Seçimleri kim kaybetti, kim kazandı?-Alınteri Reviewed by mustafa on . Bu sorunun cevabını açıklamalarıyla ABD, AB ve TÜSİAD verdi. İşçi ve emekçilerin "oyuyla", işçi ve emekçiler kaybetti. 2007 seçimlerini AKP tüm siyasal rakipler Bu sorunun cevabını açıklamalarıyla ABD, AB ve TÜSİAD verdi. İşçi ve emekçilerin "oyuyla", işçi ve emekçiler kaybetti. 2007 seçimlerini AKP tüm siyasal rakipler Rating:

Seçimleri kim kaybetti, kim kazandı?-Alınteri

Bu sorunun cevabını açıklamalarıyla ABD, AB ve TÜSİAD verdi. İşçi ve emekçilerin “oyuyla”, işçi ve emekçiler kaybetti.

2007 seçimlerini AKP tüm siyasal rakiplerinin aldığı toplam oydan fazlasını toplayarak kazandı. AKP, 16 milyon oy ve yüzde 46,54’lük oy oranıyla birinci parti olurken, CHP 7,3 milyon oyla yüzde 20,8, MHP 5 milyon oyla yüzde 14,29’luk oy oranları elde ettiler. DP ve GP’nin baraj altında boğulduğu seçimlerde, 1,8 milyon oy toplayan bağımsız adayların oy oranı ise yüzde 5,24 oldu. DTP tarafından aday gösterilen ve desteklenen Bin Umut adayları 24 milletvekilliği elde etti.

Yüksek katılım oranı

Daha sabahın erken saatlerinde oy vermeye gidenler, tatillerine ara verenler, 22 Temmuz seçimlerinde oy kullanma oranının yüksek olacağına ilişkin öngörüleri doğruladı. 42,6 milyon seçmenden yaklaşık 36 milyonu sandık başına gitti.

Oy kullanmak, “vatandaşlık görevi” olarak her seçim öncesinde dikta edilmekle birlikte, seçimlerden önce yürütülen gerilim stratejilerinin de önemli ölçüde etkide bulunmasıyla, 2002 seçimlerinde 13 milyonu bulan oy kullanmayan seçmen sayısı bu seçimlerde 7 milyona düştü. Seçimlere katılanlardan yaklaşık 1 milyonunun oyu da çeşitli nedenlerle geçersiz oy kapsamında.

AKP nasıl kazandı?

AKP’nin Adnan Menderes’in Demokrat Parti’sinin seçim zaferiyle paralellik kurulan seçim sonuçları, 22 Temmuz öncesinde yapılan anketlerle neredeyse bire bir anons edilmişti. Anketler, Nisan ayında e-muhtıra, Cumhurbaşkanlığı krizi ve Cumhuriyet mitingleri ile zirvesine varan saflaşmada şoven milliyetçi kampın geldiği doygunluk noktasının boşluklarını işaret ediyordu. Emekçilerin en küçük talebinin bile demagoji malzemesi yapılmaması konusunda genel bir mutabakatın görüldüğü seçimlerde, ırkçı faşist propaganda, CHP’den MHP’ye, GP’den BBP vd.ne ortak temayı oluşturuyordu. Fazla dolan platform, bu söylemin tarihsel siyasal ve askeri koşullarına sahip olan MHP’yi meclise taşırken, CHP’yi kötü çarptı, GP vd.ni ise barajın altında bıraktı.

Burjuva basın, AKP’nin en büyük avantajı olarak, Genelkurmay muhtırasının hedefi olmasını, dindar Cumhurbaşkanı seçtirmemek için erken seçim kararı alınmasını ve Cumhuriyet mitingleri ile ortaya çıkan kutuplaşmayı anıyor. Buna karşılık, “her iki kişiden birinin” AKP’ye oy vermesinin anlamı, “halkın muhtırası”, “sivil demokratik devrim”, “halkın askeri vesayet gösterilerine sandıkta tepki vermesi”, “atanmışlara karşı seçilmişleri sahiplenmesi” olarak değerlendiriliyor. “Seçmenin siyasi olgunluğu” yurtdışı ve yurtiçi burjuva medya tarafından ödüllendiriliyor.

Biraz daha çok yönlü bir değerlendirme yapmaya çalışanlar ise, AKP’yi yüksek oranlı bir seçim yengisine taşıyan koşulların sadece e-muhtıra ve 367 baskısı olmadığını, diğer partilerin ağzında yama gibi duran uçuk seçim vaadleri gibi diğer zayıf noktalarını dezavantaja çevirdiğini, hiç de heveslisi olmadığı halde 1 Mart tezkeresinin reddinden dahi bir şekilde nemalandığını belirtiyorlar. İşçi deposu metropollerden Kürt illerine, fındık protestolarıyla çalkalanan Karadeniz’den CHP’nin geleneksel kalelerine, Bağdat caddesi ve Konak’tan emekçi semtlerine AKP’ye oy kazandıran etmenlerin başında ise, ekonomik istikrar anılıyor. Bu bağlamda, düşük enflasyon ve faiz politikaları, milli gelir artışı ve büyüme, düşük gelirliler için TOKİ konutları, duble yollar ve köylerdeki su şebekeleri vb gibi altyapı yatırımları, hatta hemen seçim öncesinde uygulamaya sokulan üniversite vb. hastanelere sevksiz tedavinin, ve tabii ki son aylarda yoğunlaşan erzak, kömür dağıtımı tarzı “yoksulluk yönetişimi”nin dahi etkili olduğu söyleniyor. Emperyalist sermayenin, İstanbul ve Anadolu sermayesinin, sermaye medyasının belli kayıtlar ve koşullarla da olsa en yoğun olarak desteklediği parti olmasından pek bahsedilmiyor tabii.

AKP’ye akan emekçi oylarının sınıf, bölge, ulus, cinsiyet vd açılardan kapsamlı bir analizini yapacağız. Bununla birlikte ilk söylenmesi gereken, AKP’ye verilen oyların tek bir -ekonomik, siyasal, vd.- güdüye bağlanamayacağıdır. Bu oylarda hem kronik işsizliğin, mutlak yoksulluğun şiddetine rağmen AKP dönemi boyunca şiddetli bir ekonomik kriz görmemişlikten, dolayısıyla sefaletin verili düzeyinde istikrardan kaynaklanan bir onaylamayı görmeliyiz. Hem, kırıntılara talim etmek ve en fazla onlara yenilerini eklemekle sınırlı bir yaşam ufku, bakışı ve bunun yarattığı siyasal-toplumsal-psikolojik şekillenmeyi görmeliyiz. Bu güçsüzlük ve özgüvensizliğe birleşik olarak ise, istikrarlı bir içgüdü olarak tanımlanabilecek bir tarzda, siyasetin ve toplumun, yaşamın geleneksel kurum ve ilişkilerinin olduğu gibi korunmasına karşı duyulan içten içe tepkiyi okumalıyız. AKP’ye oy veren kesimlerin heterojenliği, elbette ki bu tepkinin her sınıf ve sınıf kesimi içerisinden farklı bir içerik ve algı ile doldurulduğuna işaret eder. Ana eksenini neoliberal bir siyasal-toplumsal… dönüşümün oluşturduğu bu çizgi, sermaye kesimleri için hem nettir, hem de açık bir savunusu vardır. Emekçiler için ise durum çok daha karmaşıktır ve sınıf devrimcilerinin emekçi sınıflar içerisinde hem çözümlemesi hem de kırması gereken özgüvensizlik çemberini temsil eder. Sonuç olarak, AKP, emekçi sınıfların ancak süreklileşmiş, içerden ve militan bir devrimci sınıf önderliği tarafından tersine çevrilebilecek, neoliberal burjuva politikalarına yedeklenme, bu politikaları kendi güçsüzlüklerinin diliyle yeniden ürettikleri onay mekanizmalarının kanalı olarak işlemiştir.

Beter ol CHP!

CHP, bu seçimlerde, kendi ipini çekti! Genelkurmay solu tabirinin bile fazla geldiği, askeri olmasa da siyasal bakımdan faşist bir role soyundu. Siyaset arenasının en dolu görünen kulvarına hücum etti ve oraya sıkıştı. Geleneksel oy tabanından elinde kala kala Alevilerin kaldığı CHP, son aylarda ivmesi artan bir hızla girdiği Genelkurmay papağanlığı yarışında Alevilerin dahi görüş alanının dışına düştü. Kimi güçlü olduğu bölge ve illerdeki oy oranından da göründüğü gibi, bir kısım oylarını MHP’ye devrederken, kimi durumlarda ise Bin Umut adayları çekim oluşturabildi.

CHP, hızla faşist bir pozisyona doğru sürüklenerek eriyen kitle tabanından olduğu gibi, rejimin bu kadim partisini “daha kapsayıcı politikalarla” ayağa kaldırmaya yönelik operasyonların konusu olmak üzere. Cumhuriyet mitingleriyle şişen yelkenlerin, postal yalayıcılığın emekçilerin sınıf güdülerine çarptığını, “Gündemlerinde sen yoksun!…” mesajını belki de en iyi CHP’den aldıklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Bir iç sınıfsal, siyasal ayrışma yaşayan Alevi tabanının eski homojenitesini yitirmesiyle de birleşik olarak bu süreç, işçi sınıfı devrimcilerinin görüş alanı içerisinde yer almalı; iki sınıf, iki “ulus”, iki siyaset, Alevi mezhebinden emekçiler içerisine de taşınmalıdır.

MHP’li tetikçiler mecliste!

Seçimden 2. parti olarak çıkmayı hedeflemekle birlikte, MHP, parlamento dışına süpürüldüğü 2002 seçimlerinden bu yana şoven milliyetçiliğin çoğalmış adresleri içerisinden sıyrılarak yeniden sahnelerde. Bir ikisi dışında geleneksel bölgelerinde AKP’nin gerisinde kalan, buna karşılık kontranın neredeyse 20 yıldır içinden çalıştığı Mersin’de patlama yapan MHP, süngüsü düşük CHP’ye göre daha “motivasyonlu” bir şekilde AKP ve özellikle de Bin Umut milletvekillerinin karşısında siper almaya hazırlanıyor.

Toplumsallaşmış rejim krizinin başat konusu olarak Kürt sorunuda Genelkurma
y politikasının askerliğini yapmaya, parlamento dışını da kontrol altında tutacak -iki yönlü- tarzda gerilim stratejisinin uygulama unsuru olmaya soyunuyor. Gündüz Aktan’ları, Mehmet Gül’leri, tersane vampiri Torlak’ları -yedekte Muhsin Yazıcıoğlu vb.- ile tetik düşürmeye, şoven milliyetçi gericilik birikiminin parlamento içi ve dışında tek adresi olmayı hedefliyor.

Ne kadar “başka bir parlamento”!

Bin Umut Adayları adı altında seçimlere katılan DTP adayları ile, Ufuk Uras ve Akın Birdal’ın milletvekili seçilmesiyle bağımsızlar grup kurabilecek bir güce ulaştılar. Beyaz Türk liberallerinin “İşte tuzukuruluğumuza uygun bir aday bulduk” diye etrafına doluştukları Baskın Oran ise parlamento dışında kalırken, siyasete devam mesajını ilk günden verdi.

DTP oyları, anketlerin de gösterdiği gibi, Kürt emekçileri için DTP’nin de facto bir adres olmadığını, onların hiçbir sınıfsal talebinin el ucuyla dahi tutulmamasının liberal Kürt siyasetini sisteme entegre ederken Kürt emekçilerinden uzaklaştırdığını ortaya koydu. DTP oyları, “oyların boşa gitmeyeceği” propagandasına, bir nevi gövde gösterisi olarak da gerçekleşme olanağına rağmen 2002 seçimlerinin altında kaldı. Liberal teslimiyetçi temalarla beslenmiş, “Meclise sorun değil çözüm olmak için giriyoruz”un Kürtçe, Türkçe, İngilizce ve diğer dünya dillerinde defalarca tekrarlandığı bir politika, ulusal duygular için de çekim oluşturmadı.

Buna rağmen, gerek Kürt gerekse de Türk liberal sol basını, “solun makus talihinin yenildiği”, “ikinci TİP deneyiminin yaşanacağı” hayal ve beklentilerine şimdiden hız verildiğini gösteriyor. Yerden gökyüzüne doğru bir baloncuk daha yükseliyor! Parlamento koltuklarının rehavetiyle, liberalizmin daha da koyulaşacağı, “Bir ayağımız mecliste” havasının kof bir özgüven yaratıp giderek sönümleneceği, her “taktik başarı”nın çürümeyi daha da artıracağı… “başka bir parlamento”yu emekçiler artan bir nefretle izleyecekler!

Seçimleri “kim” kazandı?

Seçimleri kim kazandı? Bunun yanıtını, seçim sonuçları açıklanmaya başlandıktan sonra ABD, AB ve TÜSİAD verdiler. Amerika’nın Sesi’nden Yasemin Çongar, AB ve ABD’deki yorumları şöyle “topladı”:

ABD’nin ve Avrupa’nın ciddi gazete ve dergilerinde çıkan hemen bütün seçim öncesi yorumlarda, Türkiye’nin son beş yılda, Avrupa Birliği güzergahında ilerlemesi, demokratik reformlar, iktisadi istikrar ve dünyaya açılım övüldü; bunların aksamadan devamının, ikinci bir Erdoğan hükümetinde daha kolay olacağı ima edildi. Dün, Türkiye seçmeni de ‘istikrarın, reformların ve AB çizgisinin devamından yana’ konuştu.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve Avrasya’dan sorumlu yetkilisi Matt Bryza, Türkiye’de yapılan genel seçimlerin, Türk demokrasisi için büyük bir başarı olduğunu söyledi. Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Jan Marinus Wiersma, askeri baskıya ve Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Türkiye’ye olan düşmanlığına karşı duran Türk halkını kutladı. Marinus Wiersma, Türkiye’deki seçim sonuçlarının, halkın ülkeyi AB’ye yaklaştıran hükümete destek verdiğini gösterdiğini söyledi. Avrupa Parlamentosu’nun Karma Parlamento Eşbaşkanı Joost Lagendijk de, seçim sonuçlarının, AKP’nin bundan sonra da son derece başarılı olan ekonomi politikalarını ve demokratik reformlarını sürdürebilmesi anlamına geldiğini söyledi. New York Times gazetesi, seçim sonuçlarının, Türkiye’nin kimin tarafından yönetilmesi gerektiği konusunda son bir yüzleştirmek için sahneyi hazırladığını yazdı. New York Times, NATO üyesi ve Amerika’nın sorunlu bir bölgedeki güçlü bir müttefiki olan Türkiye’nin istikrarı hayati önem taşıdığını da belirtti. Seçmenlerin neden AKP için oy kullandıklarını da değerlendiren gazete, ekonominin AKP’nin iktidara gelmesinden bu yana büyüdüğünü, partinin de AB üyeliği için siyasi reformlar yaptığını yazdı.

Sermaye coştu!

Bu ilk açıklamalarla eş zamanlı olarak, Güler Sabancı AKP’yi “merkez partisi” olarak takdis etti. Çeşitli sermaye grupları, gevşemiş ağızlarını toplayamadan verdikleri “istikrar” yanıtları birbirini izliyor. DEİK İcra Kurulu Başkanı Rona Yırcalı, “Seçmen ve halk istikrardan taraf olduğunu, ekonomik büyümenin ve siyasi istikrarın devamından yana olduğunu gösterdi” diye buyurdu. Borsa patladı, faizler ve dolar iniş seyrinde!

Tabii fatura da uzatıldı: İTO Başkanı Murat Yalçıntaş, “İş alemi olarak istikrarın, güçlü hükümetin önemi bir kez daha görülmüştür. Türkiye ekonomisi için en iyisi olmuştur. AKP’nin tek başına iktidar olmasıyla ekonomik reformlar hız kesmeyecek” derken, Rixos grubundan Fettah Tamince ilk ağızda iş takibine girişti:

Sayın Başbakan, yeni dönemde Sosyal Güvenlik Yasası gibi istihdamın yükünü hafifletici yasal tedbirlerin alınacağını açıkladı. Bunu bekliyoruz. YÖK, Hükümet çekişmesinin sona ermesi gerekiyor. İş dünyasının yetişmiş eğitimli insan gücüne ihtiyacı var. Turizm sektörünün yasal düzenlemelerine daha farklı yaklaşılmalı ve çözüm getirilmeli.

Seçimleri emekçilere karşı, emekçilerin “oyuyla”, sermaye, sermaye, sermaye ve bir kez daha -hep bir ağızdan- emperyalist ve işbirlikçi sermaye kazandı!

© CopyLEFT Sendika.Org'un tüm yazılı ve görsel içeriği kaynak göstermek koşuluyla özgürce kullanılabilir.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann
Scroll to top