Dünyanın Çatısında Devrim:Nepal’de Halk İktidarı-Hisila Yami Reviewed by mustafa on . Dünyanın en yüksek dağlarının yer aldığı küçük ve yoksul bir ülke olan Nepal'de başkent Katmandu'nun kapılarına dayanan devrim hareketi hakkında pek az şey bili Dünyanın en yüksek dağlarının yer aldığı küçük ve yoksul bir ülke olan Nepal'de başkent Katmandu'nun kapılarına dayanan devrim hareketi hakkında pek az şey bili Rating:

Dünyanın Çatısında Devrim:Nepal’de Halk İktidarı-Hisila Yami

Dünyanın en yüksek dağlarının yer aldığı küçük ve yoksul bir ülke olan Nepal’de başkent Katmandu’nun kapılarına dayanan devrim hareketi hakkında pek az şey biliniyor. Hareketin, dünyanın diğer bölgelerindeki devrimci hareketlerin dağıldığı, yenildiği ya da duraklamaya uğradığı bir dönemde taarruza geçme münasebetsizliğinde bulunmasından dolayı, yıllardır ”başka yol yok!” masalını beyinlere çakmakta fazla zorlanmayan emperyalist medya tarafından görmezden gelinmesi doğal. Ancak bu ilgisizlik ve bilgisizlikte, harekete öncülük eden NPK(M)’nin benimsediği ”arkaik” Maoist yöntem ve üslubun sadece liberal değil devrimci sol içinde bile, bir tedirginlik ve eskimişlik duygusu uyandırmasının da rolü olduğu düşünülebilir. Dahası, Nepal’in kendine has özelliklerinden dolayı marjinal bir örnek olarak, modern toplumsal mücadeleler için referans alınamayacağı bile söylenebilir. Ancak, ne olursa olsun, 21 yüzyıla taşınmış bir halk mücadelesi olarak Nepal köylülerinin mücadelesi de ezilenlerin ortak bilgi ve deneyim birikimi içinde değerlendirilmesi gereken ortak bir değeri temsil etmektedir.

GİRİŞ
1949 yılında Nepal Komünist Partisi’nin kuruluşundan bu yana, komünizmin geniş bir kitle desteği bulduğu Nepal’de eski monarşik devletin yıkılıp Yeni Demokratik bir devletin kurulması pek çok insanın özlemi olmuştur. 1996 yılında başlatılan Halk Savaşı’ndan bu yana da Nepal topraklarının aşağı yukarı yüzde 80′i Nepal Komünist Partisi’nin (Maoist) -bundan sonra NKP(M) olarak anılacaktır- denetimi altına girmiştir. Eski devletin iktidarı artık başkent Katmandu ile il merkezleri ve bunları birbirine bağlayan anayolların denetimiyle sınırlıdır. Nepal’deki Halk Savaşı’nın başarısı, artık emperyalist güçlerce bile ”çökmüş bir devlet” olarak kabul edilen eski devletin hızlı çöküşüyle kendini kanıtlamıştır. Bugün kralın son umudu halindeki Nepal Kraliyet Ordusu kışlalarına kapanmıştır ve ara sıra kırsal kesime düzenlediği yıkım seferleri dışında askeri varlık gösterememektedir. Bu durumu mümkün kılan pek çok etmeni şöyle sıralayabiliriz: Birincisi, halk komiteleri biçimindeki yeni devlet, uluslararası, ulusal ve yerel çelişkileri stratejik bir katılık ve taktik bir esneklikle ele almayı becermiştir. İkincisi, yeni iktidar, siyasi inisiyatifi askeri saldırının önüne koymayı bilmiştir. Üçüncüsü, yeni iktidar, eski devletin yıkımı ile eş zamanlı olarak bir inşa faaliyetini yürütebilmiştir. Dördüncüsü, yeni devlet, eski devletin uzun süredir ihmal ettiği etnik, cinsiyetçi, bölgeci ve kast ayrımlarından kaynaklanan baskı ve zulümleri ortadan kaldırma kararlığını göstermiştir. Beşincisi, yeni iktidar, Marksizm-Leninizm-Maoizmi Nepal’in somut koşullarını tahlil etmek için yaratıcı bir biçimde kullanıp, ardından bu tahlili somut eyleme dönüştürmesini sağlayacak biçimde yerlileşmeyi başarmıştır. ve sonuncu olarak, top yekun savaş stratejisi sayesinde, eski devleti merkezi düzeyde siyasal saldırı, yerel düzeyde askeri harekatlar yoluyla imha edip, doğan boşluğu halk komiteleriyle doldurmayı bilmiştir. Halk Savaşı’nın bu bütüncül yaklaşımı, emperyalist ülkelere Nepal’daki Maocu hareketi bir ”terörist” savaş olarak yaftalayıp gözden düşürme fırsatı vermemiştir. (1)

Bütün bunların, aralarında yeni devletin yetkililerinin de bulunduğu binlerce bilinçli şehidin fedakarlıklarıyla başarılabildiğini de belirtmek gerekir.

KURAMSAL KABULLER

Devlet iktidarı sorunu devrimin baş meselesidir. Uzun Süreli Halk Savaşı’nın yürütüldüğü bir ülkede, kalıcı üsler oluşturma sorunu, insan gücü sağlama, savaşın lojistiği ve psikolojik ve ideolojik sağlamlık bakımından stratejik öneme sahiptir. Savaşın stratejik taarruz aşamasına gelmesiyle kurtarılmış bölgeleri ve üsleri pekiştirip sağlamlaştırma sorunu daha da can alıcı önem kazanır.

Daha halk savaşının başlamasından bile önce, NKP(M) yeni devletin doğası hakkında çok açık bir görüşe sahipti. Amaçlanan devlet, ezilen sınıflara, kastlara, milliyetlere, bölgelere ve kadınlara demokrasi tanırken, yayılmacı devletler de dahil olmak üzere feodal ve emperyalist güçler üzerinde halk diktatörlüğü uygulayacak Yeni Demokratik bir devlet idi. Ne var ki, bu hedef ortaya konurken, devrimin Nepal’in özgül jeo-politik koşullarını dikkate alarak çeşitli aşamalardan geçen zikzaklı bir hat izleyeceği de açıkça ifade edilmişti. Bu yüzden parti, Nepal özgülünde Yeni Demokratik Devlet’in proletaryanın öncülüğünde farklı sınıf, milliyet ve bölgeleri bir araya getiren bir Birleşik Cephe biçimine alacağını öngörmüştü. Nepal nüfusunun büyük bölümünün milliyet ve bölgesel bakımdan son derece bölünmüş ezilen sınıflara ait olmasının sonucuydu bu.

NKP(M), sosyalist devletlerdeki karşı devrimlerden ders çıkararak 2003 yılında ”21. Yüzyılda Demokrasinin Geliştirilmesi’ konulu bir karar aldı. Bu kararda, devletin sonunda ortadan kaldırılıncaya (sönünceye) kadar sürekli bir biçimde demokratikleştirilmesi sorununun devlet iktidarını ele geçirmekten bin kez daha güç ve karmaşık bir mesele olduğu vurgulanıyordu. Bu yüzden, esas mesele, sürekli devrim perspektifiyle proletarya diktatörlüğünün, devletin gündelik işlemesi göreviyle nasıl birleştirilebileceği meselesidir, Bu ancak önceliği politikaya vermek ve devleti kitlelerinin denetim, gözetim ve müdahalesine tabi kılmakla başarılabilir. Ancak bu şekilde halk cephesi genişlerken karşı-devrimcilerin dayanaklarının erimesi sağlanabilir.

HALK İKTİDARININ GELİŞİMİ

Yeni Demokratik Devlet kavramı somut biçimine ancak halk savaşının başlamasından sonra kavuştu. Ülkenin çeşitli bölgelerinde yerel halk iktidarlarının yayılmasının gösterdiği hız, Halk Savaşı’nın ikinci yılında başta Batı Nepal olmak üzere, bir çok bölgede yarattığı iktidar boşluğunun sonucudur. Üç komuta bölgesinde yaratılan bu iktidar boşluğu, Birleşik Halk Komiteleri biçiminde ruşeym halinde ve farklı gelişme düzeylerindeki halk iktidarlarınca doldurulmaya başlandı. Başlangıçta iktidar alanları temel, ikincil ve propaganda alanları biçimlinde askeri terimlerle tanımlanmıştı. Batı bölgesinde güçlü kitle desteği, partinin güçlü konumu, arazinin elverişliliği, toplumsal sınıf düşmanlarının gerilla güçleri tarafından ortadan kaldırılması ve hem temel hem ikincil faaliyet alanlarında devletin askeri gücünün önemli ölçüde yenilgiye uğratılması sayesinde, daha savaşın başlamasından ikibuçuk yıl sonra, temel faaliyet alanında kalıcı bir üs oluşturulması görüşü tartışılıyordu. Böylece, temel faaliyet alanının kalıcı üsse ikincil faaliyet alanının da istikrarlı bir gerilla faaliyet alanına dönüştürülmesine karar verildi. Halk Savaşı’nın 5. yılına doğru Parti ”Üs Alanlarını Güçlendirin ve Genişletin. Yeni Bir Demokratik Merkezi Hükümet Kurma Hedefi Yönünde İleri!” sloganını attı. Aynı yıl, NKP(M), Halk Kurtuluş Ordusu (HKO), bir çok sınıf ve kitle örgütü ile yerel Halk Komiteleri’nin temsilcilerinden ve bağımsız tanınmış kişiliklerden oluşan Devrimci Birleşik Cephe’nin ilk toplantısı yapıldı (Eylül 2001). Toplantı sonucunda Nepal Birleşik Devrimci Halk Meclisi kuruldu. Bu organın kurulmasıyla merkezi Birleşik Cepheyle diyalektik bir ilişki doğdu. Meclis, merkezi düzeyde genel grev ve boykot çağrıları yapmak, eski devlete karşı diyalog ve siyasi talepleri dile getirme işlerini üstlenmek; yerel düzeyde de yerel halk komiteleri üzerinde merkezi iktidarı temsil etmek şeklinde, Cephe içinde politik temsil görevini üstlendi. Bütü
n bunlar eski devlete karşı tam tekmil bir saldırı anlamına geliyordu. Halk Savaşı’nın 7. yılında (2003), ülkenin batısından doğusuna, kimisi toprak esasına dayalı, kimisi ulusal nitelikte, dokuz özerk bölge oluşturuldu: Seti-Mahakali özerk bölgesi, Bheri-Karnali özerk bölgesi, Tharuwan özerk bölgesi, Magarat özerk bölgesi, Tamuwan özerk bölgesi,, Tamang özerk bölgesi,, Madhesh özerk bölgesi, Newar özerk bölgesi ve Kirat özerk bölgesi. Bunlardan ilk ikisi toprak esasına dayalı, kalanı ulusal nitelikteydi.

NEPAL’DE TOPRAK ESASINA DAYALI BÖLGE VE ALANLAR

Halk Komiteleri’nin faaliyet gösterdiği alanlarda örgütlenme, ilçe, köy ve mezra düzeylerine ayrılmıştır. Komitelerin çoğu atanmışsa da bazıları seçimle işbaşına gelmiştir. Mevcut eğilim seçimle gelen komitelerin sayısını artırmak yönündedir. Halk İktidarının çalışmalarını güçlendirmek, merkezileştirmek ve birleştirmek amacıyla, mezra düzeyindeki halk komitelerinin bazıları Örnek Köyler oluşturmak üzere birleştirilmiştir. Genelde bu komitelerin hemen hemen tüm üyeleri, parti, kitle örgütleri ya da milis güçlerinde örgütlenmiş hane halklarıdır ve halk savaşının güçlü bir kalesini oluştururlar. Bu örnek köylerde, Dalitlere (Nepal toplumsal hiyerarşisinde en altta yer alan parya kastlarının üyeleri ç.n.) ve kadınlara özel temsil hakları tanınmıştır. Kadınlara mirasta hak eşitliği sağlanmış ve Dalitlerin dışlanması yasaklanmıştır. Kurtarılmış bölgelerde okullar faaliyettedir ve öğrenciler kendi anadillerinde NKP(M)’nin eğitim bölümünce hazırlanan yeni kitaplardan ders görmektedir. Bugün ülke boyunca üs bölgelerinde değişik gelişme düzeyinde çok sayıda komün ve tarım kooperatifi faaliyettedir.

Ülke çapında halk iktidarının böyle hızlı yayılıp güçlenmesinin nedenlerinden birinin, NKP(M)’nin legal cephesiyken halk savaşının başlamasıyla birlikte illegale geçen Birleşik Halk Cephesi’nce (BHC) ortamın hazırlanmış bulunması olduğunu belirtmek gerekir. BHC, illegaliteye geçmeden önce, monarşik parlamenter sistem içinde (hem parlamento içinde hem de dışında) Yeni Demokratik Devrimin savunmasını ve propagandasını yapabilme olanağı bulmuştu. Bu dönemde ülke çapında oluşturduğu örgütlenme, halk savaşının başlamasından sonra yerel BHC organlarının halk komitelerine dönüşmesinin şartlarını hazırlamıştır (3).

ÜS ALANLARINDA HALK İKTİDARININ ŞU ANKİ DURUMU

Bu makalede, bütün ülkeyi kapsayan (Batı, Orta ve Doğu) üç komuta alanından birisi, yani Orta Komutanlık üzerinde yoğunlaşıldı. Bunun nedeni Halk Savaşı’nın en güçlü etkisinin bu bölgede hissedilmesidir. Orta komuta alanı iki alt-bölge komutasına ayrılmıştır: Gandak ve Özel alt-bölge.

Özel alt-bölge içinde, Magarat özerk bölgesi bünyesinde yer alan Rolpa, Rukum ve Salyan’dan oluşan bütün ilçeler temel üs alanları olarak örgütlenmiştir. Bu alanlardan Rolpa’daki ana üs alanı öbürlerine göre daha eski, daha istikrarlı ve daha güçlüdür. Gandak alt bölgesinde ise Kuzey Gandak’taki Tamuwan özerk bölgesindeki ikincil üs alanlarıyla, Magarat özerk bölgesindeki (Özel alt-bölgeye girmeye) ikincil üs alanları yer almaktadır. Bu alt-bölgedeki üs alanları Özel alt-bölgeye göre daha istikrarsız durumdadır.

Temel üs alanlarıyla ikincil üs alanları arasında kalan alanlarda, eski devletin imha edilmesiyle doğan boşluk çekirdek halindeki halk komitelerince doldurulmaktadır. Ülkenin diğer bölümlerini kapsayan diğer iki komuta alanında da bazı farklılıklarla benzer bir durum geçerlidir. Başkent Katmandu ile il merkezleri hala eski devletin denetimi altındadır, ama bunları çevreleyen yeni devletler sık sık başkenti felce uğratan genel ya da yerel grevler ve boykotlar yoluyla güçlerini eski devletin denetlediği alanlarda da hissettirebilmektedir.

Yeni devletin çalışma biçiminin esası olarak işlev gören Ortak Asgari Politika ve Birleşik Devrimci Halk Meclisi’nin programının kabulüyle, özellikle yukarıda adları geçen üs alanları, örgütlü ve sistematik bir şekil almaya başlamıştır.

HALK İKTİDARININ ÇEŞİTLİ UNSURLARI

Eski devletin çöküşünün ve yeni bir devletinin doğuşunun ilk işaretleri hukukta görülür.Hareketli ve yerel temeldeki halk mahkemeleri kısa süre içinde eski resmi mahkeme sisteminin yerini aldı. Halk mahkemeleri sistemi öylesine halk desteği buldu ki yeni devletin otoritesini kabul etmeye o kadar istekli olmayanlar bile, halk mahkemelerinin hükümlerini kabul etmektedir.

Ülke çapında hukuk ve yasanın işleyişinin düzenlemek ve sistemleştirmek için 2003 yılında ilan edilen Nepal Halk Cumhuriyeti Kamu Yasası temel alınmaktadır. Bu yıl içinde, Özel alt-bölgeye bağlı 11 idari bölgenin her birinden bir erkek ve bir kadın üye gezici halk mahkemelerinde görevlendirilmek üzere eğitime tabi tutulmuştur.

Benzer şekilde, mahkumları yararlı vatandaşlar haline getirmek için bir açık cezaevi sistemi geliştirilmiştir. Ne var ki bu alanda bilinçli ve uzman işgücü eksikliği hissedilmektedir, Partinin ve halk komitelerinin artık görece serbest çalışma ve adalet sisteminin günlük işleyişini düzenleme olanağına kavuşmuş olmalarına rağmen, hala adaleti bu işle ilgili özel organlara bırakmak yerine doğrudan doğruya parti ya da halk komitelerinin eliyle yerine getirme eğilimleri hakimdir. Üs alanlarının gelişmesi ve güçlenmesiyle örgütlü bir adli sistemin geliştirilmesine duyulan ihtiyaç artmaktadır.Adli sistemin hızlı ve etkin işlemesi yeni devlete kitlelerin güvenini artıracak ve böylece onu güçlendirecektir. Böyle bir sistem Uzun Süreli Halk Savaşı’nın ihtiyaçları doğrultunda halkın dönüştürülmesine de yardımcı olacaktır. Ayrıca, NKP(M)’nin Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası zeminlerde Nepal halkının askeri-faşist eski devlet yerine halk iktidarınca temsil edilmesi için yaptığı talep de, etkin ve bilimsel bir adli örgütlenmenin varlığında daha büyük bir meşruiyet kazanacaktır.

Atanmış organlar şeklindeki halk komiteleri polis karakollarının yıkılması ve eski devlet aygıtının dağıtılmasıyla oluşan iktidar boşluğunu doldurmak için ortaya çıktı. Ancak, daha güvenli bir aşamada bu komitelerin atama değil seçimle oluşturulmasına başlanabildi. Bugün, yukarıda anlatıldığı gibi, merkezi düzelyde Birleşik Devrimci Halk Meclisi bulunmaktadır; onun altında, bölgesel düzeyde ulusal ya da toprak esasına dayalı çeşitli özerk bölge yönetimleri yer almaktadır; özerk bölgelerin altında ise köy ya da mahalle birlikleri vardır. Bütün bu düzeylerde halk temsiline dayalı yönetim organları ve halk meclisleri faaliyet göstermektedir. İl merkezleri ve anayollar dışında, ülke yeni devletin denetimi altındadır. Üs alanlarında, halk komiteleri görece daha güçlü, birleşik ve merkezileşmiş bir yönetim biçimi haline gelmiştir.Buna karşılık, ara bölgelerde halk komiteleri henüz güçlerini pekiştirememiştir, buralarda eski devletin ara sıra yaptığı müdahaleler, bazen ikili bir iktidar durumunun var olduğu izlenimini vermektedir. Halk komitelerinin parti komitelerinden farklı organlar olduğunu gerçeğinin kadrolar ve kitleler arasında kavranması için çaba göstermeye devam edilmelidir. Ancak böylelikle daha etkili ve yerel olarak hesap sorulabilen bir yeni devlet iktidarı oturtulabilir ve halk komiteleri bağımsız davranabilmek için gerekli otoriteyi kazanabilir. Bu yüzden, kitlelerin denetimi, gözetimi ve gereğinde müdahalesi eltinde çalışmaları için, mümkün olan her yerde halk komiteleri için düzenli seçimler yapılmalıdır.

Ayrı bir organ biçiminde bir kamu yönetimi henüz şekillenmemiştir. Halk komitelerinin yetkilileri idar
i görevleri de kendileri yerine getirmektedir. Mücadele geliştikçe, ayrı idari personel, resmi yardımcılar ve özel idari komisyonlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bir çok durumda, idari tıkanıkları aşmak için fiili komisyonlar ya da komiteler ortaya çıkmaktadır. Savaş harcamalarının artmasıyla, harcamaların muhasebesini tutan düzenli bir kayıt sistemi ortaya çıkmıştır. İdari işlerin en görünürü, bölgeler arasındaki iletişimin sürmesi için gezici birimler halinde çalışan posta kurye sistemidir. Ayrı bir idari organın yokluğunda, halk komitelerinin görevlilerine temel nitelikte idari bir eğitim verilmektedir. Bununla birlikte, üs alanlarında, halk komitelerini asıl işleri olan kitle çalışmasına yoğunlaşabilmek üzere rutin işlerden kurtaracak ayrı bir idari organın geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

HALKIN GÜVENLİĞİ

Milisler biçiminde faaliyet gösteren Halk Güvenliği’nin başlıca işlevlerinden biri üs alanlarının ve çeşitli düzeylerdeki halk komitelerinin güvenliğini sağlamak, bir başka deyişle Halk Savaşı’nın kazanımlarını halk düzeyinde savunmaktır. Halk Kurtuluş Ordusu’nun (HKO) aday üyeleri statüsündeki milisler yarım zamanlı ve tam zamanlı milisler olarak ikiye ayrılmaktadır. Yani, Halk Güvenliği’nin işlevlerinden biri de HKO’ya asker sağlamaktır. Bu yüzden, bütün yerel ve ulusal özerk bölgelere, kendi alanlarında kendi milis güçlerini kurma hakkı verilmiştir. Milisler, büyük harekatlara HKO’nun destek gücü olarak katılırlar. Bundan başka, kendi bölgelerinde düzenlenen merkezi ya da yerel programların korumasını sağlar, ayrıca lojistik destek verirler. Büyük askeri harekatlarda yaralanan HKO üyelerine güvenli bölgelerde koruma sağlamak da milislerin görevleri arasındadır. Bundan başka, yerel halka temel savunma eğitimi vermekle de sorumludurlar. Güvenlik görevlerinden başka, kamusal inşaat işlerinde de üretim gücü olarak görev alırlar. Milisler, boş zamanlarında da örgütçü olarak iş görürler.

Milisler sadece temel askeri eğitimden geçtiklerinden, gerici güçlerin kapsamlı saldırılarına karşı bölgelerini tümüyle koruma yeteneğine sahip değildir. Bununla birlikte, düşmanın küçük çaplı harekatlarına karşı yerel halkın desteğiyle etkili bir savunma örgütlerler.

EKONOMİK YAPI VE FİZİKİ ALTYAPIDA SAĞLANAN GELİŞME

Halk Savaşı’nın halkın iktidarını da kapsayan sosyo-politik başarıları ancak yeni bir ekonomik temelin inşasıyla sürdürülebilir. Nepal gibi, devletin, üretimin, pazarların ve toplumsal kurumların, son iki buçuk yüzyılı kapsayan ve Marx’ın Hegelci “soğurma (subsumption)” terimiyle, Mao’nun ”yarı-sömürge” ve ”yarı feodal” terimleriyle tanımladığı bir süreç sonunda, küresel kapitalizmin kendi ihtiyaçları doğrultusunda çarpıtılıp şekillendirildiği bir ülkede, Yeni Demokratik Devrim’in hedefi Komünist Parti yönetiminde sosyalist yönelimli bir ulusal kapitalist ekonomik sistem geliştirmektir. Yeni iktidar, doğru bir tarzda, önceliği tarım sektörüne vermiştir. Sanayiin yeniden gelişmesi ancak tarım sektörü üzerinde gerçekleşebilir. Bu konuda, Nepalde küçük sanayiin gelişmesinin 1920′lerde sekteye uğradığını ve 1990′larda Dünya Bankası’nın dayatmasıyla geri kalanların da darmadağın edildiğini hatırlatmak gerekir.

Yeni iktidarın tarım politikası bölgesel farklılıklara göre farklılık göstermektedir. Tepelik bölgelerde küçük toprak sahipliğinin yaygın olması nedeniyle kooperatif çiftçiliğe ağırlık verilirken, Terai bölgesinde öncelik feodal ağaların elinden alınan büyük toprakların ezilen kitlelere dağıtılmasına öncelik tanındı. Devrimin önünden kaçan karşı devrimciler, tefeciler ve düzenbaz devlet görevlileri daha önce gasp ettikleri kamusal toprakları arkada bıraktılar. Bu verimli araziler örnek çiftliklere dönüştürülerek ıslah edilmiş tohumlarla üretime geçildi. Buralarda üretilen ürünlerin satılmasıyla yerel halka gelir sağlanırken, ürün çeşitliliğini artırmak ve halkın beslenme alışkanlıklarını değiştirmek üzere yeni sebze ve tahıl türlerinin ekimi de yapıldı. Fiziki altyapının, pek çok küçük ölçekli sulama, hidro-elektrik, su değirmeni ve yol şebekelerinin inşa edilerek geliştirilmesiyle tarımsal üretim desteklendi (4). Orman koruma güçlerinin kurulmasıyla birlikte geniş orman alanlarının ve su kaynaklarının koruma altına alınması, taşkınları önlemek için engelleyici barajların yapılması, o zamana dek öylesine yaygın olan ormanlara yönelik yıkımı durdurmakla kalmayıp, orman niteliğini yitirmiş alanların yeniden ormana kazanılmasına da yardımcı oldu. Orman yağmacılığına karşı cemaat temelli denetimin en çarpıcı örneği, Rolpa’daki temel üs alanındaki tehlike altındaki Thawang köyündeki Jaljala ormanının kurtarılmasında görüldü. Rolpa ve Rukum bölgelerinde faaliyetteki üç komün, kooperatif tarımın başarılı bir örneğini vermektedir. Temel üs bölgelerinde tarımsal iş merkezileştirilmiştir ve tarım uzmanları gerek çiftçilere gerek parti kadrolarına bilimsel tarım kursları vermektedir. Ne var ki bu örnek tarım merkezlerini gerici ordunun askeri operasyonlarına karşı korumak zor bir iştir. Zelwang komününde bir çok ev, ordunun operasyonlarında yakılmıştır. Ama her şeye rağmen, temel üs alanlarında yiyecek, pamuk,şal, dokuma, sabun, mum, kağıt ve dericilik sanayileri gelişmektedir. Bu iş kolları esas olarak partinin, halk ordusunun ve halk komitelerinin ihtiyacını karşılamaktadır. Ne var ki, çoğu Hindistan’dan ithal edilen hammaddeleri temin etmekte hala problemler yaşanmaktadır. Aynı şekilde yüksek kaliteli ürünleri ekonomik bir şekilde üretebilmek konusunda da sıkıntılar sürmektedir.

Temel üs alanlarında maliye, ticaret ve gelir getirici faaliyetler için pek çok tüketici temelli dükkan kurulmuştur, bunlar arasında çeşitli kitle örgütleri ve halk komiteleri tarafından işletilen lokantalar da bulunmaktadır. Ekonomik hayatı bir düzene sokmak için yeni iktidarın vergilendirme çalışmaları sürmektedir. Bankacılık konusunda, Rolpa, Rukum ve Salyan’dan toplanan hisselere dayanan ilkel bir gezici banka kurulmuştur. Şu an sadece Rolpa’da 1 milyon rupisi Thawang, 400 bin rupisi ve 100-150 bin rupisi Kureli bölgelerine ait belli miktarda mevduat toplanmış ve yüzde 13 faizle işletilmektedir. Güvenlik sorunu yüzünden bir bankacılık sistemi kurmak ve işletmek zordur. Ayrıca, deneyim eksikliği yüzünden halkın ihtiyaçlarını temel alan bir bankacılık sistemini profesyonel bir tarzda yürütmek de güçtür. Bu nedenle kurtarılmış bölgelerdeki bankalar henüz en ilkel biçimde hizmet vermektedir.

Gezici halk mahkemelerinin kurulmasıyla fiziki altyapı inşaatları hız kazandı. Çeşitli kitle örgütleri, HKO ve halk komitelerince üstlenilen kamusal projelerle yaya ve atlı yolları, sulama sistemleri, değirmenler, yeni okul binaları, kreşler ve benzeri kamusal binalar inşa edildi. Bu seferberliklerle köy yolları yapıldı, sulama havuzları, akaçlama arkları kazıldı, yakılıp yıkılan evler yeniden inşa edildi. Bu çalışmalar, yeni devletin halkın enerji ve yeteneğini harekete geçirmekte ne denli başarılı olduğunun kanıtıdır. Daha geçenlerde Rolpa ilinde, Dahavan ile Chunvang ve Thawang merkezlerini birbirine bağlayan 91 kilometrelik bir motorlu araç yolu inşa edilmiştir. Bu eser, sadeci eski devleti yıkmakla kalmayıp yeni bir devleti de kurma yeteneğinde, sorumluluk sahibi ve olgun bir parti olarak Maoist Parti’nin imajını güçlendirmiştir.

HALK SAĞLIĞI, EĞİTİM VE KÜLTÜR İŞLERİ

Halk kurtuluş Ordusu savaşçılarının tedavisi için askeri sıhhiye olarak kurulan devrimci sağlık ekibi, hızla sivil halka da
hizmet vermeye başladı. Sağlık ekibi Halk Savaşı’nın boyutlarının büyümesine paralel gelişmesini sürdürmektedir. Bugün, açık kırıklarla baş ve mide yaralanmaları dışında hemen hemen bütün tedaviler HKO sağlık ekiplerince yapılabilmektedir. Yeni iktidar tıp kuruluşlarının işleyiş biçimini ve kamu sağlığı hizmetlerini düzenleyen bir yönerge yayımlayarak tıp kuruluşlarının kamu sağlığını koruma ve geliştirme yönünde çalışmalarını karara bağlamıştır. Harekete katılan deneyimli sağlık uzmanlarının gözetiminde verilen sağlık eğitimiyle değişik eğitim ve uzmanlık düzeylerinde sağlık görevlileri yetiştirilmektedir. Bu şekilde yetiştirilen sağlık görevlileri pratik yaparak becerilerini hızla geliştirme olanağı bulmaktadır. Gezici sağlık ekiplerini bölgelerindeki halkla yakın ilişki içinde sağlık hizmetleri verdiği gibi, asker ve sivil savaş yaralılarını da başarıyla tedavi etmektedir. Bu gezgin ekipler, kentlerin dışında kırsal kesimlerde zaten erişilmesi mümkün olmayan geleneksel hastane ve kliniklerden çok daha etkili hizmet vermektedir.

Ne var ki, sağlık alanında da, özellikle cerrahi ve diğer dallarda uzmanlaşmış hekimler olmak üzere yetişmiş işgücü eksikliği hissedilmektedir. Eski devletin emrindeki sağlık kuruluşlarına yeni hükümet tarafından yeni bir düzenleme getirilmiş ve halkın hizmetinde çalışmak üzere uymakla yükümlü oldukları çalışma kuralları anlatılmıştır. Aynı şekilde, eski devlet zamanında kurulan geleneksel sağlık kuruluşları ellerindeki malzeme ve ekipmanın belli bir yüzdesini yeni devletin oluşturduğu sağlık ekiplerine bağışlamakla yükümlü tutulmuştur.

Eğitim alanında Halk Savaşı, mevcut okullara doğrudan müdahale ederek yeni eğitim kitapları çıkarmış ve anadilde eğitimi zorunlu kılmıştır. Özellikle örnek köylerde olmak üzere bazı yerlerde yeni devlet tarafından yeni okullar açılmıştır. Birinci sınıftan üçüncü sınıfa kadar olan eğitim müfredatı belirlenmiş ve bu müfredata uygun ders kitabı ve eğitim malzemeleri temin edilmiş, dördüncü sınıftan onuncu sınıfa kadar olan sınıflarda verilecek sosyal bilim eğitimi için müfredat hazırlığı devam etmektedir. Aynı şekilde, 2004 yılında Yeni Halk Eğitimi: Temel Müfredat Öğretmen Eğitim Kılavuzu tamamlanmış, Rolpa’daki yeni okullarda eğitim veren 31 öğretmenden oluşan ilk gruba burada belirlenen ilkeler doğrultusunda eğitim verilmeye başlanmıştır. Bütün temel üs alanlarında özel okullar bütünüyle yasaklanmıştır.

Temel üs alanlarının çevresindeki genişleme alanlarında ise, temel üs alanlardakinin aksine, mevcut okullara sınırlı bir müdahale politikası benimsenmiş ve bu bölgelerdeki öğretmenlerden öğrencilerine eski rejimin işine yarayacak hiçbir şey öğretmemeleri istenmiştir. Buradaki okullarda öğrencilere krallığı öven milli marşın söyletilmesi yasaklanmış, milli marşın yerine enternasyonal ve başka şarkılar konmuştur. Özel okullara iyi gözle bakılmadığı ihsas edilmiştir. Kent ve ilçe merkezlerinde kamu okullarının kaynak ve imkanlarının artırılması için olduğu kadar özel okulların ücretlerinin azaltılması için mücadele edilmektedir. Ancak, eğitim alanında da nitelikli öğretmen bulmakta sıkıntı çekilmektedir.

Uzun Süreli Halk Savaşı’nın önemli bir özelliği halkın devrimci dönüşümü olduğundan, eski feodal kültürün yıkılıp yerine ilerici bir kültürün konulması süreci devam etmektedir. Özellikle temel üs alanlarında 8 Mart, Halk Savaşı’nın Başlangıç Günü, Şehitler Haftası gibi yeni bayram ve özel günler kutlanmaktadır. Çocuk evliliği, çok eşlilik, insanları ağır borç yükü altına sokan teferruatlı doğum günü, düğün ve ölüm törenleri gibi eski uygulamalar yavaş yavaş yerlerini yetişkin yaşta (kadınlar için yirmi, erkekler için yirmiiki) aşk evliliği, tek eşlilik ve daha sade ve masrafsız özel gün törenleri gibi yeni uygulamalara bırakmaktadır. Benzer şekilde, kadınların kötü muamele görmesine ve ailelerin yoksulluğa düşmesine yol açan içki tüketimi denetim altına alınmıştır. Ulusal, yerel ve yöresel düzeylerde uygulanan içki boykotları içki tüketimini caydırmaya yardımcı olmuştur. Üs alanlarında bireysel düzeyde sınırlı bir içki tüketimine izin verilmektedir (çünkü Magar kültüründe içkinin önemli bir yeri vardır) buradaki kıstas, içkinin çevreye rahatsızlık verilmeden içilmesidir. Üs alanlarında ithal içkiler tümüyle yasaklanmış, yerli içki kullanımına izin verilmektedir. Kentsel alanlarda kadını metalaştırılan güzellik yarışmalarının yasaklanması yönünde kampanya yürütülmektedir. Bu yarışmalara katılmaya niyetlenenlere, katılmamaları eğer yanılıp da katılmışlarsa bile ünvan kabul etmemeleri yönünde çağrılar yapılmaktadır. Aynı şekilde, sabotaj tehdidiyle masaj salonlarında, bar ve restoranlarda kadınların cinsel sömürüsü engellenmeye çalışılmaktadır. Eski feodal şarkı, dans ve piyeslerin yerine ilerici içerikli şarkı, dans ve piyesler yaygınlaştırılmaktadır. Batıl itikada dayalı fal, büyü gibi adetlere karşı mücadele verilmektedir. Bütün her yerde cemaat katılımlı projeler desteklenmektedir. Bu durum özellikle kooperatif tarım hareketinde, ot toplamak, çiftçilik ve hayvancılıkta imece usulü çalışmanın desteklenmesinde kendini göstermektedir. Çeşitli fırsatlarla girişilen temizlik seferberlikleriyle insanlarda çevre sağlığı bilinci geliştirilmektedir.

SOSYAL HAKLAR VE REFAH

Şehit Aileleri, Savaş Kurbanları Aileleri, Halk Ordusu Aileleri ve Kadro Aileleri gibi çeşitli yeni örgütlenmelerle devrim için fedakarlıklara katlananların ailelerinin ihtiyaçları karşılanmaya çalışılmaktadır. Bu örgütlenmeler yeni devletin etkin katılımcıları olmak üzere oluşturulmuştur. Şehitlerin, profesyonel devrimcilerin ve yoksul kitlelerin çocuklarının bakımı için bir çok sağlık merkezi, yurt ve kreş kurulmuştur. Halk iktidarını güçlendirmek için temel üs bölgelerinde bir çok örnek köy kurulmuştur. Kadınların kurtuluşu yönünde, köylü kadınlara mirasta eşit pay hakkı tanınmış, aynı şekilde kadınların yeni devletin temsili organlarına eşit katılımını (yüzde 50) güvenceye almak için özel uygulamalar geliştirilmiştir. Benzer biçimde Dalitlerin de yeni devlette nüfustaki ağırlıklarına eşit biçimde (yüzde 20) temsil edilmesinin mekanizmaları geliştirilmiştir. Bu örnek köylerde yaşayan ailelerin her üyesi şu ya da bu kitle örgütünde görev almış ve böylece Halk Savaşı için sağlam bir mevzi oluşturmaktadır. Sosyal refah ve değişim konusunda cumhuriyetçi Nepal Radyosu’nun oynadığı rol belirtilmeden geçilmeyecek kadar önemlidir. Yeni kültürel ve toplumsal düzenlemeler radyo aracılığıyla duyurulmakta ve yayılmaktadır. Babalara kızlarına eşit mülkiyet hakkı vermelerini, kızların süslü, gösterişçi giysiler yerine, pratik ve kamu hayatına ve çalışmaya elverişli giysiler giymelerini, hareketlerini engelleyen uzun saç yerine yaşamı kolaylaştıran kısa saç modellerine benimsemeleri gibi yönerge ve öğütler, radyonun günlük yayınlarının bir parçasıdır. Aynı şekilde Dalitlere karşı kötü muamele ve ayrımcılığa karşı uyarılar da radyo tarafından en ücra köylere dek taşınmaktadır. Cumhuriyetçi radyoyu dinlemek Nepal kırsalında bir yaşam biçimi haline gelmiştir.

BAŞARILAR, GÜÇLÜKLER VE OLANAKLAR

Şimdi gururla söyleyebiliriz ki, bir zamanların dünya haritasında yeri bile neredeyse bilinmeyen küçük, gözden ırak, arkaik, monarşik ülkesi Nepal, bugün sadece bölgenin değil, Atlas Okyanusu’ndan Büyük Okyanus’a bütün dünyanın dikkatlerini üzerine toplayan bir ilgi odağı olmuştur
. Birleşmiş Milletler yetkilileri sık sık Nepal’e gelmektedir. Bütün bunlar sadece isyanın gücü sayesinde sağlanmamıştır. Önemli olan, bu isyanın yeni bir devlet sistemi; dine değil bilime, borç ve kölelik ilişkilerine değil yurttaş sorumluluğuna, kapalı ve dar görüşlü eski düşüncelere değil evrensel bir bakış açısına, kadınların, Dalitlerin, etnik grupların ve bölgelerin ezilmesine değil kurtuluşuna dayanan yeni bir hayat tarzı getirmiş olmasıdır. Ve bütün bunlar, gelişmiş ülkeler denen parçası da dahil dünyanın öbür bölgelerinde hiçe sayılan, ezilen, itilip kakılan ”dünyanın lanetlileri” tarafından gerçekleştirilmiştir. Halk Savaşı ezilenlerin yaratıcılığını ve enerjisini serbest bırakmış, onları sorumluluk taşıyan yeni yöneticiler haline getirmiştir. Bunu yapabilmiştir, çünkü, ezilenler, insanlığın üretici gücünü temsil eden çoğunluğa aittir, ezilenler bireysel birikim için değil kolektif yarar için çalışırlar ve insanı gerçekten toplumsal kılan da budur. Nepal’de yeni ortaya çıkan devlet politikanın eksenini Katmandu’dan kırlara kaydırmıştır. Bugün artık, eski devleti oluşturan kişiler ve çıkar grupları, parlamento da temsil edilen partiler de dahil, kendilerini uzun süredir ihmal edilen sorunları gündeme almak zorunda hissetmektedir. Halk Savaşı, Nepal’de eski devletin, şu sözde demokratik devletlerde hala varlığını sürdüren feodal güç tabanını yerle bir etmiştir. Ne var ki, bugün karşılaştığı meydan okuma, proletarya partisinin önderliği altında, sosyalist yönelimli bir ulusal kapitalist ekonomik temel oluşturma görevidir. Ama ne olursa olsun, Nepal Devrimi dünyanın çalışan sınıfları arasında umut tohumları ekmiş, başka bir dünyanın mümkün olduğunu, tarihin sonunun gelmediğini göstermiştir. Egemen sınıfın propagandacılarının hüsnü kuruntuları ne olursa olsun, halk mücadele ettiği sürece tarihin sonu gelmez.

Nesnel gerçeklikte içsel çelişkiler bulunur. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) verilerine göre Nepal dünyanın en yoksul ikinci ülkesiyse de, bu ülkede dünyanın en çok ezilmiş kitleleri geri bir politik sistemi başlarından atmak için dünyanın en gelişmiş bilimsel ideolojisini uygulamaktadır. Bu yüzden, hem parti içinde, hem dışında, öznel gayretlerle nesnel gerçekler arasındaki karşıtlıktan kaynaklanan çelişkiler olacaktır. bir başka çelişki, ülkenin büyük bölümünün Maoistlerin elinde olmasına rağmen, merkezi devlet iktidarının Katmandu’da yoğunlaşmış olarak eski devletin elinde kalmayı sürdürmesidir. Bunun sonucunda yeni devlet henüz tam tutarlı bir şekil alamamıştır.

NKP(M) tarafından yönetilen yeni devlet içinde bile, politik ve teknik nitelikte pek çok yetersizlik bulunmaktadır. Çoğu kez askeri zaferler, politik sonucuna, yani üs alanlarının ya da mevcut halk iktidarının güçlenip genişlemesine götürülememektedir. Bu durum, uzun vadede askeri bir zihniyetin güçlenmesine ve partinin kitlelerden yalıtılmasına yol açabilir. Bundan başka, özellikle eski alışkanlıkların yerine yenilerini geçirme konusunda, sonuç almak için ikna yöntemlerinden çok kuvvet kullanmaya güvenen halk komitelerinin aşırılıklarından doğan bazı sorunlara da hala rastlanmaktadır. Parti ile halk komitelerinin yetki ve işlev alanlarının açık bir şekilde ayrılması ve belirlenmesi halk komitelerine daha fazla iktidar verecek ve olgunlaşmalarına yardımcı olacaktır. Bir çok bölgede, henüz idari ve hukuki davranış birliği sağlanamamıştır. Halk Savaşı’nın uzun vadeli bir strateji olduğunu dikkate alırsak, enerjileri sonuçsuz yere bir çok alana dağıtmaktansa varolan bilgi ve beceri birikimini birleştirip merkezileştirmenin önemini gözden kaçıramayız. Burada bir de kitleleri yeni devlette yeterince temsil edilmemeleri sağlamadan Parti programlarına ve toplantılarına sürüklemenin tehlikesine dikkat etmeliyiz. Böyle bir durum kitlelerin yabancılaşmasına yol açabilir. Bunu önlemek için, mümkün olan her yerde halk komitelerinin düzenli seçimlerle oluşması sağlanmalıdır. Bu, kitlelerin denetim, gözetim ve müdahalesinin önünü açarak yeni devletteki bürokratlaşma eğilimlerine de set çekecektir.

Son olarak, Nepal’de ortaya çıkan yeni devlet, ancak ve ancak proleter devrim bilimini savunup, uygulayıp geliştirmekle korunup geliştirilebilir. Bu nedenle, ”21. Yüzyılda Demokrasinin Gelişimi” yeni devlette yol gösterici ilke olmalıdır. Nepal’deki Everest Dağı’na, dünyanın en yüksek tepesine al bayrağı dikmek istiyorsak, diğer devrimci komünist hareketler ve Uluslararası Komünist Hareket de bize bu konuda, yani proleter devrim bilimini savunup, uygulayıp geliştirmek de yardımcı olmalıdır.

Notlar

1- Ama tabii, ABD’den her şey beklenir. Nepal’de 2003 Ocak ayından Ağustos ayına dek devam eden son ateşkes sırasında, ABD silahlı çatışmanın yeniden başlaması için elinden gelen her şeyi yaptı. Devrimci güçlerle kraliyet arasında resmi görüşmelerin devam ettiği bir sırada, ABD yönetimi devrimcileri ”terörist” saydığını ilan etti. Ateşkes, ABD’nin teşvikiyle kraliyet ordusunun Doramba kasabasında yirmi silahsız siyasi eylemciyi soğukkanlılıkla katletmesiyle bozuldu. 2003 Kasım’ının sonlarına doğru, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage NKP(M)’nin ABD’nin ulusal güvenliğini, dış politikasını ve ekonomisini tehdit eden… terörist eylemlere girişme yönünde hatırı sayılır bir risk teşkil ettiğini” iddia etti.

2- Halk Savaşı’nın başlamasından önce yapılan son nüfus sayımı olan 1991 sayımına göre, Nepal’in nüfusu 18,492,097 kişiydi. Şimdiyse bu rakamın 25 milyona ulaştığı sanılmaktadır. 1991 sayımına göre, nüfusun yüzde 25′i değişik etnik/ulusal gruplardan oluşuyordu. Ayrıca (eskiden ”pis-dokunulmaz” denen) 3 Dalit kastının üyeleri de nüfusun yüzde 10′unu oluşturuyordu. Yüksek Hindu kastlarını temsil eden Brahmin ve Çhetri’lerin oranı yüzde 30′a ulaşıyordu. Ancak bu yüksek kastların üyelerinin pek çoğu da mütevazi koşullarda yaşamakta ve kendilerini ezilenler arasında görmektedir.

3- 1991 seçimlerinde, geleceğin ilk üs alanı olacak olan Rolpa’da Birleşik Halk Cephesi’nin her ikisi de bölgenin yerlisi olan iki adayı, Barman Budha Magar ile Krishna Bahadur Mahara parlamentoya seçildi. Krishna Bahadur Mahara bugün NKP(M)’nin medya sözcüsüdür.

4- Nepal hakkında fazla bilgisi olmayan okur, ölçeklerin küçüklüğüne bakarak bu kalkınma projelerini küçümsememelidir. Daha sonra sözü edilecek bir tek motorlu araç yolu ve Gandaki Irmağı vadisindeki at ve katır yolları dışında sözü edilen yolların hepsi sadece yayaların geçebildiği patikalardan ibarettir. Sulamadan kastedilen teraslanmış dağ yamaçlarına su dağıtan arkların inşası ve bakımıdır. Hidroelektrik ve su değirmenleri denildiğinde arklardan gelen suyla çalışan tek bir değirmen taşı ya da küçük bir jeneratör anlaşılmalıdır. Bütün bunlar ölçek olarak ne kadar küçük görünseler de yoğun bir kolektif emek gerektirirler ve orta-batı Nepal tepelerinde yaşayan halkın varlığı ve refahı için hayati önemdedirler.

5- Kent merkezlerinin eski rejimin ordu ve polisinin denetiminde olduğu unutulmamalıdır. Buna rağmen, devrime olan destek buralarda da o kadar güçlüdür ke HKO’nun fiili gücünün uzağında kalan bu yerlerde bile okulların örgütlenmesi ve günlük hayatın öteki alanları etkilenebilmektedir.

* Bu makalede yer alan Yoldaş Parvati imzası, NKP(M) hareketinde yer alan kadın eylemcilerden birinin kod adıdır. Makalenin yazarı, daha sonraki bir yazışmayla Monthly Review’e gerçek kimliğinin açıklanması için izin vermiştir. Kendi verdiği bilgiye göre, gerçek adı Hisil
a Yami’dir. Nepal’in kırsal kesiminde Gurkha’da doğan Yami, Hindistan’da mimarlık eğitimi almış, ardından ülkesine dönerek Nepal Komünist Partisi(Maoist)’e katılarak politbüro üyeliğine getirilmiştir.


[Monthly Review dergisinin Kasım 2005 tarihli sayısından Ahmet KIRMIZIGÜL tarafından sendika.org için çevirilmiştir.]

© CopyLEFT Sendika.Org'un tüm yazılı ve görsel içeriği kaynak göstermek koşuluyla özgürce kullanılabilir.

WP-Backgrounds by InoPlugs Web Design and Juwelier Schönmann
Scroll to top