Abdullah Aydın’ın 20. Olağan Genel Kurul açılış konuşması Reviewed by mustafa on . Sayın Divan Değerli konuklar, Değerli basın emekçileri, Tam bağımsız, kardeşliğin yaşandığı, eşit, özgür ve demokratik bir ülke kurmak için yola çıkan sevgili D Sayın Divan Değerli konuklar, Değerli basın emekçileri, Tam bağımsız, kardeşliğin yaşandığı, eşit, özgür ve demokratik bir ülke kurmak için yola çıkan sevgili D Rating:

Abdullah Aydın’ın 20. Olağan Genel Kurul açılış konuşması

Sayın Divan
Değerli konuklar,
Değerli basın emekçileri,

Tam bağımsız, kardeşliğin yaşandığı, eşit, özgür ve demokratik bir ülke kurmak için yola çıkan sevgili Dostlar, sevgili Halkevciler Merhaba!

Halkevleri, 76 yıllık uzun ve onurlu bir yolculuğun adıdır. Halkevleri meşalesi sönmedi, karanlığı aydınlatma görevini sürdürüyor.19 Şubat 1932’de kurulan Halkevleri’nin tarihi aynı zamanda Türkiye’nin tarihidir. Bu tarih halkımızın 76 yıllık mücadelesinin tarihidir.

Halkevleri yeni kurulmuş bir cumhuriyette; emperyalizme karşı bağımsızlık, şeriata karşı lailklik, ümmetçiliğe karşı yurttaşlık bilincinin yaygınlaşmasıdır.

2000’li yıllarda emperyalizmle daha sıkı ve kalıcı ilişkilere girilmesi, şeriatın dizginlerinden boşanması, AKP eliyle yeniden ümmetçi bir toplumun yaratılması, bugün Halkevleri’ne her zamankinden daha çok gereksinim olduğunun göstergesidir. Bu nedenlerle tarihsel misyonumuza uygun olarak, bugün de bu ülkenin aydınlık yüzünü örüyoruz.

20. Olağan Genel Kurulumuz, yine dünyada, bölgemizde ve ülkemizde son derece sarsıcı bir değişimin yaşandığı günlerde gerçekleşiyor. Değişim egemenlerden ezilenlere, iktidardan muhalefete dek uzanan derin bir kriz ve büyük bir çalkantının içinden oluşuyor.
Emperyalizm, Ortadoğu’nun ilerici, sol güçlerine karşı bir silah olarak yarattığı “radikal İslam”ı, bugün yine savaş ve saldırganlık politikalarının bir gerekçesi haline getirmekte, Afganistan’da başlayıp Irak ile devam eden saldırganlığını, İran’ı da yeni bir savaş hedefi haline getirerek derinleştirmeye çalışmaktadır.
Ülkemizde 1980 ortalarından itibaren Özal tarafından yürürlüğe sokulan neoliberal politikalar, giderek 2000’li yıllarda ABD’nin çıkarları doğrultusunda şekillendi. Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir parçası olarak gündeme sokulan Türkiye’deki ılımlı İslam projesi ve Kuzey Irak politikaları, ülkemizdeki güçler dengesini; egemenlerle muhalefet ilişkilerini, bu ilişkilerden kaynaklanan gerilim ve çatışmaları belirleyen hale geldi.

Değerli Dostlar; Türkiye egemenleri, ülke tarihinin en büyük iç çatışmalarından birisini, hatta en şiddetlisini yaşıyorlar. ABD’nin bugün için AKP’de somutlaşan ılımlı İslam projesi egemenler arasında, sadece bir yönetim krizi olarak değil, aynı zamanda mülkiyet ilişkilerinin de el değiştirmesi olarak yaşanıyor.
AKP hükümetinin, ABD emperyalizminin Büyük Ortadoğu Projesine ve neoliberal yeni sömürgecilik programına bağlı olarak sürdürdüğü politikalar, ülkemizi büyük bir çöküntünün eşiğine getirdi. Bu krizden sadece sermayenin karlı çıkmasını hesaplayan AKP, bütün emekçi sınıfların ve ezilenlerin değerlerini, emeğini, alınterini piyasanın emrine sunarken halkın taleplerini yok saymakta, mağdurların her türlü hak arayışını ezmeye çalışmaktadır. Bir yandan Kürt sorununu inkar ederek şiddet ve silahla çözüm politikalarında inat ederken, diğer yandan halkın haklarını gasp etmeye hız vermektedir.
AKP, İMF direktifleriyle çıkarılan SSGSS yasasıyla sermaye yanlısı olduğunu bir kez daha ilan ederken, en küçük muhalefet ve hak arayışlarına tahammül göstermeyen emek düşmanı bir anlayışı temsil ettiğini de kanıtladı. AKP, 1 Mayıs’ta ve diğer hak arama eylemlerinde uyguladığı şiddet ve baskılarla gerici, faşist yüzünü herkese gösterdi.
Bu gelişmeler ulusalcılar, ılımlı İslam taraftarları ve liberaller cephesinde büyük değişimleri tetikledi. Cumhuriyet mitingleri ile milliyetçi bir eksende kitleleri toparlamaya ve harekete geçirmeye çalışan ulusalcılar, ordu ile ılımlı İslam’ın yakınlaşması karşısında boşluk içerisine düştüler ve çözülmeye başladılar.
Türban dayatmaları ve AKP’nin kapatılması davası ile birlikte ılımlı İslam çevrelerinde yaşanan gelgitler, ABD’nin Ortadoğu politikalarında özellikle İran konusunda AKP’nin taşıdığı isteksizlik, ABD tarafından AKP’ye ince ayar çekilmesi biçimine dönüşüyor. Bu sürecin emperyalizmin istediği gibi sonuçlanacağı şimdiden söylenebilir. AKP’nin son gelişmelerle geleneksel faşist bir parti niteliğine bürünmesi AKP’ye umut bağlamış aydınlar arasında ve liberal çevrelerde bir düş kırıklığı yaratmış bulunuyor. Bu kesimler de olup biteni anlamaya ve yeniden bir duruş belirlemeye çalışıyorlar.
Ekonomik kriz ise bütün bu saflaşmaların ve yeniden şekillenmelerin tek belirleyicisi olma özelliğini sürdürüyor. Yaşanan genel krize bir de emperyalizmin ihtiyaçları doğrultusunda gelişmekte olan ülkelerde, tarımın yok edilmesiyle ortaya çıkan gıda krizinin eklenmesi, AKP’nin parıltısını yitirmesine ve emperyalizmden doğru kullandığı kredinin büyük ölçüde azalmasına neden oldu. Bunca sıkışmışlığına rağmen AKP, halka karşı yürüttüğü neoliberal saldırılarını ilerletirken kendisine yüklenen misyonu da şimdilik yerine getiriyor.
Başta eğitim, sağlık, barınma, sosyal güvelik, asgari ücret, örgütlenme hakkı, emekliliğin 65 yaşa çıkarılması, yoksul halkın tüm kamusal haklarının yok edilerek her şeyin piyasanın hizmetine sunulması, sermayenin önünü açan yeni bir süreci işaret ediyor. Bu ise daha büyük kapışmaların yaşanacağını gözler önüne seriyor.
Çıkarılan SSGSS ile orduya ve polise ayrıcalık tanınması, bu bölücü uygulama, ülkemizi ve halkımızı zor bir geleceğin beklediğini şimdiden gösteriyor. Bu kesimlere hangi nedenlerle ayrıcalık tanındığını bilmek için kahin olmak gerekmiyor.
Değerli Dostlar; Uygulamalar sadece geniş kitlelerin sömürülmesi biçiminde değil, devletin ve yerel yönetimlerin sahip olduğu mal varlıklarının, tüm işletmelerin, madenlerin, suların, denizlerin, yol ve köprülerin, ormanların ve parkların emperyalist ve yerli işbirlikçiler eliyle bir bir yağmalanmasıdır. Bu ise ülkemizi bütünüyle yeniden sömürgeleştirmektir. Bütün bu sömürgeleştirme politikalarının yanında ülkede AKP eliyle egemen kılınan gericilik, üzerinde durulması gereken bir başka sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. AKP, ılımlı İslam rejimini toplumun tüm kesimlerine kalıcı bir biçimde yayan uygulamalarını ilerletiyor.
Cumhurbaşkanlığından YÖK’e, yargıdan tüm bakanlıklara ve devlet birimlerine Fetullahçı, AKP’nin ılımlı İslam rejimlerini hayata geçirecek kadrolar getirilmektedir. AKP, Türk-iş ve kimi meslek odalarında gerçekleştirdiği operasyonlarla AKP yanlısı devlet güdümlü sendikalara yeni gerici yapılar katmaya ve böylece yandaşı, sözde muhalefet kurumlarıyla tansiyonu düşürmeye ve kitleleri denetlemeye çalışıyor. Çünkü en ufak bir muhalefete tahammülü yok, 1 Mayıs 2008’de Taksim’de ve tüm 1 Mayıs alanlarında yaşananlar AKP’nin gerçek yüzünü ortaya çıkardı; “AKP kendine demokrat”. Onun bildiği ve papağan gibi söyleyip durduğu tek özgürlük, türban ve gericiliğin özgürlüğü.
Ortadoğu’da ABD ve işbirlikçilerinin yürüttüğü işgal, savaş ve yeni sömürgecilik politikaları bölgedeki etnik ayrılıkları körüklemekte, çelişki ve çatışmaları derinleştirmektedir. Bunun sonucunda milliyetçiliğin artmasına ve yeni acıların yaşanmasına tanık oluyoruz. Kürt sorununun çözümsüzlüğünde de emperyalizmin silah tüccarları ve savaştan beslenen işbirlikçiler belirleyici oluyor.
Irkçı-şoven eğilimler nedeniyle birbirine düşman edilen Türk ve Kürt halklarının kardeşleşmesi, yeni liberal programlara karşı yürütülecek mücadele içerisinde olanaklıdır. Yoksulluğa, sömürüye ve zamlara karşı verilecek mücadele düşmanlığı sönümlendireceği gibi, birleştirici ve kaynaştırıcı olacaktır.
Yeniden kardeşleşmenin tek yolu n
eoliberalizme ve emperyalizme karşı yürütülecek ortak mücadeledir.
Halkımız ülke yönetimi, IMF otomatiğine bağlanalı beri, siyasetten, kendi yaşamı ve ülkenin geleceği üzerinde söz ve karar hakkından hiç olmadığı kadar dışlanıyor. Ülkeye hakin kılınan bu atmosfer, halkın en temel hak ve özgürlükleri kullanılmasını engelliyor. Siyasal katılım kanalını ortadan kaldırıyor.
Halkevleri, kilitlenen Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretmek için, “halkın hakları” mücadelesini örgütlemeyi önüne asli görev olarak koymuştur.
Birçok sendika, meslek örgütü ve siyasi parti bu başlıkları kendi öznel çalışmalarında ele alıyor. Öte yandan, anılan dönüşümlere karşı ülkemizde yeni yeni oluşmaya başlayan lokal direnç mevzileri de (örneğin eğitimin piyasalaştırılmasına karşı kadrolu/güvencesiz öğretmenler, öğrenciler, veliler; sağlığın piyasalaştırılmasına direnen kadrolu/güvencesiz emekçiler; kentsel dönüşüm projelerine karşı barınma hakkı temelinde Ankara, İstanbul ve Kocaeli’de oluşan yerel mahalle inisiyatifleri; tarımın tasfiyesine karşı kırsal alanda oluşan çiftçi örgütlenmeleri; çeşitli oda, sendika, birliklerde, mahallelerde, işyerlerinde, sektörlerde oluşmaya başlayan yeni birikimler, birliktelikler) son derece önemli mücadele değerleri olarak yaşamda karşılığını buluyor.
Ancak, bugün yürütülen bu çalışmalar ortak bir mücadele düzleminde programatik biçimde bütünleştirilemedi.
Bugünkü güncel görevin eğitimden sağlığa siyasal özgürlüklerden kardeşliğe barışa değin tüm yürütülen düşünsel ve eylemsel birikimlerin ortak bir zeminde ele alınarak “halkın haklarını” ve gerçek gündemlerini oluşturma ve bir mücadele düzlemi kurmak olduğuna inanıyoruz.

Halkevleri ,egemen güçlerin hiçbir fraksiyonuna bel bağlamadan ,bu düzlemde tanımlanacak temel mücadele hedefleri ekseninde çeşitli muhalefet dinamiklerinin ortak mücadele olanaklarını arttırmak ve programının oluşturulmasına katkıda bulunmak için üzerine düşen sorumluluğu yerine getiriyor ve getirmeye devam edecektir.
Değerli Dostlar; Bütün bu sorunları aşmak, yaşanılır bir dünya, eşit, özgür ve demokratik bir ülke kurmak için bizler ne yapmalıyız? Ya da bunun olanakları var mıdır? Bizce 2008 baharında Mart, Nisan Ve Mayıs aylarında emek ve demokrasi güçlerinin geliştirdiği eylem ve direnişler yeni bir umut ve yeni bir kurtuluş yolu gösterdi. Sol değerlere sahip çıkan kitlelerin katlanarak alanlara dökülmesi, bu kitleler içerisinde gençlerin önemli bir güç oluşturmaları demokratik bir ülke kurmanın bir hayal olmadığını, bu doğrultuda bir yürüyüşün başladığını göstermektedir.
Yeni liberal politikalara, gericiliğe, sosyal ve toplumsal kuşatmaya karşı halkın hakları mücadelesini büyütmeliyiz. İşbirlikçi AKP ve müttefiklerinin içine düştükleri yeni kriz ve her yönden dökülmeleri bizlere mücadele için yeni olanaklar sunuyor.
Son günlerde yaygın ve kitlesel olarak kendini gösteren su zehirlenmeleri bile sistemin iflasını, neoliberal politikalardan ülkemize bir yarar gelmediğini herkese gösterdi.
Halkevleri bu konuda üzerine düşeni yerine getirmeye çalışıyor ve yıkım politikalarına karşı alternatif bir model olduğunu gösteriyor ve bunu geliştiriyor.
Yürütülen çalışmalarla halkın eğitimi, halkın kültürü, halkın sanatı, halkın müziği, halkın tiyatrosu, halkın sineması ile ilerici bir toplum yapısının oluşmasına katkı sunuyoruz. Eşit, kardeşçe ve üretken insanların çoğalmasına çaba sarf ediyoruz. Evrensel ve çağdaş hukuk anlayışının yerleşmesine, demokratik ve şeffaf bir yaşam biçiminin araçlarının ve kurumlarının gelişmesine çaba sarf ediyoruz.
AKP iktidarının övgüyle uygulamaya koyduğu neoliberal politikalar biraz önce de belirtmeye çalıştığım gibi yaşanan krizler ve son zamlarla yoksulları can evinden vurmaya başladı.
20. Olağan Genel Kurulumuzu böyle bir süreçte gerçekleştiriyoruz. 19. Olağan Genel Kurulda üstlendiğimiz görevleri büyük oranda yerine getirmiş olmanın rahatlığıyla, daha ağır sorumlulukları ve daha önemli görevleri üstlenebileceğimizi düşünüyorum. Bu süreçte yürüttüğümüz insanca yaşam ve güvenli bir gelecek mücadelemizi bu genel kurulumuzda, birlikte değerlendirerek daha ileri bir boyuta taşıyacağız. Yürüttüğümüz halkın hakları mücadelesi içerisinde biriktirdiklerimizin yanında ,Halkevci ve devrimci değerlerin tarihsel yol göstericiliği önemli referanslarımızdır. Siz değerli konuklarımızın görüş, katkı ve önerileri önümüzü açacak ve işimizi kolaylaştıracaktır.
Bu düşüncelerle genel kurulumuza onur veren tüm dostları, emek ve demokrasi mücadelesini değişik alanlardan doğru yürüten siz değerli arkadaşlarımı ve sevgili Halkevcileri bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Abdullah AYDIN

© CopyLEFT Sendika.Org'un tüm yazılı ve görsel içeriği kaynak göstermek koşuluyla özgürce kullanılabilir.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann
Scroll to top