Türkiye’nin Yeni Tohum Yasası: Yeni Kontroller, Eski Tartışmalar (Çev: Ekoloji Kolektifi) Reviewed by mustafa on . Ekim 2006'da Türkiye Büyük Millet Meclisi, tohumlar üzerine ,tamamen uygulandığı takdirde tarım pratiğini yıkacak, köylerde halen çalışan nüfusun %35'inin hakla Ekim 2006'da Türkiye Büyük Millet Meclisi, tohumlar üzerine ,tamamen uygulandığı takdirde tarım pratiğini yıkacak, köylerde halen çalışan nüfusun %35'inin hakla Rating:

Türkiye’nin Yeni Tohum Yasası: Yeni Kontroller, Eski Tartışmalar (Çev: Ekoloji Kolektifi)

Ekim 2006’da Türkiye Büyük Millet Meclisi, tohumlar üzerine ,tamamen uygulandığı takdirde tarım pratiğini yıkacak, köylerde halen çalışan nüfusun %35’inin haklarını eritecek geniş kapsamlı bir kanunu (1) kabul etti. Yeni kanun, Türkiye’nin eninde sonunda üye olmayı umduğu Avrupa Birliği ile kanunlarını uyumlu hale getirme genel eğiliminin bir parçası.

Türkiye’nin 5553 Numaralı Yasası genel olarak “tohum yasası” olarak adlandırılıyor, ancak geniş etki alanı düşünüldüğünde bu bir aldatmaca. Yeni kanun yalnızca tarla bitkileri ya da bağ ve bahçe bitkilerini değil aynı zamanda orman bitki çeşitlerini ve tüm çoğaltma araçlarını kapsıyor. Ayrıca kanun, “genetik kaynaklar” ve “bitki türleri” arasında yeni ve oldukça tehlikeli bir ayrımı gündeme getiriyor. “Genetik kaynaklar” (2), bitki üreticileri ve biliminsanları tarafından “önemli özellikleri” olan genlerinin seçilebildiği, hem çiftçiler tarafından yetiştirilen hem de doğal olarak bulunan vahşi türlere verilen isimdir. Bir diğer deyişle varsayım, tohumları binlerce yıldır değiştiren ve geliştiren orijinal çiftçilerin tek görevinin artık sadece resmi üreticilerin “bitki çeşitleri” olarak adlandırılan ve satılabilir olan “gelişmiş” türlerini üretebilmeleri için ham madde sağlayıcıları olduklarıdır. (bkz. Tablo)

Bu düşünce biçimi tüm kanuna hakim: daha ilk maddede yeni düzenleme arkasındaki temel amacın bitki üretim kalitesini geliştirmek ve tohum sektörünü yeniden düzenlemek olduğu belirtiliyor. Benzer aşamalardan geçen diğer pekçok ülkede olduğu gibi çiftçi türlerinin iyi kalitede olabileceği düşünülmüyor-ki buradaki hem iyi hem de kaliteli terimleri “yüksek verimliliğin” endüstriyel parametreler tarafından tanımlanmış hali. Hükümet için tohum arzındaki kalite kontrolü, standart olan ve değişmez karakteristikler gösteren ekilecek materyalin sağlanmasıdır. Bu durum çeşitlilik ve uyumluluk özelliklerine fırsat tanımaz; geleneksel tohumlarda bulunan bu iki özellik çiftçiler için çok faydalı olmasına karşın hükümet tarafından olumsuzlanmaktadır. Bu mentalite çoğunlukla çiftçilerin ürettiği zengin çeşitli tarla ırklarının kaybolması ve yerlerinin şirketlerce geliştirilen melez ve transgenik çeşitlerce değiştirilmesi demek. Hala TÜRK-TED(Tohum Endüstrisi Derneği) tohum üretiminde lider pozisyona sahip.

Yasa, Avrupa Birliği tohum kanununa göre şekillendirildi ve Türkiye’nin tohum arzının bu şekilde ikiye ayrılması -biri ekonomik olarak geçerli endüstriyel bir aktivite olarak düşünülürken, diğeri sadece kanun tarafından göz yumulan ve önceden belirlenmiş sınırlar dahilinde çiftçilerin resmi olmayan yollarla tohum alışverişine dayanan iki ayrı alan- Avrupa’nın kalanıyla da uyumludur. Avrupa Komisyonu ikinci kategoriyi, yani resmi tohum kataloğunun dışında kalan “saklanan türleri” kapsayacak ve duruma göre tarla üzerinde saklanmalarına imkan tanımak üzere çok katı olmayan market kuralları tarafından yönetilmelerini sağlayacak özel bir direktifi onaylamıştır. Bu çeşitlerin gelecekte faydalı olabilecekleri düşünüldüğünde devamlılıklarının tohum endüstrisinin çıkarına olduğu açıktır.

Yeni kanun, satılmadan önce tohumların kayıt ve sertifika altına alınmasını ilk kez zorunlu kılarak eski tohum kanununu (4) geçersiz kılıyor. Kayıt için gerekli kriterlerin detayları uygulama kuralları ilan edildiğinde bilinebilecek, ama sistemin genel kuralları şimdiden belli. Bir tohumun kayıt altına alınabilmesi için bir kayıt defterine geçmeli. Bundan sonra Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Çeşit Kayıt ve Sertifika Merkezi tohum kayıt değerlendirmelerini yapar (DUS/VCU) ve tohum ve fidan sertifika servisini sağlayarak aynı zamanda ISTA (5) , OECD (6) ve UPOV (7) la işbirliğini sağlar.

Aynı zamanda kanun, Türk Tohum Üreticileri Birliği adında yeni bir yapının kurulmasını öneriyor. Bu yapı hükümetten bağımsız olacak ve tohumların ithalatı ve ihracatı gibi anahtar konularda Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na tavsiyelerde bulunacak. Bu yeni kanun altında Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, güçlerinden bir kısmını ya bu tohum birliğine ya bir ziraat fakültesine ya da diğer bir kamu kurumuna aktarabilir. Pekçok gözlemci bu durumda, devletin küçük çiftçilerin çıkarlarını korumak üzere özel sektörü kontrol etme sorumluluğundan sıyrılarak, düzenleyici rollerini ulusaşırı şirketlerin kontrolündeki özel sektöre aktaracağından endişe ediyor.

Yeni kanun altında satılan tüm fidelerin de sertifika altına alınması zorunlu kılınıyor. Burada sertifikayla kastedilen tarla testleri, laboratuar kontrolleri ve paketleme, etiketlemeyi de kapsayan fide standartlarıyla uyum. Aynı zamanda hangi bölgenin hangi tohuma uygun olduğuna dair bir “tavsiye listesi”nin hazırlanması da öngörülüyor. Buna göre, belirlenen tohum yetiştirme alanında kendi tohumlarını ekenler hakkında 3000 YTL (yaklaşık 2000$) cezai yaptırım var. Bu yasaklama için çiftçiye herhangi bir tazminat da ödenmeyecek. Bunun yerine, yasadışı ekinler çiftçileri zarara uğratmak pahasına sökülecek. Dolayısıyla pratikte hükümet, yalnızca hangi tohumun satılacağına karar vermeyecek -sadece kayıtlı ve sertifikalı tohumlar olarak-, ama nerede yetiştirileceğine de karar verecek.

Kanun aynı zamanda bakanlık yetkililerin tarlaları teftişine kapı aralıyor, ama hangi tarlaları, ne amaçla teftiş edeceğini belirlemiyor. Bu bir endişe kaynağı, zira Hindistan örneğinde de görüldü ki ülkenin yeni Tohum Yasası (8) altında Müfettişlere tanınan geniş araştırma ve çiftçilerin mallarına el koyma yetkisi büyük öfkeye yol açtı. Bir başka endişe kaynağı ise yeni kanunun şirket tohumlarının işe yaramaması halinde şirketin sorumluluk alması gerekliliğini, kayıba etkili olanlar “ortak zararları tazmin etme sorumluluğundadır” (9) ifadesi dışında, dile getirmekte aciz kalmış olması. Bireysel çiftçiler aynı zamanda kayıt gerekliliği olan faturaları da ödemekle yükümlüler, çünkü kooperatifler kanununda (10) da belirtildiği gibi sadece kooperatifler olarak kurulan birlikler ve alt-birlikler fatura muafiyetinden yararlanabilecekler. Kanun metninde açıkça Avrupa adının belirtildiği tek maddesinde, sektörün Avrupa Birliği standartlarına uyumu için Bakanlıkça uygun görüldüğü şekilde tohum sektörü desteğe açıktır, deniyor.

Transgenik Tohumlar
Türkiye’nin “GDO’ya Hayır Platformu” olarak organize olan sivil toplumu, ülkenin genetik kaynaklarını tehdit eden GM endüstrisine kesinlikle karşı (11) . Gıda yönünden neredeyse tamamen kendine yeten bir ülkenin neden GDO’ya ihtiyaç duyduğunu sorguluyor ve ülkenin doğal zenginliklerinin herkesin ihtiyacını karşılayabileceğine yürekten inanıyorlar. Platform, yalnızca markete oynayan, ekolojik ve besin değeri olarak yetersiz prensipler üzerine kurulan tarım politikalarına karşı yükselen bir ses. Buna rağmen, GM tohumlarının yasal olarak Türkiye’de de satılmasının an meselesi olduğu görülüyor. Monsanto ve Pioneer halihazırda GM çeşitlerinin tarla denemelerini yapmaktalar. Ülkenin Tarım Araştırmaları Genel Merkezi (TAGEM) (12) , ki kendisi de GDO denemelerine katılmıştır, bir Ulusal Biyogüvenlik Çerçevesi’nin (13) oluşturulması çalışmalarını yürütüyor. Biyogüvenlik yapısı kurulduğunda ve devam eden saha uygulamaları tamamlandığında, GDOlar resmi hale getirilecek. Ancak Türkiye Meclisince onaylanan yeni tohum kanunu (kanunun daha önceki bir taslağında yer almalarına rağmen) GM tohumlarına dair herhangi bir gönderme yapmıyor. Diğer bir deyişle, GDOlara nasıl yaklaşılacağı ya da bu yeni kanunun biyogüvenlik düzenlemeleriyle nasıl ilişk
ilendirileceği konusu net değil.

Çiftçilere “Özgürlük”?

Küçük toprak sahipleri, dağlık araziler ve Türkiye’nin bir çeşitlilik merkezinde konumlanması sayesinde birçok Türkiye tarla ırkı şu an yaşıyor ve kullanılıyor. Devletten hiçbir destek görmemelerine rağmen çiftçiler yüzyıllar boyunca ektikleri tohumları koruyup geliştirdiler. Türkiyeli çiftçiler, özel tohum üreticilerinin asla “üretemeyeceği” kadar çok çeşidi savunmak zorundalar. Bununla birlikte, tüm bunlar yeni tohum yasasınca tehdit ediliyor. Yasanın tartışması sürerken çifçi grupları, STKlar ve destek akademisyenler biraraya gelerek çifçileri tohum için özel sektöre mahkum edecek yeni bir “kölelik” yasasının çıkartılmaması için kanun yapıcıları uyardılar.

Diğer tarım kültürlerinde olduğu gibi, Türkiye’de de çiftçiler geleneksel olarak ekin araçlarını değiş tokuş ederler. Aslında hiç de azımsanmayacak bir biçimde, çevreye uyumları ve yaşamları kendi ektikleri tohumları kontrol edebilme özgürlüklerinde yatar. Eğer ki tohumları için devlete ya da özel üreticilere bağımlı hale gelirlerse, neyin nereye niçin ve ne girdilerle ekileceği konusunda karar güçlerini kaybederler. Türkiye Çiftçi Sendikası’nın ortaya koyduğu gibi “Devlet -firmaların değil- çiftçilerin yiyecek zincirinin tümünü kontrol etmelerini sağlamak için çalışmalıdır.”
Yeni yasada çifçiler, kayıt ettirmek zorunda kalmadan kendi kullanımları ve diğer çiftçilerle değiş tokuş için tohum saklamaya devam edebilirler. Ancak, ticaret kokan her türlü aktiviteleri cezai yaptırıma tabi. Özel sektör çiftlikte saklanan tohumu rekabet unsuru olarak gördüğü için çiftçilerin hareketlerinin takibi çok bunaltıcı olabilir. Türkiye’nin 2004’ten bu yana yürürlükte olan Bitki Çeşidi Kanunu, kanunla belirlenmiş 21 korunan türün ekimini yaptıkları takdirde tohumlarını diğer çiftçilerle değişemeyeceklerini belirterek küçük çiftçilerin haklarını halihazırda sınırlamaya başlamış durumda.

Birçok çifçinin yeni yasayla ilgili şüpheleri olması süpriz değil. Türkiye Çiftçi Birlikleri Parlamenterlere yazdıkları açık mektupta, kendi tohumlarını kullanabilme hakkı da olmak üzere köylü topluluklarının sahip olmaları gereken hakları hatırlattılar. Herhangi bir değişikliğin yasayı iyileştirmeyeceği iddiasıyla taslak metine tamamen karşı çıktılar. Bu duruşlarında Avrupa küçük çiftçi gruplarının da desteğini aldılar.

Küresel Baskılar

1980lerden önce tohum ticareti devlet sektörü tarafından kontrol edilirken sonrasında Türkiye hükümeti dünya ekonomisiyle uygun olarak ekonomik liberalleşme politikalarını benimsedi ve tohum politikasında özel sektöre ayrıcalıklar tanımaya başladı. Dünya Bankası sponsorluğunda, Tarım Reformu Uygulama Projesi (2001-2005) altında yürütülen reforn çalışmaları da daha market hedefli, yani Avrupa Birliği ile daha uyumlu yiyecek ve tarım sektörünün oluşması yönünde radikal bir değişimi işaret ediyor.

Şüphe yok ki Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılma istemi market ekonomilerine geçişinde etkili olmuştur. Bu yasa, AB tarafından daha kabul edilebilir olma çabasıyla kopya edilen tarımla ilgili ilk yasa değildir. OrganikTarım Yasası ve Bitki Çeşitliliği’ni Koruma Kanunu diğer örneklerdir.

Türkiyeli birçok çiftçi ülkenin tarım alanlarının Avrupa’nın mutfak bahçesine dönüşümünden oldukça endişeliler. Korkuları, bu trendin artmasıyla birlikte sadece marketin talebiyle üretimin dönmesi yolundaki baskıların da artması ve yerel halk için yerel çeşitliliğin korunumunu savunanların giderek güç yitirmeleri.

Sıradaki ne?

Eğer bu yasa uygulanırsa, Türkiye çiftlik tohum çeşitleri ve geleneksel ekinlerin varlığını sürdürmesi için gereken alanı daha da sınırlamış olacak. Bunun sonucunda, yeni “modern” tarıma uyum sağlayamayan birçok çiftçi de toprağını terk etmek zorunda kalacak. Bu öyle korkutucu bir düşünce ki, halk protestoları yasanın Parlamento’dan geçişini engelleyemedi, buna rağmen çiftçi grupları ve kitlesel örgütler hala direniyor. Bu gruplar şu an çok yönlü yaklaşımlarla hedefe oynuyorlar. Çiftçi lideri Abdullah Aysu’nun açıkladığı gibi, “Çiftçi grupları istedikleri şekilde tarıma devam edebilmek için küresel düşünmeli ama yerel olarak organize olmalılar”. Aysu’ya göre, çiftçilerin kendi tohumlarının alanını korumak üzere ihtiyaç duydukları “üretici ve tüketici arasındaki mesafeyi yakınlaştırmak, ve bunu yapmanın tek yolu ise çiftçilerin kendi ürünlerini tüketicilere direk getirebildikleri yöntemler geliştirmektir”.Doğrudan ticaret gibi doğrudan eylem üzerinde de duruluyor. Aynı zamanda, çiftçi ve tüketici grupları başka organizasyonların da desteğini alarak tohum yasasına Anayasa Mahkemesi’nde meydan okuyorlar.

Yeni yasa, kayıt işlemini hemen zorunlu kılmayacak, belirli bir geçiş süreci yaşanması bekleniyor. Çiftçi ve tüketici grupları da bu zaman dilimini daha etkin örgütlenme ve yeni direniş stratejileri oluşturarak geçirmeyi planlıyor. Çiftlik tohumunu ve onu ekenleri korumak için başlatılan mücadele sürecek.

Çeviren: Binnur ALOĞLU, Ayça BULUT (Ekoloji Kolektifi)
GRAIN 04/2007
—-

1) Metnin İngilizce versiyonu GRAIN websitesinde: http://www.grain.org/brl/?docid=277&lawid=2886
2) Madde 3(9)
3) Kayıt altına alınan tüm çeşitler en az iki yıl süresince DUS (distinctiveness, uniformity, stability/ farklılık, özdeşlik ve değişmezlik) kriterlerine ve bazı ekinler de VCU (value for cultivation and use/ ekim ve kullanım değeri) kriterine göre test edilmelidir.
4) 1963 yılı 308 sayılı Kanun
5) Uluslararası Tohum Test Etme Birliği, tohumların örneklenmesi ve testleri için prosedürleri belirler ve bu prosedürlerin uluslararası ticari değeri olan tohumların herbiri için aynı şekilde uygulanmasını destekler: http://www.seedtest.org/home.html
6) Dünyanın en kalkınmış ülkelerini temsil eden, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Topluluğu, www.oecd.org
7) Bitkilerin Yeni Çeşitlerinin Korunumu Uluslararası Birliği, tohum üreticilerine netlikle belirlenmiş prensipler doğrultusunda entelektüel mülküyet hakkı tanıyarak bitkilerin yeni çeşitlerinin geliştirilmesini cesaretlendirir: www.upov.int
8) Hindistan’ın taslak Tohum Yasası hakkında daha fazla bilgi için bkz.:http://www.grain.org/seedling/?id=338
9) Madde 11
10) 1969 yılı 1163 sayılı Kanun
11) GRAIN ile yazışan Arca Atay’dan, Şubat, 2007
12) http://www.tagem.gov.tr
13) Biyogüvenlikle ilgili Cartagena Protokolü 17 Haziran 2003’de Türkiye Parlamentosu tarafından kabul edilmiştir.

© CopyLEFT Sendika.Org'un tüm yazılı ve görsel içeriği kaynak göstermek koşuluyla özgürce kullanılabilir.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann
Scroll to top