel gelişmeler ülke ekonomisini ve siyasetini doğrudan etkilemektedir. İşgaller, gerilimler ve diplomatik hamleler birbirini izlemektedir. Türkiye egemenleri de bu noktada ülkemize “enerji koridoru” olma gibi bir misyon yüklemişlerdir.

Enerji sektörü ekonomik ve siyasi açıdan çok önemli olduğu için atılan her adım “ulusal siyaset” olarak değerlendirilmektedir. Bu yüzden sektörde devlet denetimi yoğundur ve giderek yoğunlaşacaktır.

Enerji sektörü deyince ilk akla gelen elektrik enerjisidir. Çünkü var olan enerji kaynakları büyük oranda elektrik enerjisi üretimi için harcanmaktadır. Elektrik enerjisi, sanayinin en önemli girdisidir. Ayrıca ısınma, ulaşım, aydınlanma vb. gündelik hayatın vazgeçilmez bir kaynağıdır.

Elektrik enerjisi sektörünün piyasalaştırılması sürecinde günümüze kadar birçok aşama kaydedilmiştir. Bugün sektör bir geçiş sürecindedir. Bu geçiş sürecinde devlet, elektrik enerjisinin tamamen özelleştirilmesi, üretim maliyetlerinin düşürülmesi ve ülkemiz yeraltı–yerüstü enerji kaynaklarının lisans alan şirketlere (tekellere) açılması noktasında bir icraat izleyeceğini açıklamıştır:[2]

1- Elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinin 2010 yılının sonuna kadar tamamlanması,
2- Üretim, dağıtım ve satış gibi faaliyetlerin ayrıştırılmasının 2013’e kadar tamamlanması,
3- Üretim tesislerinin özelleştirilmesi,
4- Bilinen linyit ve taşkömürü kaynaklarının 2023 yılına kadar yeteceği ve elektrik enerjisi üretimi için kullanılmasına devam edilmesi,
5- Nükleer enerjinin toplam enerji üretiminde 2020 yılında %5 seviyesine çıkarılması ve artarak devam edilmesi,
6- 2023 yılına kadar hidroelektrik kapasitemizin elektrik enerjisi üretiminde kullanılması,
7- Rüzgar enerjisi üretiminin 2023 yılına kadar 20 bin MW’a çıkarılması,
8- Elektrik üretiminde ithal kömür alımına devam edilmesi.

Enerji bugün gerek emperyalistler kapitalist sistem içi güç ilişkilerinin temel bir belirleyeni, gerek yeni sermaye stratejilerinin öncelikli hedefi, gerek toplumsal ilişkilerin / insan hayatının vazgeçilmez bir parçası olması nedeniyle yakın gelecekte toplumsal-politik süreçlerin ana gündemlerinden biri olacaktır.

Bu çok boyutluluk, bir emekçi ailesinin evini aydınlatma kaygısı ile sermayenin kar edebilmesi için küresel bir enerji piyasası yaratmayı hedefleyen emperyalist projeleri, bir enerji işçisinin işyerindeki demokrasi mücadelesi ile nükleer güç gerilimlerini birbirine bağlayan yeni bir toplumsal çatışma ve politikleşme sürecine de işaret etmektedir.

Enerji alanındaki güncel çatışmanın birbiriyle bağlantılı değişik boyutlarına dair ayrıntılı bir çözümleme, bu alandaki emek ve hak mücadelelerinin stratejik önemini kavramamız açısından yardımcı olacaktır.

Raporumuzun ana gövdesini ise elektrik enerjisini temel alarak enerji sektörünün durumunun analizi oluşturacaktır. Böylece sendikal mücadelenin “nereden başlamalı” sorusuna yanıt bulmaya çalışacağız.

BİRİNCİ BÖLÜM: ENERJİ SAVAŞLARI VE TÜRKİYE

A. Emperyalist Çatışmanın Odağındaki Enerji

Emperyalist kapitalist sistemin içinde bulunduğumuz aşamasının temel belirleyeni başat güç olan ABD emperyalizminin egemenlik krizidir. ABD emperyalizmi, küresel egemenliğinin temel dayanaklarından üretken gücünün 1970’ler itibari ile diğer emperyalist güçler ve güç adayları karşısında göreli olarak gerilemesiyle karşı karşıyadır. 1970’lerin ardından Almanya ve Japonya, 2000’ler itibari ile de Çin (ve genel olarak Doğu Asya) emperyalist sistem içinde üretken güçleri ile öne çıkmaya başlamış, ABD karşısında potansiyel rakipler olarak belirmiştir.

Bu durumda ABD, söz konusu güçlerin ekonomik gelişimini kontrol altında tutabilmek için mali ve askeri araçları daha etkin bir şekilde kullanmaya başlamıştır. Burada, ekonominin kalbi ve can damarı diye nitelenebilecek olan enerji üretim, iletim ve dağıtım kanallarını denetim altına almak temel hedef olarak öne çıkmıştır. Enerji kaynakları açısından zengin bölgelerle ve bu bölgeleri dünya pazarlarına bağlayan yollar; işgaller, savaşlar, iç çatışmalar ve istikrarsızlıklar yoluyla emperyalist müdahalelere maruz kalmıştır. Dünyanın savaş ve istikrarsızlık haritasının enerji zengini bölgelerle örtüşmesi tesadüf değildir.

Irak’ta yaşanan basitçe ABD’nin bir ülkeyi işgal etmesi değildir. Irak’ta rakip emperyalist çıkarlar çatışmaktadır. Savaşı tetikleyen unsurlardan birinin, Saddam Hüseyin’in petrolü ABD Doları yerine Euro ile satma önerisini gündeme getirmesi olduğu bilinmektedir. Aynı şekilde ABD’nin işgal için Birleşmiş Milletler’den onay istediğinde Avrupa ülkelerinden itiraz gördüğü hatırlanmalıdır.

Dünyanın pek çok ülkesinde katliamlar işlenmektedir ancak ABD, Sudan’ı özel olarak öne çıkarmaktadır. Çin ise Sudan’ı özel olarak savunmaktadır. Petrol zengini Sudan’ın dünyanın en büyük şirketleri arasında yer alan Çin petrol şirketi PetroChina’nın faaliyet alanı olması da sanırız açıklayıcıdır.

Gerek kendi topraklarında gerek diğer eski SSCB topraklarında (Güney Kafkasya, Orta Asya) yer alan enerji kaynaklarının çıkarılması ve dünya pazarlarına ulaştırılması üzerinde gittikçe güçlenen bir tekel kurarak dünya sahnesinde yeniden söz sahibi olan Rusya’nın pozisyonu da ayrıca dikkat çekmektedir. 90’lı yılları krizler ve gerileme ile geçiren Rusya, 2000’lerin başında, SSCB’nin yıkılmasını müteakiben Orta Asya ve Kafkas enerji kaynaklarına göz diken, bu bölgelerde ekonomik ve askeri anlaşmalara imza atan ABD’nin karşısına dikilmeye başlamıştır. Orta Asya’daki ABD etkisini silip atmayı hedefleyen Şanghay İşbirliği Örgütü’nün kurulmasından, Ağustos 2008’de Rusya ordusunun Gürcistan’a müdahalesine uzanan bir süreç içinde Rusya eski nüfuz alanlarındaki etkinliğini artırmıştır. Aynı Rusya, Avrupa’nın enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılamakta, Avrupa doğalgaz tüketimi yüzde 60-70’ler oranında Rusya’ya bağımlı bulunmaktadır.

İran-ABD geriliminden dolayı İran’ın batıya açılma çabalarının sınırlanması, Türkiye-Ermenistan sorunundan dolayı iki ülke sınırının potansiyel nakil hatlarına kapanması, Gürcistan’ın artık düşük güvenlikli bir ülkeye dönüşmesi, Irak’ta süren işgal ve istikrarsızlık, Suriye-İsrail/ABD geriliminin sonlanmamış olması, gelişkin rafineri tesislerine sahip Türkiye limanlarının Doğu Akdeniz’in en gelişkin filolarından birine sahip olan Kıbrıs’a (Güney) kapalı olması gibi sorunlar enerji hakimiyeti sorunu ekseninde gelişen uluslararası ilişkileri doğrudan etkilemektedir. Kimi güçler bu sorunların çözümünden kimisi de sürekliliğinden beslenmektedir.

Örneğin Avrupa, enerji anlaşmaları imzaladığı İran’la ilişkilerin normalleşmesinden yana iken, ABD bu ilişkilerin kendi denetimi dışında gelişmesinden yana değildir. Aynı şekilde Rusya da Avrupa’nın Rusya’ya olan bağımlılığının azalması anlamına gelecek bu ve benzeri gelişmelere sıcak bakmamaktadır. Bir başka örnek: ABD, Türkiye ile Ermenistan arasında sınırı açacak protokollerin imzalanmasını teşvik etmektedir ancak Ermenistan’ı ABD eksenine kaptırmak istemeyen Rusya bu krizli durumdan istifade ederek Türkiye’den uzaklaşan Azerbaycan’ı yanına çekmekte, geleneksel ortağı Ermenistan’la ilgilenmeyi de ihmal etmemektedir.

Farklı emperyalist çıkarların kapıştığı ve ABD emperyalizminin egemenlik krizinden beslenen bir sürekli kriz durumunun şekillendirdiği bu askeri-politik süreçlere, enerji nakil hatları üzerindeki hakimiyet yarışını simgeleyen boru hattı projeleri eşlik etmektedir. İnşası tamamlanmış ya da tasarı halindeki çok sayıda boru hattı projesi Kafkasya, Ortadoğu ve Orta Asya’dan Rusya’ya, Çin’e, Hindistan’a ve (Türkiye üzerinden geçerek) Batı’ya doğru uzanmaktadır. Kaynak ile pazarı bağlayan her boru hattı projesi, emperyalist kapitalist sistem içindeki rakip çıkarları temsil etmektedir.

B. Emperyalist Çatışmanın Ortasındaki Türkiye

Yukarıda sözü edilen askeri çatışmalar, politik kriz odakları ve boru hattı projeleri; enerji eksenli emperyalist çatışmanın üç farklı boyutuna işaret etmektedir. Türkiye’nin NATO üyeliği ve ABD müttefikliği kapsamındaki uluslararası askeri faaliyetleri de, son dönemde cilalanarak öne çıkarılan “aktif” dış politikası da, “enerji köprüsü” olma iddiaları da bu çatışmalarda rol kapma arayışının ifadesidir.

Özellikle “enerji köprüsü” olma iddiası tartışmaya değerdir. Türkiye gerçekten de coğrafi olarak Kafkasya, Ortadoğu ve Orta Asya ile Avrupa arasında bir doğal köprü konumundadır. Halihazırda inşa edilmiş ve işler durumda olan boru hatları; Kerkük-Yumurtalık, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ile Mavi Akım doğalgaz hattıdır. Samsun-Ceyhan doğalgaz boru hattı inşa aşamasında, yakın zamanda yasal prosedürü tamamlanan Nabucco doğalgaz boru hattı da proje aşamasındadır.

Temmuz 2006’dan beri aktif halde bulunan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattı Azerbaycan petrolünü Akdeniz’e taşımaktadır. Projenin hayata geçirilmesi ABD’nin British Petroleum’u (BP) teşvik etmesi ile, BP’nin ana işleticiliğinde gerçekleşmiştir. Şirketler arası paylar sıralandığında Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi %45, BP Amoco %25, Unocal %7,48, Statoil %6,37, ENI Agip %5 ve TPAO (Türkiye) %5 pay sahibidir.

“Yüzyılın projesi” sloganıyla gündeme getirilen ve “enerji köprüsü” iddiasının temel dayanaklarından BTC, kısa zamanda bir fiyasko olarak anılmaya başlanmıştır. BOTAŞ adına Aralık 2009’da yapılan açıklamada, yüzyılın projesi olarak lanse edilen, yılda en az 300 milyon dolar taşıma ve vergi geliri elde edilmesi planlanan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattından zarar edildiği itiraf edilmiştir. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurumu ve KİT Komisyonu’na gizli ibareli bilgilendirme yazısı yazan ve 3 yılda 210 milyon dolar zarar eden BOTAŞ “Anlaşmalar değişmezse zararımız artarak devam edecek” demiştir.

Üstelik bu fiyasko, bir başka fiyasko olan Mavi Akım projesinden sözümona ders alan AKP’nin oldukça iddialı olduğu bir projenin ürünüdür. Önceki hükümetlerin altına imza koyduğu Mavi Akım da, büyük iddialarla duyurulmuş bir Türkiye-Rusya projesiydi. Dönemin MHP’li Enerji Bakanı Cumhur Ersümer, bu anlaşmada rüşvet karşılığı Rus şirketi Gazprom’a akıl almaz imtiyazlar tanımış ve bu nedenle Yüce Divan’da yargılanmıştı. Mavi Akım ile temiz ve ucuz enerjiye kavuşacağı öne sürülen Türkiye, hem Rusya’ya verdiği alım garantisi ve fiyatların çok yüksek tutulması nedeniyle hem de kendi enerji potansiyelini değerlendirmek yerine doğalgaza öncelik verdiği için Rusya’nın karlı bir pazarı haline gelmiş, kullanamayacağı kadar gaz alıp (bunları boş arazilerde yakmış) ve kamu kaynaklarını en akıldışı biçimde yağmalatmıştı.

Birinde Rus petrol-gaz devi Gazprom’un ve Rusya çıkarlarının diğerinde İngilizce petrol devi BP’nin ABD-Avrupa çıkarlarının öne çıktığı bu iki boru hattı projesi de Türkiye’yi tartışmasız zarara uğratmıştır.

Bu iki fiyaskonun ardından yeni bir “yüzyılın projesi” ile karşı karşıyayız: Nabucco. İlk başta Türkmen ve Kafkas gazını Rusya kontrolü dışında Avrupa’ya taşıma iddiası ile tasarlanan Nabucco; yukarıda söz edilen Rusya, Avrupa, ABD çıkar çelişkilerinin bir ürünü olarak oldukça sancılı bir yoldan geçti. İnşaatın başlayacağı 2010 yılı itibarı ile yeni bir fiyasko ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Tasarı aşamasında Türkmenistan ABD’den uzaklaşarak yeniden Rusya’ya yanaştı ve Rusya ile imzalanan enerji anlaşmaları ile, Nabucco’da taşınması planlanan Türkmen gazı önemli ölçüde Rusya’ya kaptırılmış oldu. Bunun üzerine Kafkas doğalgazı gündeme geldi. Gürcistan’a yönelik Rusya müdahalesinin ardından Ermenistan sınırını kullanılabilir hale getirmek isteyen ABD’nin çabaları sonucunda Türkiye’nin Ermenistan ile protokol imzalama girişimleri Azerbaycan’ı Türkiye’den uzaklaştırdı. Türkiye’ye artık ucuz gaz satmayacağını açıklayan, tarifeyi yükselten Azerbaycan aynı dönemde Rusya ile yeni anlaşmalar imzaladı ve böylece Kafkas gazı üzerinde de Rusya kontrolü güçlendi. Türkiye Azerbaycan’ı kaybettiği gibi Ermenistan’ı da kazanamadı. İran gazı ABD’den gelen uluslararası abluka politikasına takılıyor, Irak gazı işgal altındaki ülkenin istikrarsızlığı nedeniyle güvenilir bir kaynak olarak görünmüyor. Emperyalist çıkarlara hizmet ederek bu kapışmadan faydalanabileceğini zanneden Türkiye hükümetleri de; işbirlikçiliğin bedelini ödüyor.

Bölge halklarının emperyalizmden bağımsız çıkarları temelinde dayanışmacı politikalar izlemek de bir seçenektir. Ancak varlığını emperyalist projelere entegre olmaya borçlu olan Türkiye sermayesi ve onun temsilcileri açısında emperyalizme taşeronluk etmekten başka bir seçenek yoktur. Bu, Türkiye’de, ülkenin ve halkın toplamda zararına olmakla birlikte, sermaye gruplarının ve çürümüş siyaset erkanının çıkarınadır. Burada ülkenin ve halkın çıkarlarını ancak sermayeden bağımsız çıkarlara sahip kesimler yani, Türkiye işçi sınıfı temsil etmektedir. Bu anlamda sermayenin ve hükümetlerin “enerji köprüsü olacağı” propagandasının ardında gizlenen emperyalizm işbirlikçisi yağma siyasetine karşı, sınıf temelli bir anti-empeyalist ve enternasyonalist çizginin önemi belirginleşmektedir.

İKİNCİ BÖLÜM: TÜRKİYE’DE ENERJİ SEKTÖRÜNÜN DURUMU

A. Elektrik Enerjisi: Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve İstihdamı

Ülkemizde ilk elektrik santralının 1902 yılında Mersin–Tarsus’ta özel bir şirket tarafından kurulmasının ardından, ilk termik santral da 1913 yılında İstanbul– Silahtarağa’da hizmete girmiştir. Devletin öncülüğünde elektrik işletmeciliği ise, 1935 yılında 2805 sayılı Kanun uyarınca Etibank’ın kurulmasıyla başlamıştır. 15 Temmuz 1970 tarih ve 1312 sayılı Kanun’la devletin genel enerji ve ekonomi politikasına uygun olarak, elektriğin üretim, iletim, dağıtım ve ticaretini yapmak amacıyla, kamu iktisadi kuruluşu statüsünde, Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuştur. Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1985-1989) ve Altıncı Beş Yıllık Kalkınma Planı (1990-1994), Ekonomik Önlemler Uygulama Planı ve 1995 yılı Geçiş Planı ile hükümet programlarında TEK’in özelleştirilmesi öngörülmüştür.

Anayasa Mahkemesi’nin 10 Aralık 1994 tarihli kararıyla TEK’in mülkiyet satışı yöntemiyle özelleştirilmesini öngören 3974 sayılı Kanun’un temel hükümleri iptal edilmiştir. Bu karar doğrultusunda kamu elektrik işletmelerinin mülkiyet devri ile özelleştirilmesi yolu kapatılmış, buna karşılık, 3096 ve 4046 sayılı kanunlara göre işletme hakkının devri yöntemiyle özelleştirme yolu açılmıştır. Bu kapsamda Çayırhan Termik Santrali’nin işletme hakkı 20 yıllığına (1-2 ünitesi 2000 yılında, 3-4 ünitesi 2001 yılında) özel sektöre devredilmiştir.

TEK, 1993’ün sonunda TEAŞ ve TEDAŞ olarak; yine 2001 yılında ise bu sefer TEDAŞ, EÜAŞ ve TETAŞ olarak ayrılmıştır.[3]

Bu süreçte dağıtım özelleştirmesi konusunda yapılan ilk uygulamalar 1990 yılında İstanbul Anadolu Yakası’nın Aktaş Elektrik A.Ş.’ye, Kayseri’nin Kayseri ve Civarı Elektrik A.Ş.’ye devri ile başlamıştır. Çukurova Elektrik A.Ş. (ÇEAŞ) ile Kepez A.Ş. de Adana ve Antalya’da faaliyet göstermiştir. Ancak bu 4 şirketten bugüne kadar dağıtım faaliyetini sürdürebilen bir tek Kayseri A.Ş. olmuştur.

AKTAŞ, 1990 yılında İstanbul Anadolu Yakası’nın elektrik üretim, iletim ve dağıtımına başlamıştır. AKTAŞ’ın faaliyet yaptığı 11 yıl boyunca mahsuplaşma işlemleri gerçekleştirilememiş, kamuya yapılması gereken ödemeler yapılmamıştır. Bugüne kadar AKTAŞ’la ilgili, yapılan sözleşmelerin hukuka aykırı olması, işletme hakkı devir bedeli ve mahsuplaşmaya kadar pek çok usulsüzlük ve yolsuzluk tespit edilmiştir. Yargının verdiği sözleşme iptaline ilişkin kararların gereği yıllarca yerine getirilmemiştir. Ancak enerji çalışanları tarafından açılan davalar üzerine (Vahap EYCAN ve EMO Davaları) AKTAŞ’ın sözleşmesi feshedilerek, kamu tarafından İstanbul Anadolu Yakası elektrik hizmetleri 2 Nisan 2002 tarihinde geri alınmıştır. Buna rağmen hala AKTAŞ’tan kamunun ne kadar alacağı var tam olarak tespit edilememiş ve gerekli davalar açılmıştır.

AKTAŞ’ın kamu hizmetini sürdürdüğü 1990-1997 yıllarına ilişkin olarak kamunun 2001 yılsonu itibariyle 1.6 katrilyon lira alacağı olduğu tespit edilmiştir. Bu zarara yıllık tecil faizleri işletilmesi durumunda, kamunun alacağı yaklaşık 5.9 katrilyon liraya kadar ulaşmaktadır. Bu zararın tazmini amacıyla açılan davalarda bile zaman aşımı olduğu ileri sürülmüştür. AKTAŞ Elektrik ve kamu zararının doğmasına neden olduğu düşünülen kamu personeli hakkında açılan tazminat davaları hala sürmektedir. Ancak AKTAŞ Elektrik’in 1998-2002 arasını kapsayan 4 yıllık döneme ilişkin kamunun ne kadar alacağı olduğu hala hesaplanmamış ve gerekli davalar açılmamıştır. AKTAŞ’a el konulmasının üzerinden 4 yıl geçmiş olmasına karşın hala bu zararın tam olarak ortaya konulmamış olması, kamu alacaklarının zaman aşımına uğraması riskini doğurmaktadır.[4]

1. Elektrik Enerjisi Üretimi

Türkiye’nin elektrik enerjisi üretimi 2008 yılında 198,4 milyar kWh’tan 2009 yılında %2.02 azalarak 194,1 milyar kWh’a düşmüş, brüt elektrik enerjisi tüketimi ise 2008 yılında 198,1 milyar kWh olarak gerçekleşirken 2009 yılında bir önceki yıla göre %2,42 azalarak 194,1 kWh inmiştir. 2009 yılında elektrik üretimimizin, %48,6’sı doğalgazdan, %28,3’ü kömürden, %18,5’i hidrolikten, %3,4’ü sıvı yakıtlardan ve %1,1’i yenilebilir kaynaklardan elde edilmiştir.[5]

Elektrik toplam üretiminin yaklaşık yarısı EÜAŞ tarafından karşılanmaktadır.

Şekil 1: 2009 Yılı Türkiye Üretiminin Kuruluşlara Göre Dağılımı

resim-2010-08-24

Kaynak: EÜAŞ Elektrik Üretim Sektör Raporu

Bu noktada 2008 ve 2009 yılları arasında elektrik üreten kuruluşların üretimdeki değişiklikleri karşılaştırırsak kamunun zayıfladığını da gözler önüne serebiliriz.

Tablo 1: Ocak-Ağustos 2008-2009 Karşılaştırmalı Üretim Tablosu

Ocak–Ağustos Üretim Top. (kWh) 2009 2008 Artış (%) Fark
EÜAŞ 47.793.752.513 52.682.858.560 -9,3 -4.889.106.047
EÜAŞ’a Bağlı Ortaklıklar 12.876.569.985 15.301.729.770 -15,8 -2.425.159.785
Mobil Santraller 0 330.525.350 -100,0 -330.525.350
Kamu Toplam 60.670.322.498 68.315.113.680 -11,2 -7.644.791.182
İşletme Hakkı Dev. Sant. 2.953.263.000 2.949.782.000 0,1 3.481.000
Yap İşlet Sant. 28.961.569.737 28.325.941.840 2,2 635.627.898
Yap İşlet Devret Sant. 9.245.347.213 9.201.396.583 0,5 43.950.630
İmtiyazlılar Toplam 41.160.179.950 40.477.120.423 1,7 683.059.528
Otoprodüktör Sant. 9.561.723.294 10.886.401.042 -12,2 -1.324.677.748
Serbest Üretim Şirketleri 18.113.544.531 16.357.492.824 10,7 1.756.051.707
Türkiye Üretim Toplamı 129.505.770.273 136.036.127.969 -4,8 -6.530.357.696

Kaynak: Musa Çeçen EMO 41. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı – EMO Enerji Dergisi

EÜAŞ’ın elektrik enerjisini ürettiği başlıca termik santrallere bakarsak,

Tablo 2: EÜAŞ Termik Santralleri (2008)

Santralin Adı Yakıt Cinsi Bulunduğu İl Toplam Kurulu Güç (MW)
Çatalağzı Taşkömürü Zonguldak 300
Afşin-Elbistan A Linyit K.Maraş 1355
Afşin-Elbistan B K.Maraş -9,3
Yeniköy - 420
Çan Çanakkale 320
Kemerköy - 630
Kangal Sivas 457
Çayırhan Ankara 620
Soma B Manisa 1032
Yatağan - 630
Orhaneli Bursa 210
Seyitömer Kütahya 600
Tunçbilek A Kütahya 65
Tunçbilek B Kütahya 300
Ambarlı Fuel-Oil İstanbul 630
Hopa Artvin 50
Aliağa Motorin İzmir 1
Çukurca Hakkari 1
Ambarlı Doğalgaz İstanbul 1350,9
Hamitabat - 1120
Bursa Bursa 1432
Aliağa İzmir 491,6

Kaynak: EÜAŞ

Elektrikte yaşanan piyasalaştırma sürecinin en önemli ayaklarından birisini özel sektör eliyle yapılması planlanan termik santral projeleri oluşturmaktadır. Burada sermayeye peşkeşin dikkat çeken önemli iki noktası bulunmaktadır. Birincisi termik santrallerde üretilen elektriğin kamuya 4 kat pahalıya mal olmasıdır. Örneğin Afşin-Elbistan C ve D santrali özelleşirse elektrik alım garantisi verilecek ve bugün 4.5 sente maledilen elektrik özel şirketten 16-20 sente alınacaktır.

Piyasalaştırmanın bir başka talan noktasını ise termik santral bölgesindeki kömür rezervlerinin sermayeye “bedava” verilecek olması oluşturmaktadır. Yine örnek verirsek Bingöl-Karlıova’da yapılacak olan termik santral ihalesini kazanan şirketin bölgedeki kömür sahasının da sahibi olması öngörülmüştür. Yani nereden baksanız kamunun açık bir soyguna uğraması ile karşı karşıyayız.

Bu noktada şu an EÜAŞ’ın elinde 3 adet kömür sahası bulunduğunu hatırlatalım (Termik santral özelleştirmelerinde bu üç kömür havzası otomatikman özelleşecektir. Ayrıca santralin temel girdisi kömür olduğu için devlet, özelleştirmeyi cazip kılmak için termik santrali alana havzaları da verecektir. Bu durum kamu zararının boyutunu, sermayeye sunulan talanı ve termik santrallere yönelik sendikal çalışma yaparken kömür sahalarına dönük proje çıkarma zorunluluğunu ortaya koymaktadır).

Tablo 3: EÜAŞ Kömür Sahaları

Havzanın Adı 2009 Sonu Görünür Rezervler (milyon ton Üretim Miktarı (milyon ton) 2008 Üretim Miktarı (milyon ton) 2009
Afşin-Elbistan Kömür Havzası 4,402.0 26.77 27.33
Sivas/Kangal Kömür Havzası 79.4 4.80 3.81
Ankara/Çayırhan Kömür Havzası 235.3 5.08 5.12

Kaynak: EÜAŞ Elektrik Üretim Sektör Raporu – 2009

Enerji sektörüne birçok tekel el atacaktır. Bunlardan ülkemizle ilgilenen önemli çokuluslu tekeller şunlardır: EdF (Fransa), E.On (Almanya), RWE (Almanya), Endesa (İspanya), Vattenfall (İsveç), Electrabel (Belçika), GDFSuez (Fransa), Enel (İtalya), EnBW (Almanya), Iberdrola (İspanya), CEZ (Çek Cum.), Fortum (Finlandiya), Verbund (Avusturya), Elia (Belçika), National Grid (İngiltere).

Yine Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’ndan Mart 2010 sonu itibariyle toptan satış lisansı alan 45 şirket ise şunlardır: TETAŞ (Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş.), Statkraft Elektrik Enerjisi Toptan Satış, VOYTRON Elektrik Toptan Satış Dış Ticaret A.Ş., GET Power Enerji Ticaret A.Ş., KARÇAL Enerji Elektrik Toptan Ticaret A.Ş., GÜLSAN Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., Oyak Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., Eyas Elektrik Enerjisi Toptan Satış Anonim Şirketi, Fina Elektrik Enerjisi İthalat İhracat ve Toptan Satış A.Ş., Bordo Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., AES Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., Transpower Enerji Elektrik Toptan Satış A.Ş., EFT Elektrik Enerjisi İthalat İhracat ve Toptan Satış A.Ş., Büyük Potansiyel Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., Ata Elektrik Enerjisi Toptan Satış Limited Şirketi, GENT Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., Hidiv Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., Can Enerji Toptan Elektrik Ticaret A.Ş., Setel Elektrik Enerjisi İhr.İth. ve Toptan Satış Ltd. Şti., Enko Toptan Elektrik Enerjisi Ticaret A.Ş., EGL Elektrik Toptan Ticaret A.Ş., Gates Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., Bir Enerji Elektrik Toptan Satış İthalat İhracat A.Ş., Nuh Enerji Elektrik İthalat İhracat ve Toptan Tic.A.Ş., Ado Elektrik Enerjisi İthalat İhracat ve Toptan Satış A.Ş., AES- IC İçtas Elektrik Toptan Satış ve Ticaret Anonim Şirketi, D Tes Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., TGR Enerji Elektrik Toptan Ticaret A.Ş., Atom Elektrik Enerjisi İthalat İhracat Sanayi ve Toptan Satış Ticaret A.Ş., Unit Elektrik Enerjisi Toptan Satış İhracat ve İthalat A.Ş., Mega Toptan Elektrik Ticareti A.Ş., Park Toptan Elektrik Enerjisi Satış San. ve Tic. A.Ş., Akenerji Elektrik Enerjisi İthalat İhracat ve Toptan Tic. A.Ş., Eltek Elektrik Enerjisi İthalat İhracat ve Toptan Ticaret A.Ş., Ayen Elektrik Tic. A.Ş., Aksa Elektrik Toptan Satış A.Ş., Enerjisa Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., Türkmenin Altın Asrı Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., Marmara Elektrik Enerjisi İthalat İhracat ve Toptan Tic. A.Ş., Şavk Elektrik Enerjisi Toptan Satış A.Ş., Enimeks Elektrik Enerjisi Toptan Ticaret A.Ş., Zorlu Elektrik Enerjisi İthalat, İhracat ve Toptan Tic. A.Ş., Sönmez Enerji Elektrik Toptan Ticaret A.Ş., KARTET-Karadeniz Elektrik Toptan Ticareti A.Ş., Turcas Elektrik Toptan Satış A.Ş.[6]

Ülkemizde son iki yıldır bolca gündeme gelen hidroelektrik santraller[7] (HES) de elektrik enerjisi ihtiyacımızın önemli bir bölümünü karşılamaktadır. Türkiye’de teknik olarak değerlendirilebilir hidroelektrik potansiyeli 140 GWh/yıl’dır. 2009 yılı sonu itibariyle işletmede bulunan 150 adet HES 14.417 MW’lık kurulu güce ve toplam potansiyelin yaklaşık %38’ine karşılık gelmektedir. 2009 yılında elektrik üretimimizin %18,5’i hidroelektrik santrallerinden elde edilmiştir. Hidroelektrik üretimi 2009 yılında 2008’e göre %7,8 oranında artarak 35.870 MW olarak gerçekleşmiştir.[8] 8.600 MW bir kurulu güç ve toplam potansiyeli %14 olan 20.000 GWh yıllık üretim kapasitesine sahip 148 HES halen inşa halinde bulunmaktadır. Geriye kalan 72.540 GWh/yıl’lık potansiyeli kullanabilmek için ileride Türkiye’de 1.418 HES yapılacak ve ilave 22.700 MW kurulu güçle HES’lerin toplam sayısı 1.738’e çıkacaktır. Gelecekte yapılacak HES’ler ile Türkiye’nin toplam ekonomik kurulu gücü olan 45.000 MW olacaktır.[9]

Tablo 4: Hidroelektrik Santrallerin Durumu

Ekonomik Olarak Yapılabilir HES Projelerinin Durumu HES Sayısı Toplam Kurulu Kapasite (MW) Ortalama Yıllık Üretim (GWh/yıl) Oran (%)
İşletmede 172 13,700 48,000 35
İnşa Halinde 148 8,600 20,000 14
İnşaatına Henüz Başlanmayan 1,418 22,700 72,000 51
Toplam Potansiyel 1,738 45,000 140,000 100

Kaynak: DSİ

Hidroelektrik potansiyelin enerjiye dönüştürülmesi sürecinde DSİ bu alanda oluşturulan 13.700 MW Kurulu gücün 10.700 MW (%81) gerçekleştirmiştir. Ülkemizde kapasite bakımından en büyük 25 HES’in 20 adedi DSİ tarafından inşa edilmiştir.[10]

Tablo 5: EÜAŞ Hidrolik Santralleri (2008)

Santralin Adı Santralin Cinsi Bulunduğu İl Toplam Kurulu Güç (MW)
Adıgüzel Baraj Denizli 62
Almus Tokat 27
Altınkaya Samsun 702,55
Aslantaş Adana 138
Atatürk Ş.Urfa 2405
Batman Batman 198
Berke Adana 510
Borçka Artvin 310,6
Çamlıgöze Sivas 32
Çatalan Adana 168,9
Demirköprü Manisa 69
Derbent Samsun 56,4
Dicle Diyarbakır 110
Gezende İçel 159,375
Gökçekaya Eskişehir 278,4
H.Polatkan/Sarıyar Ankara 160
H.Uğurlu Samsun 500
Hirfanlı Kırşehir 128
Kapulukaya Kırıkkale 54
Karacaören I Burdur 32
Karacaören II Burdur 46,4
Karakaya Diyarbakır 1800
Karkamış G.Antep 189
Keban Elazığ 1330
Kemer Aydın 48
Kesikköprü Ankara 76
Kılıçkaya Sivas 120
Koçköprü Van 8,8
Köklüce Tokat 90
Kralkızı Diyarbakır 94,5
Kürtün Gümüşhane 85
Manavgat Manavgat 48
Menzelet K.Maraş 124
Muratlı Artvin 115
Özlüce Bingöl 170
S.Uğurlu Samsun 69
Seyhan I Adana 60
Seyhan II Adana 7,5
Sır K.Maraş 283,5
Yenice Ankara 87,89
Zernek (Hoşap) Van 3,45
Tortul - 105,6
Kovada I Doğal Göl Isparta 8,25
Kovada II Isparta 51,2
Tortum Erzurum 26,2
Adilcevaz Akarsu Bitlis 0,394
Ahlat Bitlis 1,065
Anamur İçel 0,89
Arpaçay-Telek Kars 0,062
Bayburt Bayburt 0,396
Besni Adıyaman 0,272
Botan Siirt 1,584
Bozkır Konya 0,075
Bozüyük Bilecik 0,36
Bozyazı İçel 0,424
Bünyan Kayseri 1,36
Ceyhan K.Maraş 3,6
Çağ-Çağ Mardin 14,4
Çamardı Niğde 0,069
Çemişgezek Tunceli 0,116
Değirmendere Adana 0,5
Dere Konya 0,6
Derme (Sümer) Malatya 4,5
Doğankent A+B Giresun 74,5
Dörtyol-Kuzuculu Hatay 0,272
Durucasu Amasya 0,8
Engil Van 4,59
Erciş Van 0,8
Erkenek Malatya 0,32
Ermenek Karaman 1,12
Esendal Artvin 0,3
Girlevik Erzincan 3,04
Göksu Karaman 10,8
Gülnar-Zeyne İçel 0×328
Hakkari-Otluca Hakkari 1,28
Haraklı-Hendek Sakarya 0,264
Işıklar-Visera Trabzon 1,04
İnegöl-Cerrah Bursa 0,272
İvriz Konya 1,04
İznik-Dereköy Bursa 0,24
Kadıncık I İçel 70
Kadıncık II İçel 56
Kars-Dereiçi Kars 0,4
Kayadibi Bartın 0,464
Kayaköy Kütahya 2,56
Kepez I Antalya 26,4
Kepez II Antalya 6
Kernek Malatya 0,832
Kiti Iğdır 2,76
Koyulhisar Sivas 0,2
Ladik-Büyükkızoğlu Samsun 0,4
M.Kemal Paşa-Suuçtu Bursa 0,472
Malazgirt Muş 1,216
Mut-Derinçay İçel 0,4
Osmaniye-Karaçay Osmaniye 0,4
Pazarköy-Akyazı Sakarya 0,178
Pınarbaşı Kayseri 0,099
Sızır Kayseri 6,78
Silifke İçel 0,4
Şanlıurfa Şanlıurfa 51,8
Turunçova-Finike Antalya 0,552
Uludere Şırnak 0,64
Varto-Sönmez Muş 0,292
Yüreğir Adana 6

Kaynak: EÜAŞ, TEİAŞ 2005-2020 Raporu

Elektrik enerjisindeki piyasalaştırmanın önemli bir ayağını da su kaynaklarının özelleştirilmesi ve hidroelektrik santrallerin kurulması oluşturmaktadır. AKP hükümetinin yeni dönem enerji politikasının önemli unsurlarından biri olan HES projeleri kapsamında Doğu Karadeniz’in hemen her deresi için HES projeleri tasarlanmaktadır. Yürürlükteki proje sayısı ise 600’ü bulmuştur. Bu projeler rant kapısına dönüşmüş durumdadır. İhaleye girerek proje hakkı alan firmalar, daha sonra bu projeleri başka firmalara satmışlardır. Böylece firmalar yüksek maliyetten kaçarak kısa dönemli karlar sağlarken, derelerde akıbeti meçhul inşaat temelleri atılmıştır. Öyle ki sulama kanallarına bile HES için başvuru yapılmıştır.[11] Oysa Tablo 4’te de görüldüğü üzere son dönemde halkın büyük tepkisine yol açan akarsu santrallerindeki elektrik üretimi toplam elektrik üretimin 1/30’u düzeyindedir.[12]

2. Elektrik Enerjisi İletimi ve Dağıtımı

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ), elektrik enerjisine olan talebin zamanında, kesintisiz ve sürekli aynı kalitede karşılanmasından ve elektrik sisteminin çok yüksek gerilim (380 kV) ve yüksek gerilim (154 kV) seviyelerinde işletilmesinden sorumludur. TEİAŞ Avrupa İletim Sistemi çerçevesinde faaliyetini sürdürmektedir. TEİAŞ, kamunun iletim sektöründen çekilmesi, mülkiyetlerinin özelleştirilmesi ve piyasalaştırma sürecinin işletilmesi noktasında Dengeleme Piyasası (DUY) kuralları çerçevesinde faaliyet göstermektedir.

Ülkemizin elektrik iletiminde hat uzunluklarını incelersek,

Tablo 6: İletim Hat Uzunluklarının Yıllık Gelişimi (Yıl Sonu – Birim Km)

Kurum Yıl 380 kW 220 kW 154 kW 66 kW Toplam
1979 TEK 2966,5 15,7 15116,5 2305,0 20403,6
1980 2985,1 15,7 15490,1 2332,0 20822,8
1981 3032,6 15,7 16238,5 2313,0 21599,7
1982 3809,5 15,7 16700,9 2174,0 22700,1
1983 4185,8 15,7 17467,5 2196,0 23864,9
1984 4602,1 15,7 18150,4 2181,3 24949,4
1985 5117,0 15,7 19406,6 2057,8 26597,1
1986 5892,2 15,7 20363,3 1881,5 28152,6
1987 6730,8 84,6 20888,5 1792,5 29496,4
1988 7326,6 84,6 21746,0 1583,1 30740,3
1989 7863,2 84,6 22943,4 1526,4 32417,6
1990 8334,3 84,6 23560,7 1408,2 33387,8
1991 9074,0 84,6 24615,0 1209,1 34982,7
1992 9657,3 84,6 24975,1 1030,5 35747,5
1993 10611,1 84,6 25324,6 986,5 37006,8
1994 TEAŞ 10892,4 84,6 25802,8 986,3 37766,1
1995 11319,3 84,6 25812,5 986,3 38202,6
1996 11321,7 84,6 25842,8 986,3 38235,4
1997 11436,3 84,6 26171,0 986,3 38678,1
1998 11728,2 84,6 26812,3 560,9 39186,0
1999 12802,9 84,6 27534,3 560,9 40982,6
2000 12957,3 84,6 27949,9 560,9 41552,7
2001 13166,6 84,6 28074,6 549,3 41875,1
2002 TEİAŞ 13625,5 84,6 28506,0 549,3 42765,4
2003 13958,1 84,6 30961,7 718,9 45723,2
2004 13970,4 84,6 31005,8 718,9 45779,7
2005 13976,9 84,6 31030,0 477,5 45569,0
2006 14307,3 84,6 31163,4 477,4 46032,7
2007 14338,4 84,6 31383,0 477,4 46283,4
2008 14420,4 84,6 31653,9 508,5 46667,4

Not: 66 kV’luk ENH’ları sistem gereği 33 kV’a dönüştüğü için azalma olmuştur. 66 kV yeraltı güç kablosu 3,2 km. 154 kV yeraltı güç kablosu 162,9 km., 380 kV yeraltı güç kablosu 12,8 km. uzunluklarındadır.
Kaynak: EÜAŞ

Ülkemizin trafo kurulumunu incelersek,

Tablo 7: Yıllar İtibariyle Trafo Adet ve Güçlerinin Gelişimi (2008)

Kurum Yıl Adet Güç (MVA)
TEK 1980 552 11797,3
1981 567 12265,3
1982 588 13148,8
1983 603 14292,7
1984 633 16067,1
1985 644 18186,5
1986 591 21601,6
1987 609 23779,4
1988 628 24898,0
1989 651 25582,4
1990 676 26857,0
1991 712 29063,1
1992 756 31352,3
1993 764 31467,3
TEAŞ 1994 788 33128,3
1995 811 35120,3
1996 834 37210,6
1997 882 41251,6
1998 926 45621,6
1999 956 50012,6
2000 977 54958,7
2001 1001 58412,7
TEİAŞ 2002 966 61531,7
2003 1072 67084,7
2004 1089 68941,7
2005 1088 71897,0
2006 1130 78062,0
2007 1173 82056,0
2008 1241 89476,0

Kaynak: TEİAŞ

Elektrikte yaşanan piyasalaştırmanın bir ayağını da dağıtım şirketlerinin özelleştirmesi oluşturmuştur. Egemenlerin yıllardır bir türlü hayata geçiremedikleri özelleştirmeler 2009 yılında başlamıştır. Başkent, Sedaş, Meram ve Aras elektrik dağıtım şirketleri satılmıştır. İhaleleri uluslararası ve işbirlikçi tekeller ile AKP beslemesi sermaye şirketleri alırken diğer 15 elektrik dağıtım şirketi için de sıraya girilmiştir. (Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın danışman şirketi Merrly Lynch şirketinin 2008 krizi sonucu iflas etmesiyle özelleştirme ihaleleri yeni bir danışman şirket bulana kadar geçici olarak durdurulmuştu).

Elektrik dağıtım şirketlerinin durumuna ve personel sayısına bakarsak,

Tablo 8: TEDAŞ Dağıtım Bölgeleri Abone ve Personel Sayısı (2008)

Dağıtım Bölgesi Abone Sayısı Memur ve Sözleşmeli Personel İşçi Toplam Çalışan
Dicle** 1.026.335 609 1061 1670
Vangölü*** 395.374 284 601 885
Aras*** 722.078 466 889 1355
Çoruh*** 985.288 326 715 1041
Fırat*** 657.121 422 698 1120
Çamlıbel*** 732.974 292 523 815
Toroslar*** 2.574.547 731 1516 2247
Meram* 1.504.092 443 1166 1609
Başkent* 3.066.170 926 1840 2766
Akdeniz*** 1.443.324 276 773 1049
Gediz** 2.314.994 363 919 1282
Uludağ*** 2.261.193 404 1002 1406
Trakya** 760.163 171 344 515
Ayedaş*** 2.110.567 - - 1798
Sakarya* 1.302.753 255 627 882
Osmangazi* 1.264.464 331 621 952
Boğaziçi** 3.828.592 528 1301 1829
Göksu*** 482.921 203 400 603
Yeşilırmak*** 1.474.249 460 898 1358
Aydem-Denizli**** - - - -
Kedaş-Kayseri**** - - - -

*Özelleştirme İşlemleri Biten Bölgeler, **2010 Yılı İçinde Özelleştirilecek Bölgeler, ***Onay Aşamasında Olan Bölgeler, ****Daha Önce Özelleştirilmiş Bölgeler
Kaynak: EMO

Yine TEDAŞ taşınmazları şirketten bağımsız olarak ihaleye çıkarılmıştır. Kamusal yararın bir kenara bırakıldığı, gerçek değerlerinin çok altında peşkeş çekilen şirketlerin özelleştirilmesine ise kısmı tepkiler gelmiştir. Bazı yerellerde kurulan özelleştirme karşıtı platformlar, yaptıkları basın açıklamaları ve açtıkları mahkemelerle tepkilerini göstermiştir. Ancak Tes-İş, ESM ve EMO’nun özelleştirme sürecine dair bir politikalarının olmaması şirketlerin el değiştirmesi sürecinin bir zorlukla karşılaşmamasına neden olmuştur. Özetle elektrik sektöründe çalışanlar işçiler, kamu çalışanları ve mühendislerin temsilcisi olan bu üç örgütlenmenin sürece dair yaptıkları masa başı sunumlar, ihale günü basın açıklamaları, bildiri dağıtımı, hiçbir somut mücadele hedefi ve adımı olmayan bir Özelleştirme Karşıtı Platform ve mahkemeye açılan özelleştirme iptal davaları olmuştur.

3. Elektrik Enerjisi Sektöründe İstihdam Durumu

Elektrik enerjisi üretim, iletim ve dağıtımında bugünkü toplam personel durumuna bakarsak şöyle bir tablo ile karşı karşıya kalmış oluruz:[14]

Tablo 9: Elektrik Enerji Sektöründe Çalışan Personel Sayısı

Kuruluş Memur Sözleşmeli Daimi İşçi Geçici İşçi Taşeron İşçi Toplam
TEİAŞ 288 3.410 4.536 511 1.500 10.245
TEDAŞ 843 9.109 16.687 5.501 9.000 42.140
TETAŞ 280          
EÜAŞ 169 729 8.268 480 2.800 12.446
Toplam 1.350 13.448 29.521 6.492 13.300* 65.111

*Taşeron firmalarında kaç kişi istihdam edildiğinin ya da edilmesi gerektiğinin bilgileri kurumlarda mevcut olmayıp yaptığımız araştırmalar sonucu yaklaşık bir sayı bulunmuştur.
Kaynak: Kemal Bulut, ESM Genel Başkanı, Özelleştirme Politikalarının İstihdam Boyutu ve Enerji Sektörü.

B. Su İşleri: Tarımsal Sulama, GAP Projesi, İçme Suyu Temini ve İstihdamı[15]

Ülkemizde su yapılarının inşası; Osmanlı Dönemi’nde vakıflar tarafından yürütülmüş, Konya Ovası Sulaması, bazı su yolları ve bentler dışında inşa edilmiş büyük su yapısı bulunmamaktadır. Su işlerinin örgütlü bir şekilde ve sürekli olarak ele alınması 1914 yılında Nafıa Nezareti’nin yeniden yapılanması ile oluşturulan Umur-u Nafıa Müdüriyet-i Umumiyesi’nin (Bayındırlık İşleri Genel Müdürlüğü) kurulmasıyla başlamıştır. Bu Genel Müdürlüğün görevleri arasında sulama, kurutma, taşkın koruma, nehir ulaşımı, su biriktirme ve dağıtımı önemli bir yer almıştır. 1925 yılında Umur-u Nafıa Müdüriyet-i Umumiyesi’ne bağlı bir Sular Fen Heyeti Müdürlüğü kurulmuştur. 1929 yılında ise ortaya çıkan şiddetli kuraklık ve kıtlık neticesinde o yıl “Sular Umum Müdürlüğü”nün kurulmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun ilk çeyrek asrında gerçekleştirilen baraj inşaatlarına en önemli örnek Ankara’ya içme suyu sağlayan Çubuk I Barajı’dır. Çubuk I Barajı 1936 yılında işletmeye açılmış ve Su İşleri tarihinde Cumhuriyetin ilk barajı olarak yerini almıştır. 1939 yılında da Nafıa Vekaleti’ne bağlı olarak Su İşleri Reisliği kurulmuştur. Su İşleri Teşkilatı 1953 yılında yeniden düzenlenmiş; Bayındırlık Vekaleti’ne bağlı, katma bütçeli, tüzel kişiliğe sahip Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü kurulmuştur. 31 Ağustos 2007 tarihinden itibaren Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı olarak hizmetlerini yürütmektedir.[16]

1. Tarımsal Sulama[17]

Tarımsal gelişmede, su en önemli girdilerden biri olup, toprakta bitki için gerekli olan nemi temin ederek verimi artırır. Ayrıca, sektörü iklim şartlarından bağımsız kılmakta, ilave istihdam yaratmakta, kırsal alanda gelir dağılımını düzeltmekte, gübre kullanımına imkan sağlamakta, üretimin çeşitlenmesine ve yetişme müddetinin uzunluğuna bağlı olarak birim alandan birden fazla ürün alınmasına imkan vermektedir. Kırsal alandaki nüfusun gelirlerini artırarak, onların kente göçünü önlemektedir. Sulama suyu ile artan tarımsal ürünler, ülkenin gıda güvenliğini sağlamaya büyük katkıda bulunur. Türkiye dünya pazarında tarım ürünleri üretimim bakımından kendi kendine yeten birkaç ülkeden biridir.

Türkiye’de yapılan sulu tarım göstermiştir ki, sulu tarım ile gayri safi milli zirai gelir yaklaşık 5-6 kat artmaktadır. Yaklaşık olarak, sulama öncesi projesiz durumda hektar başına ortalama tarımsal gelir 500 ABD Doları (660 TL/ha) iken, sulama sonrasında 3 000 ABD Doları (4 160 TL/ha) olmuştur. Yapılan etütlere göre ekonomik olarak sulanabilecek alan 8,5 milyon ha olan Türkiye’de 2008 yılı itibarı ile toplam 5,28 milyon ha arazi sulanmaktadır. Bu miktarın 3,06 Milyon hektarı DSİ tarafından geliştirilmiştir. 2023 yılına kadar geri kalan 3,22 milyon hektarının DSİ tarafından işletmeye açılması hedeflenmiştir. Bu, sulama projeleri için 26 Milyar ABD Doları yatırım demektir.

Su kaynaklarından azami faydayı sağlamak için DSİ, açık kanal uygulamasından kapalı kanal uygulamasına geçmiştir. Yeni yapılan sulama projelerinde borulu su dağıtım şebekesi yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Özellikle suyun az olduğu iç bölgelerde açık kanal, su tasarrufu bakımında olumsuz olmaktadır. Bu sebeple, mevcut sulama şebekelerinde borulu şebekenin oranı %14, inşa halinde olan sulama projelerinde borulu şebekenin oranı %55’e yükselmiştir. Mevcut sulamalarda hizmet ettikleri alana göre kanal tipleri sınıflandırıldığında; %44 klasik kanal (kaplamalı açık kanal), %42 kanalet (prefabrike betonarme ayaklar ve kanallar olarak üretilerek yerine monte edilmiş açık kanal) ve %14 borulu şebekeden oluştuğu gözlemlenmiştir.

2008 yılı başı itibariyle işletmeye açılan sulama tesisleri bilgisi ise şöyledir,

Tablo 10: DSİ Tarafından Sulamaya Açılan Alan

Sulama Durumu Tesis Adedi Net Alan (ha) Brüt Alan (ha)
DSİ’nin İşlettiği 60 88.054 101.914
Sulama Örgütlerine Devredilen 682 2.090.330 2.419.364
Bedeli Mukabil İnşa Edilen 29 16.066 18.595
YAS Kooperatifleri 1.329 443.954 513.836
Yorum 2.100 2.638.404 3.053.709

Kaynak: DSİ

2. Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)[18]

Ülkemizin en büyük projesi olan Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP); Fırat ve Dicle havzasını kapsayan başta sulama ve enerji yatırımları ağırlıklı olmak üzere, bölgenin ekonomik ve sosyal kalkınmasını sağlayacak önemli bir entegre projedir. Proje bölgede yer alan Gaziantep, Adıyaman, Kilis, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Batman ve Şırnak illeri olmak üzere 9 ili kapsamıştır. Bu illerde 2007 yılında yapılan genel nüfus sayımı sonuçlarına göre yaklaşık 7,17 milyon insanın yaşadığı belirlenmiştir. Cumhuriyet döneminin en büyük yatırımlarından biri olan ve DSİ tarafından geliştirilen bu proje 7’si Fırat havzasında, 6’sı da Dicle havzasında olmak üzere 13 adet proje demetinden oluşmaktadır. GAP kapsamında yapımı öngörülen 13 adet proje kapsamında; 22 baraj inşa edilerek, toplam 7.490 MW kurulu gücünde 19 hidroelektrik santral ile yılda 27.367 milyar kWh hidroelektrik enerjisi üretilecek ve yaklaşık 1,8 milyon hektar tarım arazisi sulama imkanına kavuşacaktır. Bugünkü koşullar göz önüne alınarak yapılan çalışmalarda GAP sulama projesinin ancak 1,06 milyon ha’nın ekonomik olarak sulanabileceği öngörülmüştür. GAP kapsamındaki enerji projelerinde yaklaşık %75, sulama projelerinde ise yaklaşık %26 oranında gerçekleşme sağlanmıştır. Fırat nehri üzerinde Keban, Karakaya, Atatürk, Birecik ve Karkamış Baraj ve HES, Dicle nehri üzerinde ise Batman, Kıralkızı ve Dicle Baraj ve HES tamamlanmış ve elektrik üretimine başlamıştır. Şimdiki durumda, GAP bölgesindeki sulama projelerinin gelişimi, GAP bölgesindeki hidroelektrik gelişimden çok daha azdır.

3. İçme Suyu Temini[19]

3 Temmuz 1968 tarihinde yürürlüğe giren 1053 sayılı Kanun ile Ankara, İstanbul ve nüfusu yüz binden yukarı olan şehirlerin içme, kullanma ve endüstri suyu temini için gelecek yıllara sari taahhütlere girişme hususunda DSİ Genel Müdürlüğü yetkili kılınmıştır. 18 Nisan 2007 yılında kabul edilen 5625 sayılı kanunla, 1053 sayılı kanunun 10. maddesinin birinci fıkrası değiştirilerek nüfus kriteri kaldırılmıştır. Belediye teşkilatı olan 3225 yerleşim yerlerinin içme kullanma ve endüstri suyu temini hizmetleri ile DSİ Genel Müdürlüğü’nün sağlık ve çevre açısından acil tedbirler alınmasını gerekli gördüğü öncelikli atık su arıtma ile ilgili yatırım hizmetleri için gelecek yıllara yaygın yüklenmelere girişmeye DSİ Genel Müdürlüğü yetkilendirilmiştir.

İçme, kullanma ve sanayi su temini amacıyla, DSİ tarafından yürütülmekte olan su temin projeleri 29 şehri kapsamaktadır. Bu şehirler; Adıyaman, Afyonkarahisar, Ağrı, Ankara (Şereflikoçhisar), Aydın, Bursa, Çorum, Çankırı, Hatay, İstanbul (Melen), İzmir, Karaman, Kahramanmaraş, Karabük, Karaman, Kayseri, Kilis, Mardin-Kızıltepe, Mersin, Muğla (Bodrum), Siirt (Kurtalan), Sivas, Şırnak, Trabzon, Uşak, Yozgat ve Zonguldak’tır. Ayrıca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Türkiye’den boru ile su götürülmesi projesi hazırlanmaktadır. Söz konusu şehirlere su temin projeleri, mastır plan, planlama, kati proje ve inşa safhalarını kapsayan çeşitli safhalardadır. Bu tesisler tamamlandıktan sonra ilgili belediyelere devredilmektedir.

2008 yılı itibariyle, DSİ’nin tamamladığı ve işletmede olan 22 adet proje su temin tesisleriyle, 25 şehirde 25 milyon kişiye yılda 2,7 milyar m3 içmesuyu sağlanmıştır. Planlama, kati proje ve inşa safhalarında olan su temin projeleri tamamlandıktan sonra DSİ’ce sağlanan yıllık su temini 5,8 milyar m3 olacaktır.

Yukarıda bahsedilen su temini miktarlarına, belediyelere ve diğer kuruluşlara DSİ Bölge Müdürlükleri’nce kuyu açılarak yeraltı suyundan temin edilen su miktarları dahil edilmemiştir. Çünkü bu işler 1053 sayılı kanun çerçevesinde yapılmamıştır. 1968 yılından beri DSİ’ce yapılan, beton, çelik ve cam elyaflı boru gibi çeşitli tipteki ve çeşitli çaplarda borularla toplam su temini boru uzunluğu 1293 km olmuştur. Şu ana kadar DSİ’ce geliştirilen su temini projeleriyle, içme, kullanma ve sanayi su tüketiminin 1/3’ü DSİ’ce karşılanmıştır.

2008 yılı itibariyle, DSİ’ce yapılan ve devredilen 17 şehrin arıtma tesisleri ilgili belediyelerce işletilmektedir. Bu arıtma tesislerinde yılda 2 milyar m3 su, arıtılmaktadır. DSİ’ce yapılan bu arıtma tesislerinin su arıtma kapasiteleri şehrin nüfusuna bağlı olarak, günde 30.000 m3 ile 564.000 m3 arasında değişmektedir.

DSİ’ce yaptırılan ve işletmede olan arıtma tesislerinin hizmet ettikleri şehirler şunlardır: İzmir, Bursa, Gaziantep, İstanbul, Konya, Mersin, Samsun, Diyarbakır, Balıkesir, Sivas, Kilis, Uşak, Afyonkarahisar ve Şanlıurfa.

4. DSİ’de İstihdam Durumu[20]

DSİ’de çalışan toplan personel sayısına, hizmet süresine ve eğitim seviyesine bakarsak,
Haziran 2008 tarihi itibariyle DSİ Genel Müdürlüğü’nde 24 496 personel istihdam edilmektedir. Bunun 1 632 adedi (%6,6) genel idarî hizmetler, 4 521 adedi (%18,4) teknik, 17 899 adedi (%73) sanat sınıfı, 288 adedi (%1,2) yarı zamanlı rasatçı, 5 adedi (%0.02) sözleşmeli personel ve 151 adedi (%0,6) sağlık ve hukuki personel gibi de diğer sınıflardaki personeldir.

Tablo 11: DSİ’de Çalışan Personel Sayısı (Haziran 2008)

Genel İdari Hizmetler Teknik Sanat Sınıfı Yarı Zamanlı Rasatçı Sözleşmeli Sağlık ve Hukuki Hizmetler
1.632 4.521 17.899 288 5 151
Toplam Personel Sayısı: 24.496          

Not: İdari, teknik ve diğer sınıf kapsamındaki toplam 6.304 personel memur sınıfı personeldir. İşçi, yarı zamanlı rasatçı ve sözleşmeli kapsamındaki toplam 18 192 personel sanat sınıfı personeldir.
Kaynak: DSİ

C. Doğalgaz İletim ve Dağıtımı[21]

Doğalgaz; havadan hafif, renksiz ve kokusuz bir gazdır. Yer altında, petrolün yakınında bulunur. Yeryüzüne çıkarılışı petrolle aynıdır, daha sonra büyük boru hatları ile taşınır.

Ülkemizin artan enerji talebi ve enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi yönündeki çalışmalar sonucunda BOTAŞ, ham petrol faaliyetlerine ilaveten 1987 yılından itibaren doğalgaz taşımacılığı ve ticareti faaliyetlerini de yürütmektedir. 1988 yılında tamamlanarak işletmeye alınan yaklaşık 850 km. uzunluğundaki Malkoçlar-Ankara Ana İletim Hattı ile başlayan doğalgaz iletiminde yıllar içerisinde büyük mesafe alınmıştır. 2009 yılı sonu itibarıyla Doğubayazıt’tan Çanakkale’ye ve İzmir’e, Samsun’dan Adana ve Mersin’e, Ardahan’dan Antalya’ya kadar uzanarak ülkemizin dört bir yanına yayılan ulusal iletim şebekemiz vasıtasıyla ithal ettiğimiz doğalgazın tüketim noktalarına ulaştırılmasını sağlayan doğalgaz boru hattı sistemimizin toplam uzunluğu 11.332 km olup, 66 ilimize doğalgaz arzı sağlanmıştır.

Ülkemizin Avrupa Birliği’ne entegrasyonu kapsamında yürütülen enerji piyasasının serbestleştirilmesi çalışmaları çerçevesinde Doğalgaz Sektörü, 2 Mayıs 2001 tarihinde yürürlüğe giren 4646 Sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu ile yeniden yapılandırılmış, BOTAŞ’ın doğalgazın ithalatı, iletimi, dağıtımı, depolaması ve satışı konusundaki tekel konumu sona ermiş, piyasa bir buçuk senelik geçiş sürecinin ardından 2 Kasım 2002 tarihinden itibaren üçüncü taraflara açılmıştır.

Kanun ile, esas olarak BOTAŞ’ın doğalgazdaki mevcut tekel veya hakim durumunu kaldırmayı ve sektörü bu şekilde rekabete açmayı hedeflemekle birlikte, bunun yapılabilmesi için gerekli, BOTAŞ’ın ithalat, iletim ve dağıtım faaliyetlerinin ayrıştırılması ve iletim hariç diğerlerinin özelleştirilmesi, her bir faaliyet için ayrı muhasebe kayıtları zorunluluğu, ithalat ve satıştaki payını yıllık tüketiminin %20’siyle sınırlama gibi adımlar benimsemiştir.

Doğalgaz piyasasının rekabete açılabilmesi ve 4646 Sayılı Kanun’un BOTAŞ’ın pazar payını %20’ye çekmeyi amaçlayan sözleşme devir hedefi kapsamında; 30 Kasım 2005 tarihinde alım sözleşmelerinin üçüncü taraflara devrine ilişkin gerçekleştirilen doğalgaz alım satım sözleşmeleri devir ihalelerinde, 18 Şubat 1998 tarihli sözleşmenin devri için en uygun teklif sıralamasında 1. sırada yer alan Shell Enerji A.Ş.’nin 250 milyon kontrat m3/yıl miktarına ilişkin sözleşme devri 19 Aralık 2007 tarihinde, 2. sırada yer alan Bosphorus Gaz Corporation A.Ş.’nin 750 milyon kontrat m3/yıl miktarına ilişkin sözleşme devri 3 Ocak 2009 tarihinde, 3. sırada yer alan Enerco Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 2,5 milyar kontrat m3/yıl miktarına ilişkin sözleşme devri 1 Nisan 2009 tarihinde ve 4. sırada yer alan Avrasya Gaz A.Ş.’nin 500 milyon kontrat m3/yıl miktarına ilişkin sözleşme devri 1 Nisan 2009 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Böylece 4 özel tedarikçi şirket toplam 4 milyar m3’lük doğalgaz ithalatı ve toptan satışı faaliyetine başlamıştır.[22]

Dünya doğalgaz rezervlerinin 73 trilyon metreküpü (%41) Orta Doğu ülkelerinde, 59 trilyon metreküpü (%33) Rusya ve BDT ülkelerinde, 28 trilyon metreküpü (%16) Afrika/Asya Pasifik ülkelerinde bulunmaktadır. 2009 Ekim sonu itibari ile kalan üretilebilir doğalgaz rezervimiz 6,3 milyar m³’tür. Elektrik enerjisi üretiminde doğalgaza dayalı kurulu gücümüz 14.576 MW olup bu değer toplam kurulu gücümüzün 32,7′sini karşılamaktadır.

2008 rakamlarıyla, ülkemizin ithal ettiği doğalgazın yaklaşık %62’si Rusya’dan, %12’i İran’dan, %11’i Cezayir’den, %3’ü Nijerya’dan ve %12’si de Azerbaycan’dan temin edilmektedir. İthal edilen doğalgazın %55.7’si elektrik üretiminde (2007’de %50), %22.2’si konutlarda (2007’de %22.5), %22.0’ı ise sanayide (2007’de %27.5) kullanılmaktadır. Türkiye’nin doğalgaz tüketimi 2008 sonunda yıllık 35.6 milyar metreküp olarak gerçekleşmiştir. 2008 yılında doğalgazın elektrik sektöründe kullanımı artarken sanayi sektöründe kullanımı aynı ölçüde azalmıştır.[23]

2007 yılında 1,6 milyar m³ kapasiteli Silivri doğalgaz depolama tesisi devreye girmiştir. Eylül 2009 tarihi itibari ile tesisin kapasitesi 2,1 milyar m³’e çıkarılmıştır. Ayrıca, Tuz Gölü Doğalgaz Yeraltı Depolama Tesisi Projesi’nin tamamlanması için çalışmalar devam etmektedir. Hazar Bölgesi gaz kaynaklarının ülkemize ve Avrupa pazarlarına taşınmasını amaçlayan Bakü–Tiflis–Erzurum (BTE) Doğalgaz Boru Hattı (Şah Deniz Projesi) faaliyete geçmiştir. 26 Kasım 2006 tarihinde gaz sevk edebilir hale getirilmiş ve Şah Deniz Projesi ilk üretimini 15 Aralık 2006 tarihinde gerçekleştirmeye başlamıştır. Ayrıca, Türkmen ve Kazak kaynakları ile ilişkili olarak Hazar geçişli petrol ve gaz boru hatlarının oluşturulması süreci de diğer projeler ile bütünlük arz edecek şekilde planlanmaktadır.

Hazar ve Orta Doğu bölgesi gaz kaynaklarının AB piyasalarına ulaştırılmasını hedefleyen Güney Avrupa Gaz Ringi (Türkiye–Yunanistan–İtalya Boru Hattı) Yunanistan bağlantısı 2007 yılında tamamlanarak işletmeye başlamıştır. İtalya bağlantısının 2012 yılında tamamlanması hedeflenmektedir. Yıllık 12 milyar m³ kapasite ile Yunanistan ve İtalya gaz piyasalarında önemli bir paya sahip olacak olan bu proje, Türkiye gaz sisteminin AB ile bütünleşmesinin ilk adımını oluşturmuştur.

Avrupa’ya doğalgaz açılımı çalışmaları kapsamında Türkiye’yi Bulgaristan, Romanya ve Macaristan üzerinden Avusturya’ya bağlayacak ve Hazar Bölgesi ve Ortadoğu’nun gaz kaynaklarını Orta Avrupa Doğal Gaz Dağıtım Merkezine ulaştıracak olan Nabucco Projesi ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. AB resmi belgelerinde en öncelikli projeler arasında yer verilen Nabucco Projesi ile toplam 3.400 km uzunlukta bir hattan ilk aşamada yıllık 25–30 milyar m³ gazın taşınması hedeflenmektedir. Bu rakamın ileriki yıllarda daha da artması beklenmektedir. Nabucco Projesi Uluslararası Anlaşması 13 Temmuz 2009 tarihinde Ankara’da imzalanmış olup 14 Temmuz 2009 tarihinde de Proje Destek Anlaşması müzakereleri başlatılmıştır.

Mısır doğalgaz kaynaklarının ülkemize taşınmasına yönelik Arap Doğalgaz Boru Hattı Projesi ile ilgili çalışmalar devam etmektedir.

Bunun dışında ülkemizde;

1- Avrupa’nın artan doğalgaz talebinin karşılanmasında, bölgemizdeki kaynakların Avrupa’ya nakline yönelik projelerin ülkemiz üzerinden geçişine stratejik bir önem verilecektir.
2- Ülkemizin orta ve uzun vadede bir doğalgaz ticaret merkezi (HUB) konumuna gelmesine yönelik ulusal politika sürdürülecektir.[24]

Enerji Bakanlığı’nın açıkladığı doğalgaz ulusal politikası, iletim ve dağıtım alanında bunlardan ibarettir.

Doğalgaz alanı Türkiye enerji sektöründe yaşanan dönüşümler noktasında daha özgün bir konumda bulunmaktadır. Çünkü doğalgaz ülkemizde henüz yeni bir enerji koludur. Bu yüzden doğalgaz dağıtımı birçok şehirde daha en baştan piyasa kuralları çerçevesinde başlamıştır. Özelleştirme kapsamında olan Ankara EGO ve Kocaeli İZGAZ bu sene özelleştirilmiştir. Özelleştirilmeyen tek dağıtım şirketi ise İstanbul İGDAŞ’tır (Yine BOTAŞ’ın özelleştirileceği açıklaması ve doğalgaz alım hakkının özel şirketlere de tanınarak serbestleştirilmesi bu alandaki değişimlerin habercisidir).

2008’de önce EGO sonra İZGAZ özelleştirilmiştir. Bu iki dağıtım şirketinin özelleştirilmesi sermayeye kaynak aktarımı bakımından benzer özellikler göstermektedir. Örneğin İZGAZ’ın şu anki yatırım bedeli 10 milyar doları bulurken sadece 450 milyon dolara satılması bu alandaki peşkeş için önemli bir göstergedir. Bu iki AKP’li belediye, yine AKP iktidarken yasaları gerekçe göstererek bu özelleştirmeleri aklamaya çalıştılar. Oysa yaklaşan belediye seçimleri öncesi kavşak, kaldırım, yol çalışmaları ve kömür yardımları için bir kaynak yaratılmasını işçilerin ve halkın çıkarları önüne koydular.

Yine yapılan bu özelleştirmeler sonrası yerleşim bölgelerine eşit ve yeterli hizmetin gitmeyişi, tasarruf gibi bahanelerle işçilerin çoğunluğunun işten çıkarılması diğer bildiğimiz sonuçlar.[25]

Doğalgazda hızlanan dönüşümlerin diğer ayağını ise artan doğalgaz çevrim santralleri oluşturmuştur. Bu santraller yakıtta dışa bağımlı ve işletme maliyeti yüksek, dolayısıyla da pahalı. Özellikle uluslararası tekellerin ihalesini aldığı bu santraller doğaya ve çevrede yaşayan insanlara zararlı. Kamu normalin 4–5 katı fiyata elektrik alıyor ve bu santraller MIGA anlaşması kapsamında alım güvencesinde bulunuyor. Yani halkımız, çalışanlar ve doğal kaynaklarımız her açıdan kıskaca alınıyor.

D. Rüzgar Enerjisi

Rüzgar enerjisi, ısıları farklı olan hava kütlelerinin yer değiştirmesiyle oluşur. Güneşten yeryüzüne ulaşan enerjinin %1-2’si rüzgar enerjisine dönüşmektedir. Rüzgar türbinleri, yenilenebilir nitelikte olan hava akımını elektrik enerjisine dönüştürmektedir. Ancak rüzgar türbinlerinin büyük alan kaplaması, gürültü kirliliği oluşturması ve üretilen elektriğin kalite sorunları gibi bazı dezavantajları bulunmaktadır.

2007 yılında gerçekleştirilmiş olan Türkiye Rüzgar Enerjisi Potansiyel Atlası (REPA) ile ülkemizde yıllık rüzgar hızı 8,5 m/s ve üzerinde olan bölgelerde en az 5.000 MW, 7,0 m/s’nin üzerindeki bölgelerde ise en az 48.000 MW büyüklüğünde rüzgâr enerjisi potansiyeli bulunduğu tespit edilmiştir. 2004 yılı itibariyle sadece 18 MW düzeyinde olan rüzgar enerjisi kurulu gücünün artırılmasında aşama kaydedilmiştir. 2009 yılı sonu itibariyle rüzgar kurulu gücümüz 802,8 MW düzeyine ulaşmıştır. Yenilenebilir Enerji Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra 3.363 MW kurulu gücünde 93 adet yeni rüzgar projesine lisans verilmiştir. Bu projelerden yaklaşık 1.100 MW kurulu gücünde santrallerin yapımı devam etmektedir.[26]

Tablo 12: 2008 Yılı İtibariyle Rüzgar Enerjisi Potansiyelimiz

Kaynak Türü Potansiyel (MW)
Rüzgar Çok Verimli: 8.000 MW / Orta Verimli: 40.000 MW

Kaynak: Enerji Bakanlığı

E. Nükleer Enerji

Atom çekirdeklerinin parçalanması sonucunda büyük bir enerji açığa çıkmaktadır. Fisyon ve füzyon tepkimeleri ile elde edilen bu enerjiye “çekirdek enerjisi” veya “nükleer enerji” adı verilmektedir. Nükleer reaktörler nükleer enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren sistemlerdir. Temel olarak fisyon sonucu açığa çıkan nükleer enerji nükleer yakıt ve diğer malzemeler içerisinde ısı enerjisine, bu ısı enerjisi de kinetik enerjiye ve daha sonra da jeneratör sisteminde elektrik enerjisine dönüştürülür. Örneğin 1.000 MW gücündeki bir nükleer reaktör, yılda yaklaşık olarak 27 ton (7 m3) kullanılmış yakıt üretmektedir.

Ülkemizde 2020 yılına kadar, nükleer enerji santrallerinin, elektrik enerjisi üretimi içerisindeki payının en az %5 seviyesine ulaşması hedeflenmektedir. Bu amaçla 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun 2007 yılı içerisinde çıkartılmıştır. Mayıs 2010’da Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında Mersin–Akkuyu’da nükleer santral yapımına ilişkin hükümetler arası anlaşma imzalanmıştır.[27]

Türkiye’de nükleer enerji politikası başlangıçtan itibaren ABD projesi olagelmiştir. İlk olarak Soğuk Savaş döneminde, Küba Krizi sürecinde Türkiye’ye Jüpiter füzeleri konuşlandırılmak istenmişti. Sonrasında ise Küçükçekmece’de nükleer araştırma reaktörü kurulmuştur. Yine ABD eliyle 1974’ten beri Akkuyu’ya nükleer santral yapılmak isteniyor.

AKP hükümeti nükleer enerjiyi, Türkiye’nin artan enerji ihtiyacını karşılamak ve enerji bağımlılığını azaltmak için dayatıyor (İşin ilginç kısmı bu konuda Tes-İş’te aynı gerekçeyle ve ek olarak istihdam yaratacağını söyleyerek nükleer santralleri savunması). Açıklanan verilere göre Türkiye’nin elektrik enerjisi üretiminde nükleer santrallerin payının 2020 yılına kadar asgari yüzde 5, 2030 yılına kadar ise yüzde 20 olması hedeflenmiştir.

Oysa şu noktalara enerji politikalarından sorumlu kurum ve şahıslar cevap vermekten ısrarla kaçınmışlardır. Bir nükleer santralin yapımı 5 milyar dolar. Yakıt ve teknoloji konusunda ise yüzde 100 dışa bağımlılık sözkonusu. Yani “enerjide dışa bağımlılıktan kurtarma söylemi” tam anlamıyla bir laf salatasından ibaret. Bu konuyu bir örnekle açıklamak konuyu daha anlaşılır kılacaktır. Ülkemizde ilk nükleer enerji santral ihalesi geçen aylarda yapılmıştır. İhaleye tek teklifi yabancı ortağı Rusya Devleti olan Atomstroyexport-Inter Rao-Park Teknik ortaklığı vermiştir. Yani doğalgazda Rusya’ya bağımlılıktan kurtulma söylemi nükleer de bu sefer yüzde 100 Rusya’ya bağımlılıkla sonuçlanmıştır (Bu noktada ihaleyi başka bir şirkette kazansa idi “dışa bağımlılığın” çözülmediğinin altı ısrarla çizilmelidir. Keza Sinop’ta nükleer santral kurulumunu Güney Kore gerçekleştirecektir). Ve yine bu santralde üretilen elektriğe 15 yıllık kamu alım garantisi uluslararası anlaşmalar taahhüdüyle verilmiştir. Bu da elektriğin yine doğalgazda olduğu gibi 4-5 katı fazla fiyatla kamuya maliyeti demektir.

Nükleer enerji konusunun bir yanı da insan yaşamı ve çevresel etkileri. Nükleer santraller ölümcül düzeyde nükleer atık üretiyor. En az 300 yıl yüksek güvenlikte korunması gereken atıkların güvenli bir biçimde gömülmesi içinse 35 yıl geçmesi gerekiyor. Bu depolama da büyük bir maliyet gerektiriyor. Yabancı ülkelerin nükleer ve zehirli atıklarının yıllardır ülkemiz topraklarına gizlice bırakılmasına göz yuman ve Kocaeli’nde bulunan üç beş zehirli varili bile imha edemeyen hükümetin, bu konuda hiçbir politikasının bulunmadığı da açık olarak gözüküyor.

F. Enerji Sektöründe Yaşanan İş Kazaları

Ülkemizde iş kazaları her geçen yıl artmış ve birçok ölüm gerçekleşmiştir. Enerji sektörü de iş kazalarının yoğun olarak meydana geldiği alanlardan biridir. Ne yazık ki enerji sektöründe gerçekleşen kazalara dair geniş yılları kapsayan bir çalışma bulunmamaktadır.

Elektrik, doğalgaz ve su sektöründe 2007 yıllarında kayıtlara geçen iş kazası oranı, toplam iş kazası oranını %7.7’sidir. Bu oran %10.1 ile en çok iş kazasının meydana geldiği madencilik ve taşocakçılığı sektörünü izlemektedir.[28]

Grafik 1: Sektörlere Göre İş Kazası Geçirenlerin Oranı (2007)
enerji-iskazasi-2010-08-25

Kaynak: TÜİK (1- Tarım, ormancılık, avcılık ve balıkçılık, 2- Madencilik ve taşocakçılığı, 3- İmalat sanayi, 4- Elektrik, gaz ve su, 5- İnşaat ve bayındırlık işleri, 6- Toptan ve perakende ticaret, lokanta ve oteller, 7- Ulaştırma, haberleşme ve depolama, 8- Mali kurumlar, sigorta, taşınmaz mallara ait işler ve kurumları yardımcı iş hizmetleri, 9- Toplum hizmetleri, sosyal ve kişisel hizmetler)

Ülkemizde enerji sektöründe iş kazalarının artmasının temel nedeni piyasalaştırma uygulamaları olmuştur. Her geçen yıl gerekli yatırımlar yapılmamış, istihdam azaltılarak işgücü yükseltilmiştir. Örneğin trafo patlamaları daha sık gözükmektedir. Bunda az sayıda işçinin çalıştırılarak iş dikkatinin azalmasının bir payı olduğu gibi, gerekli malzemelerin kullanılmaması ve bakım çalışmalarının yapılmaması daha önemli bir faktör olarak gözükmektedir. Yine iş kazaları taşeron / kadrolu, işçi / teknisyen / mühendis dememiş, farklı konumlarda çalışan bütün çalışanları etkilemiştir.

G. Elektrik, Su ve Doğalgaz Sayaç İşçileri[29]

Sayaç okuma işçileri enerji sektöründeki işçilerin en örgütsüz, en kötü koşullarda çalışan ve en dışlanan kesimlerinden birini oluşturmuştur. Öyle ki enerji sektöründe 1984’te başlayan ve 1992’de ivme kazanan “piyasalaştırma, özelleştirme ve taşeronlaştırma” saldırıları, ilk olarak sayaç işçilerinin yaşam koşullarını kökten değiştirmiştir.

Bugün sayaç işçilerinin tamamı taşeron şirketlere bağlı olarak çalışmaktadır. Her yıl elektrik, su ve doğalgazda ana işveren konumunda bulunan devlet, belediye kuruluşları veya büyük özel şirketlerin açtığı hizmet alımı ihalelerine katılan taşeron firmalar ihaleyi almakta ve yine hemen her yıl bu firmalar değişmektedir. (Ana işveren kendisi de taşeron şirket kurabilmektedir.)

Ana işveren şartnamesindeki kötü ekonomik koşullara bile taşeronlar uymamaktadır. Yani ücret + sigorta + yol + yemek taahhüdü yerine getirilmemektedir. Sayaç okuma işçileri yine şartnamedekinden kötü sosyal koşullarda çalışmaktadır. Yani çalışma saatleri ve koşulları oldukça kötü, patrondan aşağılayıcı tavırlar gördükleri gibi aile baskısına da maruz kalmaktadır. Yine işten çıkarılmalar sonucu alınamayan ihbar ve kıdem tazminatlarını bu koşullara eklemek gerekiyor.

Her şehirde sayaç işçileri ile ilgili veriler çıkarılmalıdır. Yani hangi taşeron şirketler, ne kadar süre ile ihale almış, kaç işçi hangi işi yapıyor vb… Örneğin 2009 verilerine göre İstanbul Avrupa Yakası’nda görevli şirket BEDAŞ’a bağlı 775 sayaç işçisi mevcut. Bu işçilerin 239’u kesme açma’da, 536’sı endeks okuma’da çalışmaktadır.[30]

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: ENERJİ SEKTÖRÜNDE SENDİKAL MÜCADELE

A. Devletin Denetim Mekanizması ve Sermayenin Dostu: Tes-İş Yönetim Mekanizması ve Anlayışı

Türkiye Enerji, Su ve Gaz İşçileri Sendikası (Tes-İş), 12 Aralık 1963’te enerji işkolunda faaliyet göstermek üzere Ankara’da kurulmuştur. Türk-İş’e bağlı olan sendika, Uluslararası Kimya, Enerji ve Genel Hizmet İşçileri Federasyonu’na (ICEF) ve Avrupa Maden, Kimya ve Enerji İşçileri Federasyonu (EMCEF) üye olmuştur. Kamu işyerlerinde örgütlü olan Tes-İş (özellikle İstanbul 1 No’lu Şube), 1989 Bahar Eylemleri’nde aktif bir şekilde yer almıştır. Ancak Tes-İş Genel Merkezi tarafından tehlikeli görülen Şube Yönetimi mahkeme kararlarına rağmen defalarca feshedilmiştir.

Tes-İş Genel Merkezi, bu tasfiye süreciyle birlikte devletin işçi hareketi içinde stratejik bir konuma sahip olan enerji işçilerini kontrol etme görevini yerine getirmiştir. Çünkü enerji işçileri, onbinlerce olan sayısıyla ve sanayinin temel girdisi, ticari hizmetlerin ve gündelik hayatın vazgeçilmezi olan enerji kaynaklarına hükmetmektedir. Diğer yandan bu tasfiye süreci, Tes-İş’in sermaye yanlısı olan politikasını da gözler önüne sermiştir. İlk özelleştirme uygulamasına karşı koyan Şube’ye karşı mücadeleye giren Tes-İş, özelleştirilen Anadolu Yakası elektrik hizmetleri şirketinden hisse almıştır. Tes-İş’in bu tavrı son olmamıştır.

Yine son iki yılda yapılan özelleştirmelerde hisse satın almıştır. Bunu da “yönetime etki edecek kadar hisse almıyoruz”, “işçilerin çıkarı için yatırım yapıyoruz” gibi söylemlerle savunmuşlardır.

Tes-İş’in bu tavrı piyasalaştırmaya karşı mücadele etmesi gereken, işçilerin ekonomik, sosyal ve siyasi haklarını koruması gereken bir sendika tavrı değildir. Tes-İş adeta bir şirket anlayışındadır. Uzmanlarının işçilerin maaşının katbekatını aldığı sendika, yukardan aşağı bu yapılanmayı muhafaza etmmmeyeee çalışmaktadır.

Diğer yandan iktidar partisi AKP Tes-İş salonlarında kurulmuştur. Tes-İş Başkanı Türk-İş Başkanlığı görevine getirilmiş ve hükümet politikalarına paralel bir noktada konumlanmıştır. Yine son Kongre’de Demokratik Muhalefet grubuna karşı delegeler para karşılığı satın alınmıştır.

Tes-İş’in üye sayısına bakarsak, işkolunda etkin bir durumda olduğunu görürüz. Çalışma Bakanlığı’nın Temmuz 2009 verilerine göre 16 No’lu Enerji işkolunda toplam 153.029 işçi çalışmakta ve %79.95’i olan 122.350 işçi Tes-İş üyesi olarak gözükmektedir. Gerçekte işkolunda çalışan işçi sayısının çok daha fazla olduğu açıktır. Ancak yine de oran oldukça yüksektir. Bu durum Tes-İş’in sektörde tekel konumunda bir sendika olmasını sağlamıştır. Ancak önümüzdeki dönem için Tes-İş’in durumu sallantılıdır. Çünkü kamuda örgütlü olan Tes-İş, örneğin TEİAŞ’tan yetkiyi alıp örgütlenmek için bir çalışma yapmıyordu. Ancak özelleştirme uygulamalarının ivme kazandığı ve önümüzdeki süreçte bitirileceği günümüzde sendika sıkıntılı günler yaşayacaktır. Hali hazırda farklı girişimleri kesmek için örgütlendiği veya özelleştirilmiş bulunan dağıtım şirketlerinde en başta taşeron işçiler yüzüstü bırakılmıştır.

B. Enerji Sektöründe Ortak Mücadele ve Halk Örgütlülükleriyle İttifak

Enerjinin piyasalaştırılması süreciyle birlikte işyerlerinin parçalanması ve dağıtılması süreci başlamıştır. Bunun yanında işkolu ve işyeri düzeyinde de istihdam biçimleri farklılaştırılmıştır. İşçi / memur, kadrolu / sözleşmeli / taşeron, sendikalı / sendikasız gibi yaşanan parçalanmalar çalışma koşullarının güvencesizleştirilmesini sağlamıştır. Güvencesizliğe karşı mücadele ancak enerji işkolunda çalışanların ortak bir mücadelesiyle başarılı olabilir.

Enerjide ortak mücadeleyi hedefleyen pratik Özelleştirme Karşıtı Platform’dur (ÖKP). Platformun bileşenleri esas olarak Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Enerji, Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) ve Tes-İş’tir. Diğer bileşenler Türkiye Maden İşçileri Sendikası, Genel Maden İşçileri Sendikası, Türkiye Petrol Kimya Lastik İşçileri Sendikası, Türkiye Devrimci Maden Arama ve İşletme İşçileri Sendikası, Yol, Yapı, Altyapı, Bayındırlık, Tapu ve Kadastro Kamu Emekçileri Sendikası, Türkiye Liman ve Kara Tahmil-Tahliye İşçileri Sendikası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisleri Odası, Maden Mühendisleri Odası, Makina Mühendisleri Odası, Metalurji Mühendisleri Odası ve Tüketici Hakları Derneği’dir.

ÖKP’ye kısaca değinirsek,

EMO Genel Merkezi tarafından benimsenerek bazı illerde yeniden kurulmaya başlanan ÖKP enerjinin piyasalaştırılması sürecine müdahale yerine, olgunlaşan süreçteki adımlardan biri olan mülkiyet transferi noktasında karşı duruş sergilemektedir. Pratik olarak ise ÖKP; iddiadan uzak, özelleştirme tarihine endeksli, birkaç basın açıklaması, mahalle toplantısı yapıp, mahkemeye dava açarak aslında satışların durdurulması konusunda tek umudu mahkeme salonuna bağlayan bir şekilde örgütlenmiştir. Ayrıca ÖKP’nin merkezi yürütmesinde EMO ve ESM ile birlikte Tes-İş’in de yer alması kafaların ne kadar karışık olduğunu göstermiştir.

Bir evvelki konu başlığında ifade edilenleri hatırlarsak, Tes-İş Sendikası ve Başkanı bizzat AKP’nin kuruluş sürecinde yer almış ve Türk-İş yönetiminin belirlenmesinde de “seçimleri 5-0 istiyorum” diyen Erdoğan ve AKP’nin müdahalesi gerçekleşmişti. Ardından SSGSS yasası sırasında önce göstermelik bir muhalefet sergilenip ardından hükümetle anlaşan Türk-İş Başkanı, DİSK ve KESK’i hedef göstermişti. Gerek 1 Mayıslar da gerekse Tekel Direnişi’nde Türk-İş Genel Merkezi’nin işçilere karşı tavrı açığa çıkmıştır.

AKP ve sermaye ile, hep göstermelik muhalefet ve ardından da uzlaşı fotoğrafları veren bir sendika ve anlayış ile birlikte neoliberal sömürgeciliğin saldırılarına karşı uzun erimli ve ilerici bir mücadelenin nasıl yürütülebileceğinin cevaplanması gerekmektedir.

Diğer yandan enerji alanında yaşanan toplu altüst oluş süreci halkın elektrik, ısınma, iletişim, ulaşım, çevre ve sağlığını doğrudan etkilemektedir. Kamusal hak olması gereken bu hizmetlere ulaşma, zaten yıllardır dolaylı vergiler konularak lüks hale getirilmişti. Son yıllarda yapılan yüksek oranlı elektrik, su ve doğalgaz zamlarını, sokak lambalarının aydınlatmasının fatura ücretlerine eklenmesi, Temmuz’dan itibaren elektrikte ve Kasım’dan itibaren doğalgazda otomatik fiyatlandırmaya geçilmesi ve kontörlü sayaç uygulamaları bu hizmetlerin ticarileştirilmesi sürecini pekiştirdi. Yine önümüzdeki dönem yapılması olası ulaşım zamları da bu anlamda değerlendirilmelidir. Özelleştirme-piyasalaştırma sonrası yoksulluğun artması, bu hizmetlerden mahrum kalma, bunun yol açtığı sağlık ve çevre sorunları gibi sonuçlar doğacaktır. Meram Elektrik’e borcu olan Konya Karapınarlı çiftçilerin mühür kırma eylemleri, Şırnak Silopililerin ve Sinop Gerzelilerin termik santrale karşı temiz çevre mitingleri, İstanbul ve Ankara’da doğalgaza yapılan zamlar sonrası yapılan Belediye protestoları, Karadeniz’de HES’lere karşı su hakkını savunan köylülerin yol kesme eylemleri ve Sinop ile Mersin’de yapılması planlanan nükleer santrallere karşı yapılan gösteriler enerji sektöründe yaşanan piyasalaştırma uygulamalarından etkilenen halkla ortak mücadele etmeyi zorunlu kılmaktadır.[31]

C. Enerji-Sen Kimliği ve Sorunları

Enerji, Gaz, Su ve Baraj Çalışanları Sendikası (Enerji-Sen), 1 Aralık 2005 tarihinde enerji işkolunda faaliyet göstermek üzere İstanbul’da kurulmuştur. Sendika işkolunda kadrolu / taşeron, işçi / memur, mühendis / teknisyen gibi ayrımlara karşı çıkarak bir enerji işçisi kimliği oluşturulması için yola çıkmıştır. Bu noktada Tes-İş’in tekel konumunun kırılması, devlet ve sermayeden bağımsız bir sendikacılık anlayışı benimsenmiştir.

Sendika ilk olarak taşeron çalışanları örgütlemeyi önüne hedef almış, bu noktada Sefaköy’de elektrik sayaç okuma işçileri arasında örgütlenmiştir. Yine İstanbul Avrupa Yakası’nda BEDAŞ taşeronları içinde örgütlenme faaliyetlerini sürdürmüştür. Bunun dışında İzmit, Sakarya, Trakya, Aydın, Zonguldak vb. ülkenin birçok yerinde örgütlenme toplantıları düzenlemiştir.

Sendikaya karşı devlet ve Tes-İş tarafından şiddetli bir saldırı gerçekleştirilmiştir. Sendikanın kurucu üyeleri işten atılmıştır. Paralelinde Sefaköy’de örgütlenip eyleme geçen taşeron işçilerin de işlerine taşeron-BEDAŞ ortaklığı ile son verilmiştir. Anadolu’daki örgütlenme faaliyetlerini, Tes-İş konumunu kullanarak engellemiş ve sonra işçileri yüzüstü bırakmıştır. Mahkeme süreçleri ise devlet tarafından maniple edilmiştir.

Ancak son bir yılda gerek taşeron sayaç işçilerindeki hareketlilik gerekse enerji sektöründeki bir örgütlenmenin stratejik öneminin anlaşılması sonucu Enerji-Sen yeniden bir hareketlenme sürecine girmiştir.

SONUÇ

Enerji sektörü elektrik, su, doğalgaz ve baraj işçilerini kapsayan bir sektördür. Son 25 yıldır ülkemizin enerji kaynaklarının üretim, iletim ve dağıtım süreçleri piyasalaştırılmaya başlanmıştır. Birçok çokuluslu ve işbirlikçi tekelci şirket enerji kaynaklarımızı talan etmektedir. Bu süreç 2000’li yıllarda ivme alarak hızlanmıştır.

Devletin elindeki termik santrallerin özelleştirileceği açıklanmış, yine birçok özel termik santral yapımına başlanmıştır. Elektrik dağıtım şirketlerinin bir kısmı özelleştirilmiş, geriye kalan kısmının ise yıl sonuna kadar ihalelerinin tamamlanması öngörülmüştür. Hidroelektrik santraller de ihale kapsamına alınmış, ayrıca ülkemizin zengin su kaynakları bu amaçla tekellerin insafına bırakılmıştır.

Yine sulama kanalları, su toplama ve dağıtım şebekelerinin özelleştirilmesi planlanmıştır.

Doğalgaz iletiminde özelleştirme kararı alınmış, dağıtım şirketleri ise zaten İstanbul dışında ya özelleştirilmiş ya da özel şirket eliyle yapılmaya başlanmıştır.

Rüzgar santrallerinin verili gücünün hızla artırılması öngörülmüştür.

Nükleer santral ihaleler ise yapılmış, nükleer enerjinin toplam enerji içindeki payının yıldan yıla artırılması planlanmıştır.

Enerji işkolunda çalışan işçilerin sayısı her geçen yıl artmış ve güvencesizleştirilme süreçleri derinleştirilmiştir. Bugün resmi rakamlara göre 150 bin civarında enerji işçisi olmasına rağmen gerçekte bu rakamın neredeyse iki katı kadar işçi işkolunda çalışmaktadır. Çalışma koşulları kötüleşmiş, ücretler düzeyi düşmüş ve iş kazaları çoğalmıştır. İşkolunda çalışanlar arasındaki ayrımlar artmış, yine mühendis, tekniker vb. çalışanların oranı artmıştır. Ayrıca en azından lise mezunu olma kriteri getirilmeye başlanmıştır.

Enerji alanındaki dönüşümlerden halk da etkilenmiştir. Termik, hidroelektrik, rüzgar ve nükleer santrallere karşı mücadeleler gelişmiştir.

Enerji alanındaki değişimler çokuluslu tekeller emriyle gerçekleşmiş, bu emirler bir “ulusal politika” haline getirilmiştir.

Bugün bu gelişmeler karşısında örgütlü enerji işçileri cephesinin masa başı sunumları, ihale günü basın açıklamaları, bildiri dağıtımı, mahkemeye açılan özelleştirme iptal davaları dışında bir cevabı yoktur. Güvencesiz çalışan enerji işçilerinin ise yerel ve parçalı direnişleri mevcuttur.

Oysa yapılması gereken enerji işçilerinin ekonomik ve sosyal sorunlarını çözmeyi hedefleyen, bununla yetinmeyip enerji işçilerini örgütsüzleştiren siyasi meseleleri de gündemine alan, enerji işçilerini sınıfın dinamosu haline getirecek ulusal düzeyde mücadele araçlarını ve bilincini yaratma iradesidir. Bu irade ise ancak enerji işçilerinin devlet ve sermaye karşıtı bir hat izleme ve enerji sektörünün piyasalaştırılmasından tüm etkilenenlerle ortak bir mücadele sürecinde yaratılabilir. Bu süreç nesnel koşulların belirlediği ama iradi-sıçramalı ve uzun bir döneme yayılan bir şekilde gerçekleştirilebilir.

Bu yüzden enerji işkolunda sendikal mücadele önem kazanmıştır. Tes-İş’in yaptıkları değerlendirildiğinde Enerji-Sen’in önünün açık olduğu gözükmüştür. Önemli olan bir mücadele perspektifiyle sürece müdahale etmektir. Bunun için de acil olarak, enerji işkolunda bir program oluşturma, mali ve kadrosal tasarruflarını belirleme ve sürecin arkasında politik olarak durmak gerekmektedir.

İşte bu noktada “nereden başlamalı” sorusunun cevabı verilebilir.

Elektrik, doğalgaz, su ve baraj işçileri birleşin!

ENERJİ SEN YÖNETİM KURULU 23.08.2010

Dipnotlar:
1. Bu noktada 2001 yılında yayımlanan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile yeni üretim yatırımlarının özel sektör tarafından yapılması öngörülmüştür. Bunun yanı sıra 2001 yılında Doğalgaz Piyasası Kanunu, 2003 yılında Petrol Piyasası Kanunu ve 2005 yılında LPG Piyasası Kanunu da yürürlüğe girmiştir. Çıkarılan bu yasal düzenlemeler aynı zamanda AB iç enerji piyasasına Türkiye’nin entegrasyonuna da yardımcı olma özelliği taşımaktadır. 2005 yılında “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun”u, 2007 yılında “Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu”nu ile “Enerji Verimliliği Kanunu” izlemiş, “Yerli Kömür Kaynaklarının Elektrik Üretimi Amaçlı Değerlendirilmesine İlişkin Yasal Düzenleme” de aynı yıl çıkarılmıştır. 2008 yılında “Rüzgar Enerjisine Dayalı Lisans Başvurularının Teknik Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelik” çıkarılmıştır. Ayrıca 3213 sayılı Maden Kanunu’nda ve uygulama yönetmeliklerinde yeni düzenlemeler yapılmıştır. EÜAŞ Elektrik Üretim Sektör Raporu – 2009.
2.Kabul edilen belgenin altında başta Başbakan olmak üzere ilgili bakanların imzası vardır. DPT Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Stratejisi Belgesi – 21 Mayıs 2009.
3. TETAŞ Sektör Raporu – Mart 2010.
4.Bu konuda ayrıntılı bilgi için bakınız. TEK Yürütmeyi Durdurma İstemi, Ankara 4. İdare Mahkemesi’ne açılan dava dosyaları, Danıştay 10. Daire Kararı…
5. http://www.enerji.gov.tr/index.php?dil=tr&sf=webpages&b=elektrik&bn=219&hn=219&nm=384&id=386 1 Haziran 2010.
6.Tabii ki bu şirketlerin nerede faaliyet gösterdiği, hangi ihalelere girmek istediği, şirketlerin durumu, istihdam yapısı vb. tek tek ayrıntılı olarak araştırılmalıdır. TETAŞ Sektör Raporu – Mart 2010.
7. Türkiye’de ilk hidroelektrik üretimi, küçük ölçekteki hidroelektrik santrallerle başlamıştır. Türkiye’de HES ilk defa 1902 yılında Tarsus’ta yapılan 60 kW’lık HES’dir. Sadece 3 şehirde yani, İstanbul, Adapazarı ve Tarsus’ta elektriğin olduğu yıllarda Türkiye’nin toplam 30 000 kWh kurulu gücü ve yıllık 45 GWh üretimi vardı. Ülkenin elektrik talebini tahmin etmek ve ayrıca bu talebi hidroelektrik yada diğer enerji kaynaklarıyla karşılamak için gerekli araştırmaları yapmak üzere Elektrik İşleri Etüd İdaresi 1935 yılında kurulmuştur. Türkiye’de 1950’li yıllarda toplam güç santrali 408 MW idi, bu gücün sadece %4,4’ü (18 MW Kurulu Kapasite) hidroelektrik enerjisiydi. Sonra, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü su kaynaklarının planlaması, projelendirmesi, inşaatı ve işletilmesi amacıyla kurulmuştur. Tarımsal sulamanın geliştirilmesi, şehirlere içme kullanma suyu temini, taşkın kontrolü ve diğer çevresel çalışmaların yanında, Hidroelektrik Santral (HES) projelerinin geliştirilmesi DSİ’nin en önemli görevlerinden biridir. Türkiye’de hidroelektrik potansiyelin geliştirilerek ülke ekonomisinin istifadesine sunulmasında Devlet Su İşleri (DSİ) ve Elektrik İşleri Etüd İdaresi (EİE) görevlidir. EİE daha çok etüt ve planlama aşamasında, DSİ ise planlamayla birlikte projelerin hayata geçirilmesinde görevlendirilmiştir. http://www.dsi.gov.tr/hizmet/enerji.htm
8. http://www.enerji.gov.tr/index.php?dil=tr&sf=webpages&b=hidrolik&bn=232&hn=&nm=384&id=40699 1 Haziran 2010.
9. http://www.dsi.gov.tr/hizmet/enerji.htm
10. http://www.dsi.gov.tr/hizmet/enerji.htm Tablo 4’teki verilerle bir üst paragraftaki veriler arasındaki bazı farklar bulunmaktadır. Paragraftaki veriler Enerji Bakanlığı’nın ilgili kurumlardan aldığı bilgilerin1 Haziran 2010 tarihli güncelleştirilmiş halidir. Tablo 4’te ise DSİ’nin 2008 verileri aktarılmıştır.
11. Kumköy HES için, 4.7 milyon TL’den 53.6 milyon TL’ye varan 5 ayrı devir bedeli hesaplanmıştır. Kumköy HES’in özelleştirilmesi sürecinde ortaya çıkan kamu zararı ve devir bedeli karmaşası, DSİ tarafından gerçekleştirilen tüm HES’lere ilişkin devirlerde kuşku yaratmıştır. Kumköy HES için yapılan hesaplamalarda 5 ayrı değer belirlenirken; Teftiş Kurulu, yönetmeliği suçlu bulmuştur. Ancak DSİ tarafından 18 Ağustos 2009 tarihinde Su Kullanım Anlaşması’na ilişkin yönetmelikte pek çok değişiklik yapıldığı halde, kamu zararına yol açtığı anlaşılan ve Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın yanlış yorumlamaya neden olduğu için düzeltilmesini önerdiği maddelerle ilgili herhangi bir düzenlemeye gidilmemiştir. HES’lerde dönen dalavereler. Müşvik Veysel Erdoğan, ESM Samsun Şube Başkanı, EMO Enerji Dergisi.
12. HES’ler elektrik enerjisi özelleştirmelerinin başladığı ilk dönemlerde, teşvik edilen doğalgaz çevrim santralleri nedeniyle kenara itilmişti. HES’lerin, “temiz ve yerli enerji” sloganıyla yeniden gündeme getirilmesi ise maalesef hatadan geri dönülmesi anlamına gelmemektedir. Ayrıca hidroelektrik santrallerin istihdam yapısı incelenmelidir.
13. Türkiye Elektrik İletim Sektör Raporu – TEİAŞ 2009.
14. Yukarıda Tablo 7’de dağıtım şirketlerindeki personel sayısını aktarmıştık.
15. Hidroelektrik santrallere “elektrik enerjisi üretimi” bölümünde değinildiği için burada yer verilmeyecektir. Yer verilecek konular olan tarımsal sulama, GAP Projesi, içme suyu temini ve istihdam konuları ise DSİ’nin bilgileri aktararak yapılacaktır.
16. http://www.dsi.gov.tr/kurumsal/tarihce.htm
17. http://www.dsi.gov.tr/hizmet/tarim.htm
18. http://www.dsi.gov.tr/hizmet/tarim.htm
19. http://www.dsi.gov.tr/hizmet/icmekulsu.htm
20. http://www.dsi.gov.tr/kurumsal/idari.htm
21. Konumuz itibariyle doğalgaz üretimine değinmeyeceğiz.
22. BOTAŞ 2009 Yılı Sektör Raporu.
23. EÜAŞ Elektrik Üretim Sektör Raporu – 2009.
24. http://www.enerji.gov.tr/index.php?dil=tr&sf=webpages&b=dogalgaz&bn=221&hn=&nm=384&id=40694 1 Haziran 2010.
25. Bu noktada sektördeki istihdama dair elimizde net bir veri bulunmamaktadır.
26. http://www.enerji.gov.tr/index.php?dil=tr&sf=webpages&b=ruzgar&bn=231&hn=&nm=384&id=40696 1 Haziran 2010.
27. http://www.enerji.gov.tr/index.php?dil=tr&sf=webpages&b=nukleerenerji&bn=224&hn=224&nm=384&id=388 1 Haziran 2010.
28. http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=3916 TÜİK Bülteni, Sayı: 50, 25 Mart 2008.
29. Sayaç işçileri için ayrı bir başlık açmamızın nedeni son bir yılda sokak pratikleri açısından kayda değer eylemliliklerde bulunmuş olmalarıdır. Keza geçmişte de İstanbul’da BEDAŞ’a bağlı olarak çalışan sayaç işçileri, Enerji Yapı Yol Sen’de ve Enerji Sen’de örgütlenmiş, sokak eylemleri gerçekleştirmiş ve takım sözleşmeleri imzalamıştır. Ayrıntılı bilgi için bakınız. Sendika.Org ilgili makaleler ve haberler…
30 Bu konu ile ilgili elimizde bulunan diğer bilgiler ise şöyle: Çağlayan, Sefaköy, Beyazıt, Bayrampaşa, Silivri ve Kumburgaza Marsaş şirketi; Avcılar ve G.O.Paşa’ya Ünka İnşaat şirketi; Bakırköy, Beyoğlu ve Sarıyer’e Baranlar şirketi ve Güngören’e On Görüntü şirketi bakmaktadır. Doğalgaz sayaç okumada ise Anadolu Yakası’na Karel şirketi, Avrupa Yakası’na ise Best Turizm şirketi bakmaktadır. Her iki şirkette de yaklaşık olarak 150’şer işçi çalışmakta, kendi içlerinde de ayrı taşeronlar bulunabilmektedir. Yine İSKİ sayaç işleri için yeni bir taşeron şirketle anlaşmıştır. İstanbul’da elektrik, doğalgaz ve su sayaç işlerinde toplam 2.000 civarında işçi çalışmaktadır.
31. Kamucu bir enerji politikası ve yaşanılabilir bir çevre mücadelesi için başta Latin Amerika olmak üzere dünyada zengin deneyimler bulunmaktadır. Bu örneklerin incelenmesi gerekmektedir.

© CopyLEFT Sendika.Org'un tüm yazılı ve görsel içeriği kaynak göstermek koşuluyla özgürce kullanılabilir.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann
Scroll to top